İspanya

İspanya Tarihi oldukça karmaşıktır. Aşağıda verilen tablolarla bu süreç anlaşılır kılınmaya çalışılmıştır. Giriş metni olarak, “İspanya’nın Kısa Tarihi”nde konuya diller üzerinden yaklaşan  bir bölümü seçtim. B.Berksan.

Birçok önemli yol ayrımına ev sahipliği yapan İber yarımadası, Av­rupa ile Afrika, Akdeniz ile Atlantik okyanusu, Avrupa ile Atlantik ülkeleri arasında bağlantılar sağlar. İspanya'nın Afrika'yla bağlan­tısı tarihöncesi çağlara kadar uzanır. Ortaçağda İspanya'nın büyük bölümü Müslümanların kontrolü altındayken, Kuzey Afrika ülkele­riyle kurulmuş yakın ilişkiler iyice yoğunlaşmıştı. Günümüzde bile İspanya, Avrupa'ya göç etmek isteyen Afrikalıların tercih ettiği ül­kedir. İspanya ile Avrupa'nın geriye kalan ülkeleri arasındaki iliş­kiler de güçlüdür. Tarih ve coğrafya tarafından belirlenmiş olan bu ilişkiler, sonrasında Avrupa Birliği bağlarıyla daha da geliştirilmiştir. · İspanya'nın Latin Amerika'yla bağları XV. yüzyılın sonlarındaki keşifler ve imparatorluk kurma dönemine kadar uzanır; İspanya bugün e Avrupa ile Latin Amerika arasında önemli bir bağlantı oluşturmaktadır. İki kıta arasında en çok uçuş yapılan ülkedir; İspanya'nın Latin Amerika'da diğer herhangi bir Avrupa ülkesinden daha fazla yatırımı vardır ve Avrupa'da en çok Latin Amerikalı göçmenin bulun­duğu ülkedir. Tüm dünya için İspanya önemli bir turizm merkezidir. Dünya Turizm Örgütü'ne göre, 2007'de İspanya turist sayısı bakı­mından dünyada ikinci sırada yer almıştı ve o yıl İspanya'ya 59,2 milyon turist gelmiştir. Bu rakam, ülkenin yaklaşık 45 milyon olan nüfusuyla karşılaştırıldığında, seyahat, taşımacılık ve döviz açısından İspanya'nın sürmekte olan öneminin açık bir göstergesidir.

Tüm bu coğrafi terimler karmaşık bir geçmişe sahiptir. Yarımadanın tamamını Yunanlar "İberya", Romalılar ise "Hispanya" olarak adlandırmıştır. Roma İmparatorluğu'nun yıkılışı ile XVIII. Yüzyıl ­arasındaki dönemde "İspanya" sözcüğü, siyasi bir gerçeklik olmaktan çok, kabul görmüş bir terim niteliğindeydi; ayrıca bu toprakları ve üstünde yaşayanları anlatan başka terimler de ortaya çıkmış ve bir süre sonra kaybolmuştu. Müslümanlar İspanya'yı ellerinde tutarken, kontrol ettikleri bölgeye "Endülüs" adını verdiler. Burası, İslami kontrolün zayıflayıp giderek yok olması nedeniyle haritası değişkenlik gösteren bir bölge oldu. Ortaçağda Yahudiler ülkeye "Sefarad" adını vermişti. 

Ortaçağ dönemlerindeki Hıristiyan İspanya'da bir dizi krallık ve daha küçük yönetim birimleri vardı. Kastilya ile Aragon bu krallıklardan en önemlileriydi ve ortaçağ sona ererken yarımadanın büyük bölümünü kontrol eder duruma gelmişlerdi. Başlarında bulunan Kastilya kraliçesi Isabel ile Aragon kralı Fernando'nun evlenmesi, İspanya'nın modern tanımının başlangıç noktasını oluşturdu. XVIII. yüzyıldan bu yana İspanya'nın siyasi coğrafyası neredeyse hiç değişmemiştir: İber yarımadasının Portekiz dışındaki kısmı, Andorra ve Cebelitarık. Modern çağdaysa, çoğu yazar bütün olarak yarımadayı Yunanca "İberya" sözcüğüyle, İspanya'yıysa Romalıların kullandığı "Hispanya" sözcüğünden gelen "İspanya" sözcüğüyle anmıştır. Diğer bir deyişle, Yunan ve Roma döneminde, her iki sözcük de yarımadanın tamamı kast edilerek aynı anlamda kullanılmış olsa da, günümüzde artık İspanya ve İberya terimleri aynı şey değildir.

Portekiz'in bağımsız bir krallık durumuna gelmesi de tarihi gelişmeler ve tesadüflerin bir sonucudur. Ortaçağın sonlarına doğru, yarımadanın batı kısmındaki gelişme büyük oranda kuzeybatıdaki Galiçya'dan fethetmek amacıyla ve göçmen olarak gelenler tarafından gerçekleştirilmişti; bunların başında da Leôn kralı vardı. XII. yüzyılda, Portekiz kontu Afonso Henriques, Portekiz'in bağımsızlığının ve onun kralı olarak kendi statüsünün papalık tarafından tanınması için çaba gösterdi. Bununla birlikte, Portekiz'in İspanya'yla birleşebileceği birçok durum da ortaya çıkmıştı. XIV. yüzyıldaki bir Kastilya istilası başarısız oldu. Isabel ve Fernando, XV. yüzyılın sonlarıyla XVI. yüzyılın başlarında Portekiz'de egemen olan hanedanla, evliliğe dayanan bir ittifak sağlamıştı ve bu da yarımadanın birleşmesiyle sonuçlanabilirdi; ama eşlerin ölümü bu çabanın da sonu oluyordu.

İspanya kralı II. Felipe'nin 1580'de Portekiz tahtını ele geçirmesinin ardından 1640 yılına kadar hem İspanya hem de Portekiz, Habsburg hanedanı tarafından yönetildi. 1640'ta Portekiz'e nihayet bağımsızlığını kazandırıp İspanya'ya karşı direnişi kutsallaştırarak Portekiz'in ulusal kimliğinin bir parçası haline getirecek bir ayaklanma başladı. Özetle, İberya'nın uzun tarihi boyunca İspanya ile İberya nadiren aynı toprak parçası durumuna gelmiştir. İspanya, sınırları sürekli değişen bir dizi krallık ve bölgeye ilişkin teorik bir kavram veya kabul görmüş bir terimdir. Günümüzde, bölgesel siyasi hareketlerin liderleri kendi modern tanımlarını oluşturmak için antikçağ ve ortaçağdaki atalarına bakmak yerine, İspanya kavramının bölünmez bir yapı olduğunu iddia etmektedir.

Bölgenin bu karmaşık yapısının bir sonucu olarak, İberya her zaman birden çok etnik kökeni, dinsel inancı ve kültürü barındırmıştır. Modern bölgeciliği izlemenin bir yolu, yarımadada hem geçmişte konuşulmuş hem de günümüzde konuşulan farklı dilleri incelemekten geçiyor. Yarımadada konuşulan dillerin çoğu Latinceden türemiş ve "Roma" dilleri olarak adlandırılan dillerdir. Bu elbette ki Hispanya'da yüzyıllarca süren Roma istilasından ve hükümranlığından kalan bir mirastır. Bugün, İber yarımadasında yaşayanların ve tüm dünyada İspanyolca konuşanların büyük bölümü, ortaçağda Kastilya'da konuşulan dilin günümüzdeki devamı olan Kastilya dilini konuşmaktadır. İspanyol olmayanların çoğu bu dili "İspanyolca" olarak adlandırmaktadır. Amerika kıtasında ve Filipinler'deki İspanyol İmparatorluğu'na dek ihraç edilmiş olan bu dil, Çince ve İngilizceden sonra dünyada en çok konuşulan üçüncü dildir. XX. yüzyılın ortalarındaki Francisco Franco rejimi, İspanyolcayı (veya Kastil dilini) İspanya'daki tek dil haline getirmeye çalışmıştı; ancak dilsel kimlik bu baskı rejimi sırasında korunmuş, tanınma ve özerklik için yürütülen bölgesel mücadelelerin güçlü bir kısmını oluşturmuştur.

Yarımadada konuşulan diğer Roma dillerinden olan Portekizce Portekiz'in resmi dilidir ve onun yakın kuzeni olan Galiçya diliyse Galego) kuzeybatı İspanya'da yeniden canlanmakta, yerel radyo ve televizyon kanallarında konuşulup yayıncılık sektöründe de kullanılmaktadır. Katalunya'da yaşayan birçok kişinin anadili olan Katalan dili de eğitimde ve medyada öne çıkmaktadır. Katalanca, ortaçağda Fransa'nın güneyinde konuşulan Oksitan diliyle (Langue d'Oc) yakından ilişkilidir. Ortaçağda, Katalanlar Valencia ve Balear Adaları'nı fethederken dillerini de bu bölgelere taşımışlardı; hatta günümüzde bu bölgelerde konuşulan dil Katalancadan birazcık farklı olsa da yakından ilişkilidir.

Roma dillerinin dışında, İspanya tarihinde öne çıkan başka diller de olmuştur. Bunlar arasında en sıradışı dil, tarihöncesi zamanlardan beri konuşulan, Avrupa'nın en eski dillerinden biri olan Baskçadır (Euskara). XIX. yüzyılda daha az konuşulur duruma gelince, Basklı aydınlar bu dilin kullanımını canlandırmış ve daha önce sahip olmadığı yazılı bir biçim geliştirmişlerdir. O zamandan bu yana, Baskçanın kullanılması, Bask milliyetçiliği ve İspanya devletine karşı sürdürülen çeşitli düzeylerde özerklik arayışlarıyla ilişkilendirilmiştir. O bölgedeki milliyetçi hareketin en aşırı unsuru olan ve adını Bask dilindeki Euskadi Ta Askatusana (Anavatan ve Özgürlük) söz­cüklerinin baş harflerinden alan ETA, İspanya'dan tümüyle bağım­sızlığı amaçlamakta ve 1968'den beri terör ve zorbalık da içeren ey­lemler yürütmektedir.

Arapça İberya'ya VIII. yüzyıldaki Müslüman fetihleri sırasın­da gelmiş ve Endülüs'ün siyasi seçkinlerinin dili olarak kalmıştır. İspanya'nın bazı bölgelerinde XVII. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüş olan Arapça, Kastil dili ve yarımadadaki diğer Roma dilleri üzerin­de güçlü bir etki bırakmış ve Avrupa'daki tüm dillere "algebra" [ce­bir] ya da "zenith" [semtürre's/başucu] gibi sözcük katkılarında da bulunmuştur. Günümüzde, Kuzey Afrika'dan ve İslam dünyasının diğer bölgelerinden Müslümanların buraya göç etmesi ve bazı İspan­yolların İslam dinine geçerek Kur'an diliyle tanışması sonucundaysa Arapça İspanya'ya geri dönmektedir.

Yüzyıllar boyunca, ortaçağda İspanya'da oluşan Yahudi cema­atlerinin ortak dili İbranice olmuştu ve bu dil hem Arapçayı hem de Roma dillerini etkilerken, aynı şekilde kendisi de onlardan etkilen­mişti. XV. yüzyılın sonuna gelindiğinde, Yahudilerin sürülmesiyle varlığını büyük oranda yitiren veya gizli konuşulur hale gelen İbrani­ce, Fas'ta ve Kuzey Afrika'nın diğer bölgeleriyle Ortadoğu'da Yahudi topluluklarının oluşmasıyla birlikte, XX. yüzyılın ortalarından itiba­ren İspanya'ya dönüş yapmıştır.

İberya'nın çeşitli tarihsel dilleri, bölgesel farklılığın diğer yönle­rinin güçlü bir anımsatıcısı olarak da işlev görür.

İspanya’nın Kısa Tarihi, William D.Phillips, Jr. Carla Rahn Phillips, Boğaziçi Üniversitesi Yayınlar













Roma dönemi.
MÖ III. yy'da Kuzey Afrika'dan gelen Karta­calılar, hâkimiyetlerini yarımadanın büyük bir kısmına yaydılar.  İspanya'nın insan ve at kaynakları, Kartacalıların Roma'ya karşı sürdürdükleri bitip tükenmez savaşlarda hayatî önem taşıyordu. İkinci Pön Savaşı'nın başlarında MÖ 218'de Scipion kardeşler ko­mutasında bir Roma ordusu İberia'nın fethine başladı. Ama Ro­malılar Kartacalıları nihai olarak 201 yılında ezmekle birlikte, İberia'daki yerli halka hâkimiyetlerini kabul ettirebilmek için yüz yıldan fazla uğraşmak zorunda kaldılar. Bundan sonra impa­ratorluğa altın, gümüş, bakır, demir, kalay ve kurşun sağlayan ya­rımada, Roma'nın en değerli eyaletlerinden biri haline geldi. En büyük imparatorlardan ikisi olan Hadrianus ve Traianus ile Seneca ve Quintilianus gibi birinci derecede önemli bazı Latin yazar­lar da yarımadada doğdular.

Vizigotlar İspanyası. V. yy'da Roma İmparatorluğu Germen asıllı barbarlar tarafından işgal edildi ve bunlardan Vandallar (429'dan itibaren Afrika'ya geçtiler), Suevler ve Vizigotlar gibi ba­zıları da İspanya'ya yerleştiler. Vizigotlar sayıca 250 000'i geçmemekle birlikte, sayıları 6-7 milyonu bulan Romalılaşmış İberialıyı hâkimiyetleri altına almayı başardılar. Vizigotların İspanyol kimliği duygusunun biçimlenmesindeki rolleri belirleyici oldu (VII. yy'ın başlarından itibaren Sevillalı İsidoro tarafından da kut­sandılar). Ülkeyi, başkent yaptıkları Toledo'nun etrafında birleş­tirdiler. Ari Vizigotların 589'da Katolikliği benimsemeleriyle birlikte de din birliği sağlanmış oldu.

Vizigot monarşisinin en zayıf tarafı hükümdarlık babadan oğula geçmediği için, asillerin sürekli taht kavgası yapmalarıydı. 711 yılında Kral Rodrigo'yu devirmek isterken tahtından olan Kral Wittiza'nin ailesi, Fas'taki Müslümanlardan yardım istedi. Bunun üzerine Arap komutan Tarık bin Ziyad, 711'de Cebelita­rık Boğazı'nı geçerek İspanya topraklarına ayak bastı, Rodrigo'yu yenilgiye uğrattı ve Vizigotları birbirine düşüren ayrılıklardan ya­rarlanarak İspanya'yı fethetmeye başladı. Müslümanlar 718'de hemen hemen bütün yarımadaya hâkim oldular. İslamiyeti kabul eden büyük sayıda Hıristiyan ile değişik ırklardan Müslümanlar (Arap, Suriyeli, Berberî) İspanya'da küçük koloniler oluşurdular. «Ceziret ül-Endülüs» adını verdikleri kıyı İspanya'sının zengin toprakları, Kuzey Afrika'nın çölleriyle kıyaslanamayacak kadar değerliydi.































Gotlar ile Kuzey halkları, Asturya Krallığı ile Toledo Vizigot Krallığı arasındaki  devamlılık çok uzun yıllardan beri tarihyazımı alanında tartışma konusu olmuştur. Geleneksel olarak hem Asturya halkının hem de Aragon ve Kastilya halklarının Vizigotlardan çok önemli siyasi ve kültürel gelenekleri devraldığı ve reconquista, yani "yeniden fetih" hakkını bunların üzerine kurdukları vurgulanmıştır. Arap istilasının sonuçlarından biri Latinleşmiş Gotların kuzeye doğru kaçışı olmuştur ve bölge halklarının Müslüman istilasına tepkilerini belirleyen de bu Vizigot aristokrasisidir.

Güneyden gelen Gotların arasında, yarı efsanevi bir figür olup Asturya'm ilk kralı seçilen Pelayo (?-737) vardır. Ancak bu devamlılık günümüzde pek vurgulanmamaktadır. Bu bölge, sonraki dönemlerde ortaya çıkan efsanelerde anlatılanların tersine, başlangıçta Got Krallığı'nm halefi olarak değil, Asturyalılarla Gantabria halkının ortak bir hareketi sonucunda ortaya çıkar. 

Dolayısıyla Gotlara ait sayılabilecek özellikler, daha güneyde bulunan ve Vizigot dünyasında daha yakın özelliklere sahip olan Lugo, Astorga, Leon ve Oca gibi şehirlerin fethedilip krallığa katılmasından sonra olgunlaşacaktır. Artık Asturya- Leon özelliği kazanmış olan krallık, bu dönemden itibaren Got geçmişiyle hukuk ve âdet açısından daha büyük devamlılık sağlamaya çalışır. Krallığın yeni başkenti olan Leon'da hayat, Vizigot yönetimindeki Toledo'yu örnek alır; güney fethedilmeye devam edildikçe de Gotlarla "devamlılık" efsanesi giderek gelişecektir.

 Ortaçağ, Asturya’daki Hristiyan Krallıklar, Giulio Sodano

Hıristiyan krallıklar. Müslümanların kuzeyin dağlık bölgelerin­de dağınık olarak yerleşmelerine izin verdiği Hıristiyanlar, zaman içerisinde güçlü krallıklar olarak ortaya çıktılar. Arap fethinin hemen sonrasında Vizcaya Körfezi kıyılarındaki Asturias'ta bir araya gelen bazı Vizigotlar, Pelayo'yu kral olarak seçtiler. Hatta bir grup dağlının başına geçen Pelayo 722’de Covadonga'da bir Müslüman ordusunu bile püskürttü, ki bu daha sonraları İspanya'nın yeniden fethinin («Reconquista») başlangıcı olarak değerlendirilecektir. I. Alfonso (739-757) Galicia'yı da Asturias topraklarına kattı. Halefleri güneye doğru harekâkata devam ettiler ve Leon'a vardılar. II. Alfonso döne­minde (791-842) Santiago de Compostela'nın olduğu varsayılan me­zarın bulunuşu Asturias monarşisinin prestijini yükseltti ve yeniden fetih hareketine bir haçlı seferi havası verdi.



Asturias Krallığı, İber Yarımadasında 718'den 910'a değin hüküm süren bağımsız Hıristiyan krallık. Ortaçağdaki Asturias Krallığı, Müslümanların İspanya'yı istilası karşısında gerileyerek bu bölgeye çekilen bazı Vizigot soyluları ve ileri gelenleri tara­fından kurulmuştu. Doğu, güney ve batısın­daki yüksek sıradağlar nedeniyle bu küçük bölgenin savunulması kolaydı. Vizigotlar, Prens Pelayo'yu kral seçtiler ve Cangas de Onis'i başkent yaptılar. Krallık, Müslüman Emevi ordularının birbiri ardı sıra gelen sal­dırılarına karşı koydu ve 8. yüzyıl sona er­meden sınırlarını güneybatıdaki Galiçya ve doğudaki Cantabria'yı içine alacak biçimde genişletti. Başkent önce Pravia'ya (780) ve 9. yüzyılda da stratejik bir konumda bulu­nan yeni Oviedo kentine taşındı. 

III. Alfonso'nun hükümdarlığı sırasında (866-910) Asturias'ın sınırları güneyde, Atlas Okya­nusundan Osma'ya uzanan Duero Irmağı­na kadar genişledi. Asturias kralları zaman zaman yönetime karşı çıkan Müslüman ön­derlerle ittifaklar yaptılar ve Kurtuba'daki (Córdoba) Emevi hükümdarlarıyla da iyi sayılabilecek ilişkiler kurdular, ama bağımsızlıklarını her zaman korudular. 9. yüzyıl başlarında Galiçya'daki Pedron'da Aziz Yakub'a ait olduğu sanılan anıtmezarın or­taya çıkarılması ulus duygusunun oluşma­sında önemli bir etmen oldu. Daha sonra Santiago de Compostela'ya götürülen anıt­mezar İspanya'nın manevi merkezi haline geldi. 10. yüzyıla doğru krallık, Oviedo'daki dağ başkentinden yönetilemeyecek kadar büyümüştü. 910'da I. Garcia güneydeki León'u başkent yaptı. Garcia'nm ardılları ken­dilerine önceleri León ve Asturias kralı, gi­derek yalnızca León kralı dediler.

Asturias prensleri kendilerinin doğrudan doğruya İspanya'nın Vizigot hükümdarları soyundan geldiklerini öne sürdüler. İlk Vi­zigot tarih yazıcıları krallığın ilk amacının İber Yarımadasının tümünü fethetmek ol­ması gerektiğini vurgulamışlardı. Mağribi İspanya'dan göç eden rahiplerin yardımla­rıyla kilise ilişkileri de Vizigot modeline uy­gun olarak yeniden düzenlendi ve Asturi­as'ta pek çok kilise Vizigot mimarlık gele­neğine bağlı kalınarak inşa edildi. Benzer biçimde Asturias kralları Vizigot hüküm­darlarının dindışı yönetim geleneğini de­vam ettirdiler. Asturias krallığı genellikle Hıristiyan Avrupa'dan kopuk tek başına bir krallık olarak sürdü.

Kastilyalı (1230'dan sonra León'la birleş­ti) I. Juan'ın büyük oğlu Enrique'i (sonra­dan Kral III. Enrique) Asturias prensi ilan etmesinden sonra Asturias prensliği, İspan­yol monarşisinde sürekli olarak veliaht prenslere verilen bir unvan olarak kaldı. A.B.

,

Yarımadanın kuzeydoğusunda ise Charlemagne, Barcelona ve Ronasvalles önlerindeki yenilgilerinden sonra (778) gelecekteki Katalonya'nın çekirdeğini oluşturan ve 985'ten itibaren Fransa vesayetinden yavaş yavaş çıkmaya yönelecek olan İspanyol Uç-beyliği'ni kurdu (ne son Karolenjler, ne de Hugues Capet, el-Mansur tarafından tahtlarından edilen Barcelona kontlarının yardım çağrılarına cevap vereceklerdir). Katalonya ile Asturias arasında­ki Navarra Krallığı da X. yy'da hızla önem kazandı.

Katalunya'nın bir ulus olarak resmen doğum tarihi, genellikle 988 yılı olarak kabul edilir; Kont Borrell'in, Arap işgalcilerin 800 yılı civarında Oksitanya'ya yönelik tehdidini bertaraf edebilmek için güneydeki bu cephenin topraklarını ve sakinlerini koruması altına alan Karolenj İmparatorluğu'yla bağlarını sonunda kopardığı tarihtir bu. 9. yüzyılın sonlarına doğru, Fransız kralı Arap işgaline karşı başarılı bir mücadele veren Kont Guifreel Pelos'a Barcelona, Urgell, Cerdanya-Conflenf ve Girona bölgelerini vermişti. Pelos'un torunları, Fransız kralı tarafından atanması gerekmeyen, kendi haklarına sahip kontlar oldular ve 12. yüzyılda Katalunya olarak anılacak bölgede Casal de Barcelona'nın egemenliğini kurdular. Dolayısıyla Hıristiyan İspanya'nın büyük bölümü, Kastilya ve Leon krallığının kuruluşu sürecinde, sekiz yüzyıl boyunca Araplara karşı "Yeniden fetih" savaşlarıyla uğraşırken, Katalunya, 8. ve 9. yüzyıldaki Arap işgali döneminin ardından Karolenj kökenlerinden sıyrıldı ve 13. yüzyılla 15. yüzyılın ortaları arasında bir Akdeniz imparatorluğu oldu. Mallorca ( 1229), Valencia (1238), Sicilya (1282), Atina dahil Yunanistan'ın bir bölümü (1303), Sardinya (1323) ve Napoli'nin yanı sıra Pireneler'in ötesindeki Fransız topraklarını, ayrıca da Roussillon ile Cerdagne'ı kapsıyordu.

Katalunya ciddi bir tarımsal iç bölgeye sahip olsa da, aslında kuzey İtalya'da ticaretle uğraşan cumhuriyetlere benzer şekilde soyluların ve kent tüccarlarının ittifakıyla yönetilen ticari bir imparatorluktu. Kastilya'nın askeri gücünden kaygılanan gururlu Katalanlar, 1137' de Aragon krallığının birleşme teklifini kabul ettiler. Ne var ki imparatorluğa dönüşmekte olan Kastilya ile gönüllü birleşmesinden çok sonra, 15. yüzyılda Katalunya, Valencia ve Aragon kralı Fernando ile Kastilya Kraliçesi Isabel'in evlenmesi sonrasında bağımsız siyasi bir oluşum olarak ortadan kalktı.

Enformasyon Çağı, Kimliğin Gücü, Manuel Castells, Bilgi Üniversitesi Yayınları

Modern İspanya'nın temelleri her şeyden önce Aragón ve Castil­la tarafından atılmıştır. XI. yy'ın ilk yarısında bağımsız bir krallığa dönüşen Aragón, aynı yüzyılın ikinci yarısında Navarra Krallığı'yla birleştikten sonra bir dizi evlilikler ve ittifaklar politikasıyla toprak­larını genişletmiş ve en sonunda Katalonya'yı da içine almıştır (1150). Saldırgan bir dış politika izleyen Aragón kralları hâkimiyet­lerini Balear adalarına (1230-1286), Valencia'ya (1238) ve daha son­ra da Sardinya'ya, Sicilya'ya ve Napoli'ye kadar yaygınlaştırdılar.

Aragón Akdeniz'e yönelik politikalarını sürdürürken yarıma­danın ortasındaki Mancha platosu üzerindeki Castilla, yeniden Hıristiyan fethinin belli başlı gücünü oluşturuyordu (Toledo'nun - fethi, 1085). Başlangıçta Leon tacına bağlı özerk bir kontluk olan Castilla, Müslümanlaştırılmış İspanya'nın tam sınırında olduğu için, dinamik ve savaşçı bir toplumun beşiğiydi. Bir dizi savaştan sonra Müslümanlar geriletildi ve Sevilla 1248'de fethedildi. Müs­lümanların elinde artık sadece Granada kalmıştı.

XIV. ve XV. yy'larda Aragón ve Castilla (ki Leon'la nihaî olarakl 1230'da birleşmiştir) Avrupa'yı ilgilendiren konularda, özellikle  Portekiz ile Navarre'ı olduğu gibi kendilerini de karşı karşıya geti­ren Yüzyıl Savaşlarında önemli bir rol oynamaya çağırılmışlardır. İçişlerinde ise Castilla monarşisi feodal imtiyazlar peşinde koşan kendi asilleri tarafından zayıflatılmıştı. Temsilcileri parlamentoda (Cortes) ve askerî nitelikli birliklerde (hermandades) bulunan şehirle­rin kendi aralarındaki çekişme ve rekabetinden yararlanıyordu.



























Katolik krallar. Hanedanların servetlerini birleştermeye yöne­lik bir dizi çaba ve rastlantı sonucunda (I. İsabel'in 1474'te Castilla ve kocası II. Fernando'nun da 1479'da Aragón tahtlarına çıkmaları) İspanya'nın en büyük iki krallığı kendiliğinden birleşmiş oldu.

İsabel, Kilise'nin rolünden de yararlanarak iktidarı eline alma­ya girişti. 1480'de Engizisyon sapkın mezheplere ve malî faaliyet­leri dolayısıyla toplumdan dışlanmış olan dinden dönme Musevî’ lere baskı uygulamaya başladı. 1492;de bütün Museviler İspan­ya'yı terk etmeye zorlandı. Engizisyon aynı zamanda İspanya'yı /Ortodoks Katolik bir ülke olarak niteledi, ki bu ulusal duyguların güçlenmesi açısından yararlı oldu. Aynı 1492 yılında Granada  alınarak yeniden fetih tamamlandı ve Amerika da Kristof Kolomb tarafından keşfedildi.

Bu sırada Fernando Napoli'nin fethiyle uğraşıyordu ve İtalya'nın kontrolü için Fransa'yla şiddetli bir çatışmaya girdi. Bunun dışında Navarra'daki aile mülkünü ve Fransa'nın sınır boyundaki birtakım yerleri alarak topraklarını genişletti. 1516'da öldüğü zaman (İsabel 1504'te ölmüştü) her iki taç da torunları I. Carlos'a kaldı. Axis
Kaynaklar:
Meydan Larousse
Ana Britannica
Théma Larousse
Axis 2000 

İspanya'nın Müslümanlar Tarafından Fethi ve yeniden Hristiyan Krallıklara Dönüşmesi.

Ortaçağ İspanyasının kültürel sentezi taklit edilemez bir oluşumdur. Beş krallıkta üç büyük din: Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Yahudilik mevcuttu ve konuşulan altı büyük dil vardı: Kastilyaca, Gallego, Katalanca, Portekizce, Arapça ve Baskça. Orta platodaki çiftlik ve askerler tarafından yönetilen Hıristiyan halk genellikle verimli güneyin daha kentlileşmiş ve medeni Magriplilerinden daha kabaydı. Fakat yüzyıllar süren bir yalıtılmışlıktan çıkıyorlardı ve artık Hıristiyanlığın öteki kesimleriyle tam ticari ve entelektüel ilişkiler geliştirmekteydiler. İspanya Yahudileri, Müslüman yöneticilerin hoşgörüsüyle yarımadada tutunmuşlardı ve bütün bölgeye dağılıp yönetim, tıp, eğitim, ticaret ve maliyede önemli roller oynamaya başlamışlardı. Birçok alanda önemli kişiler yetiştirmişlerdi. Mısır'a göç etmiş olan Filozof Kurtuba'lı Maimonides [İbn Mey mun] (1135-1204) uzun zaman Şaşırmışların Kılavuzu adlı eseriyle anımsanmıştı. Gaddar Pedro'nun baş vergi toplayıcısı olan Samuel Halevi (öl. 1361) güzel sanatların koruyucusuydu. Dönme Pablo de Santa-Marıa (Solomon Halevi, öl. 1350) diplomatlık, Burgos piskoposluğu yaptı ve ünlü bir anıisemiı oldu. Daha önce dinler arasında çatışmalar çoktu. Sonra, özellikle 1348-1351 ile 1391de çirkin pogromlar düzenlendi. On beşinci yüzyılda geniş bir convcrsos yani Yeni Hıristiyanlar kastı (Lunalar, Guzmaniar, Mendozalar, Enriquezler) Kilise ve Devletin yüksek mevkilerini doldurdular. Bu sembiyozu Akdeniz Romaneski, Katolik Gotiği ve oryantal süslemelerin mükemmel bir karışımı olan İspanya mimarisi kadar iyi anlatan bir şey bulunamaz. Avrupa Tarihi - Norman Davies

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder