Bilindiği gibi Almanya birliğini geç tamamladı. Ondan önce, uluslararası sahnede ana aktör Prusya devleti idi. Rakip güçler sömürge imparatorluklarını kurmuşlardı. Almanya için Osmanlı toprakları ekonomik ve güç ilişkileri açısandan önemliydi. B.Berksan
|
Prusya'nın Fransa'ya saldırıp ordusunu sadece altı aylık
bir harekatla yenmesinden sonra Ocak 1871'de birleşebilen Almanya'nın ana
stratejik saiki, kara Avrupası'nda başat güç olarak Fransa'nın yerini
almaktı. Almanya'nın 1872'den beri Avusturya-Macaristan'la ve Rusya'yla
ittifak içinde olmasını sağlayan Dreikaiserbund ("Üç İmparator
Birliği") bu politikanın dayanağıydı. Berlin Kongresi'nde Balkanlar'ı
yeniden düzenlemeye dönük Rus emellerini boşa çıkarma yönündeki Alman
çabalarının ardından ittifak dağılınca, Alman çıkarları Türklerle
cilveleşmede ve gayretli bir yakınlaşmaya girmede serbest kaldı. Ticari
bağlar kuruldu ve Berlin yavaş yavaş İstanbul'da yeni bir önem kazandı;
kalleş, kibirli Londra'ya ve kurnaz, küstah Paris'e uygun ve hoş bir
alternatifti bu. Tesadüf eseri aynı dönemde, gerçek iktidarı hala elinde
tutan Bismarck, ülkesinin Avrupa işlerine karışmasını kısıtlama politikasını gevşetmeye
ikna edildi ve bu da yayılmacılığı öğütleyenlere yeni güç kazandırdı. Yaşlı imparatorun 1888'de ölmesi, çoğu aydın ve akademisyen olmak üzere, Yakındoğu'ya yayılmayı savunan çevrelerin elini güçlendirdi. Il. Wilhelm'in tahta geçişiyle birlikte Bismarck'ın dizginleyici etkisi son buldu. Kayzerin kulak verdiği yeni seslerden biri isıanbul'da yıllarca sefirlik yapmış Kont Paul von Hatzfeld'di ve Almanya'nın uzun süreden beri nüfuzlu konum taşıyan İngiltere'nin ve Fransa'nın yerine geçmek üzere acele etmesi gerektiğine kayzeri inandırmada etkili bir rol oynadı. Kamuoyunda başkaları da seslerini daha fazla duyurur hale geldi; içlerinde Aşağı Tuna'yı ve Karadeniz kıyısını makbul hedef topraklar olarak görenlerin yanı sıra, gözlerini daha da uzağa, Suriye ile Mezopotamya'yı kapsayan eski "bereketli hilal"e dikenler de vardı. Onlara göre bu bölge yüzyıllarca süren kötü yönetim yüzünden artık zor durumda olsa bile, Almanların hatırı sayılır düzeyde sahip olduğu çalışkanlık ve yaratıcılık becerisiyle eski görkemine dönebilirdi belki. Böylece bir dizi yeni politika ve tutum ortaya çıktı. Yayılacak toprak arayışından doğan ve Ortaçağ'daki Ostsiedlung ("doğuya yerleşim") politikasının radikal bir güncellemesi olan Drang nach Osten ("doğuya yöneliş") Doğu Avrupa'nın yanı sıra Yakındoğu'yu ve Ortadoğu'yu da kapsayacak şekilde genişletildi; Bismarck İngiliz, Fransız ve Rus hassasiyetlerini kaşıma korkusuyla her iki bölgeye girmede de isteksiz davranmıştı. Almanya'da Osmanlı İmparatorluğu'na dönük saplantıya benzer bir şey olduğunu söylemek yanlış olur; ama iş camiasında Türk toplumunun dokusuna sızmak için hiçbir fırsatın kaçırılmaması gerektiği yönünde gizli bir kanaat kesinlikle vardı. Bu yaklaşım ticari sömürgecilik olarak adlandırılabilecek bir biçime büründü. Alman bankaları, özellikle de nispelen genç ama çok atak olan ve hızla büyüyen Deutsche Bank, orada iş kapmak için hatırı sayılır risklere girdi; Londra ve Paris kurumlarınca önerilenden daha düşük faiz hadlerini cömertçe sundu. Padişahın 1882'de Osmanlı ordusunu modernleştirme konusunda lavsiyede bulunmak üzere Berlin'den yeni bir askeri heyet gönderilmesini islemesi Almanya'nın silah ve mühimmat sanayisine bir teşvik sağladı; heyetin yol göstermesiyle, Mauser, Loewe/DWM ve Krupp gibi Alman silah üreticileri orduyu yeniden donatacak büyük çaplı ihaleler elde etliler. Genç imparator da kendine düşen görevi yerine getirdi; Bismarck'ın karşı çıkmasına aldırmayarak, imparatoriçeyle birlikte 1889'da İstanbul'a resmi ziyaretle bulundu ve kamuoyundan büyük takdir gördü. Ziyarelini 1898'de ve 1911'de tekrarladı; ancak 1898'de uğradığı Kutsal Topraklar'da zafer edasıyla Kudüs'e girişi ahali tarafından pek hoş karşılanmadı. Cennetten Mahşere Ortadoğu’da Birinci Dünya Savaşı, Roger
Ford, YKY, 2018 |
Osmanlı-Alman (spesifik olarak Prusya) ilişkilerinin başlangıcı, diplomatik veya ticari olmaktan ziyade, büyük ölçüde askeri danışmanlık ve stratejik tehdit algısı ekseninde şekillenmiştir. Alman birliğinin (1871) kurulmasından önceki bu dönemde, ilişkilere Prusya damgasını vurmuştur.
Bu başlangıç döneminin (19. yüzyılın ilk yarısı) özet
karakteristiği:
Osmanlı-Prusya
İlişkilerinin Başlangıcı (Prusya Dönemi)
1. Stratejik Zemin: Ortak Düşman Algısı (18. Yüzyıl Sonu)
Prusya, büyük bir güç olarak yükselirken, Avrupa siyasetinde
kendini Avusturya ve Rusya'ya karşı dengeleme pozisyonunda
bulmuştur. Osmanlı İmparatorluğu da aynı iki gücün (özellikle Rusya) tehdidi
altındaydı.
- İlke:
Prusya, Rusya'nın güneye (Osmanlı topraklarına) yayılmasını kendi Avrupa
stratejisi açısından bir tehdit olarak gördü. Bu durum, fiili bir ittifak
olmasa da, Prusya'nın Osmanlı'ya karşı genel bir sempati ve teknik
destek eğilimi göstermesine zemin hazırladı.
2. Kırılma Noktası: Moltke Misyonu (1835–1839)
İlişkilerin ticari veya diplomatik olmaktan çıkıp, somut bir
askeri işbirliğine dönüştüğü an, Helmuth von Moltke'nin (sonradan Alman
askeri dehası olacak Mareşal) İstanbul’a gelişiyle başlar.
- Bağlam:
Osmanlı İmparatorluğu, Tanzimat reformlarını uyguluyor ve özellikle Mısır
Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın isyanı ve Rusya'nın müdahalesi
tehlikesi karşısında ordusunu modernize etmeye çalışıyordu.
- Moltke'nin
Rolü: Moltke, Prusya hükümetinin resmi onayıyla gönderilen bir
askeri danışman ekibinin parçasıydı. Osmanlı ordusunda topografya,
haritalama ve modern eğitim teknikleri konusunda danışmanlık yaptı. Hatta
1839'daki Nizip Savaşı'nda Osmanlı ordusunda aktif görev aldı.
- Önemi:
Moltke'nin misyonu, Prusya'nın (gelecekteki Almanya'nın) Osmanlı'ya olan
ilgisinin diplomatik bir jestten öte, doğrudan bir devlet politikası
haline geldiğini gösteriyordu. Moltke, Prusya'nın askeri disiplinini ve
teknik uzmanlığını Osmanlı'ya tanıtan ilk önemli figürdü.
|
Moltke Misyonu (1835–1839), Alman birliği
kurulmadan önce Prusya'nın Osmanlı İmparatorluğu'na gönderdiği ilk resmi ve
önemli askeri danışma heyetidir. Yapısı, Osmanlı ordusunun o dönemdeki en
acil teknik ve eğitim ihtiyaçlarını karşılamaya yönelikti. Misyonun Yapısı ve
Uzmanlık Alanları Moltke Misyonu, daha sonraki Liman von Sanders misyonları
gibi geniş çaplı, yüzlerce kişilik bir birlik değildi; aksine, yüksek
kalitede, küçük ve uzmanlaşmış bir danışman grubuydu. 1. Misyonun Temel Yapısı Misyon, Osmanlı İmparatorluğu'nun daveti ve Prusya
Kralı III. Friedrich Wilhelm'in onayıyla gönderilen, genellikle subay
rütbesindeki birkaç uzmandan oluşuyordu. Heyetin ana karakteristiği
şuydu:
2. Misyonun Uzmanlık Alanları Danışmanların uzmanlıkları, Moltke’nin kendi alanları
başta olmak üzere, dönemin modern savaş teknolojisi ve stratejisi açısından
kritik olan konuları kapsıyordu:
Moltke Misyonu, bu uzmanlık alanları sayesinde, Osmanlı ile Prusya arasındaki güven ve teknik işbirliği temelini atmış ve Prusya'nın modern askeri eğitimdeki üstünlüğünü kanıtlamıştır. |
Moltke’nin Türkiye gözlemleri ve tespitleri (1835–1839)
Kısa bağlam
Helmuth Karl Bernhard von Moltke 1835–1839 yılları arasında
Osmanlı topraklarında bulundu; bu dönemde yazdığı mektuplar ve raporlar “Briefe
über Zustände und Begebenheiten in der Türkei” adıyla derlenmiştir. Gözlemleri
hem askerî‑teknik hem de sosyal‑idari alanlarda ayrıntılıdır ve daha sonra
Alman‑Osmanlı askerî münasebetlerinin entelektüel zeminini oluşturmuştur.
Temel gözlemler ve askerî tespitler
- Ordu
disiplini ve eğitim eksikliği: Osmanlı birliklerinin organizasyon, eğitim
ve disiplin bakımından Avrupa ordularının gerisinde olduğu; modern taktik
ve subay eğitiminin yetersiz olduğu sıkça vurgulanır.
- Komuta
ve lojistik zafiyetleri: Komuta hattında koordinasyon eksiklikleri,
yedekleme/ikmal sorunları ve iletişimdağınıklığı tespit edildi.
Birliklerin harekâtı lojistik altyapıya sıkı şekilde bağlıydı.
- Personel
niteliği ve moral: Cesaret ve bireysel fedakârlıklar gözlemlense de
profesyonel subay kadrosunun standardizasyonu ve eğitimiyle ilgili ciddi
kaygılar dile getirildi.
- Taktiksel
uyumsuzluklar: Modern topçu, piyade birlikleri ve mühendislik
uygulamalarının entegrasyonunda açık zaaflar; Avrupa taktik doktrinlerinin
aktarımı gerekliliği.
İdari, toplumsal ve ekonomik tespitler
- Merkezi
idarenin zayıflığı: Taşra ile merkez arasında yürütme kapasitesinde
değişkenlik; vergi toplama, asker tedariki ve idari denetimin
tutarsızlığı.
- Yolsuzluk
ve rüşvet pratikleri: Yerel bürokrasi uygulamalarında keyfî atamalar ve
çıkar ilişkilerinin yaygınlığı; idari verimliliği düşüren etki.
- Toplumsal
yapının heterojenliği: Etnik ve dinî grupların bölgesel dağılımı, farklı
toplulukların idarî ve askerî davranışlarını etkilediğine dair gözlemler.
- Ekonomik
durum ve altyapı: Tarımsal üretim, yollar ve köprüler gibi altyapı
eksikliklerinin lojistik ve askerî harekât üzerinde belirleyici olduğu;
demiryolu öncesi ulaşımın zorlukları.
Coğrafi ve stratejik notlar
- Bölgelerin
stratejik önemi: Rumeli, Anadolu içleri, Suriye ve Kafkasya hattında
farklı zorluklar; belirli yollar ve geçitlerin (köprüler, boğazlar, dağ
geçitleri) kontrolünün askeri başarı için kritik olduğu vurgulandı.
- Hava/iklim
etkileri: Kışın ve yazın harekât koşullarının farklılaşması; iklimin ikmal
planlarını doğrudan etkilediğine dair gözlemler.
Öneriler ve tavsiyeler
- Modernizasyon
çağrısı: Subay okulları, disiplin ve askeri eğitim reformları; Avrupa‑usulü
teşkilatlanma modelinin örnek alınması önerildi.
- Lojistik
ve mühendislik güçlendirmesi: Yollar, köprüler, konuşlanma altyapısı ve
ikmal hatlarının iyileştirilmesi gerektiği; mühendis eğitiminin
önceliklendirilmesi.
- Merkeziyetçi
idare güçlendirme: Vergi toplama, askere sevk ve idari şeffaflık için
yapısal reformlar; rüşvet ve atama pratiklerinin ıslahı.
- Yerel
dinamiklerin dikkate alınması: Etnik/dinsel çeşitliliğin askerî planlama
ve idari uygulamalara entegrasyonu gerektiği.
Örnek olgular ve belirgin pasaj temaları
- Nizip,
yerel çatışmalar ve bölgesel askeri performans üzerine analizler; saha
raporlarında belirli muharebe gözlemlerine referanslar yer alır.
- Subay‑er
ilişkileri ve disiplin örnekleri; eğitim sistemindeki boşlukların pratik
sonuçları.
- Merkezi
idare‑taşra etkileşiminde ortaya çıkan aksaklıkların somut vak’a
betimlemeleri.
Etki ve miras
- Moltke’nin
raporları, ilerleyen on yıllarda Alman askeri danışmanlığına ve
Prusya/Alman askerî modellerinin Osmanlı’ya aktarılmasına teorik‑pratik
temel sağladı.
- Gözlemler,
Osmanlı modernleşme tartışmalarında ve 19. yüzyıl askerî reform
süreçlerinde sıklıkla referans verilen birincil kaynak niteliğindedir.
3. Askeri-Teknik Bağlantının Sürekliliği (1840–1871)
Moltke'nin ayrılmasından sonra bile, Prusya ile Osmanlı
arasındaki askeri ve teknik ilişkiler tamamen kesilmedi.
- Askeri
Okullar: Osmanlı askeri okullarında (özellikle Mühendishane) Prusya
eğitim sistemi ve danışmanları etkili olmaya devam etti. Osmanlı,
Rusya'nın etkisini dengelemek için bilinçli olarak Prusya'yı tercih etti.
- Prusya'nın
Yükselişi: Prusya'nın 1860'lardaki hızlı askeri zaferleri (özellikle
1866 Avusturya-Prusya Savaşı), Prusya askeri modelinin ne kadar verimli
olduğunu tüm Avrupa'ya ve dolayısıyla Osmanlı yönetimine gösterdi. Bu
başarılar, Osmanlı yönetiminin 1871 sonrası dönemde Prusya/Alman
sistemine büyük bir hayranlıkla yönelmesinin zeminini hazırladı.
Özetle, Osmanlı-Alman ilişkileri, Alman birliğinden önce, Rus
tehdidine karşı Prusya'nın askeri-teknik desteği ve Moltke'nin öncü misyonu
etrafında yoğunlaşmış, ancak esas olarak askeri modernizasyon alanıyla
sınırlı kalmıştır.
|
29 Nisan 1882’de uzun bir aradan sonra resmen göreve başlayan Miralay Otto August Johannes Kaehler liderliğindeki altı subaydan (Binbaşı Freiherr Colmar von der Goltz, yüzbaşılar Louise Karl Adolf Franz von Kamphövener, Hans Kurt Henning von Hobe ve Ristow) oluşan misyon birkaç sene hariç 1913’e kadar kesintisiz görev yaptı. Von der Goltz’un ismi ile özdeşleşen bu misyonun zaman
içinde mevcudu arttığı gibi Goltz haricindeki üyelerin tamamı değişti.
Başlangıçta sadece askeri okullar ve komisyonlarda danışmanlık görevi icra
eden Alman subayları zaman içinde nezaret ve büyük birlik karargâhlarında da
görevler üstlenmişlerdir. Ancak Hans Rohde gibi numune bölük komutanlığı
yapan birkaç genç subay dışında komuta ve kurmay başkanlıklarında Alman
subaylar istihdam edilmemiştir. Doğrudan emir verme yetkisine sahip olmayan
danışmanların etkinliği büyük ölçüde kişisel becerilerine ve nüfuzlu Osmanlı
subay ve yöneticileriyle kurdukları ilişkilere bağlı kalmıştır. Goltz Osmanlı Ordusu’nun bütün askeri eğitim ve silah-teçhizat tedarik sistemini etkileyecek kadar nüfuz kazanabilirken diğer danışmanların sisteme etkileri oldukça kısıtlı kalmıştır. Bu dönem içinde küçük partiler halinde Almanya’ya askeri okullarda veya birliklerde eğitim ve staj yapmak üzere gönderilen Osmanlı subaylarının etkisi ise çok daha fazla olmuştur. Almanya eğitimi sayesinde emsallerine göre terfide ve üst komuta kademelerine atanmada büyük avantaj yakalayan ve zaten bir kısmı Goltz’un himayesine giren bu subaylar Alman askeri sistemin ordu içinde yayılmasında büyük etkileri olmuştur. Sanders Askeri Yardım Misyonu, Prof. Dr. Mesut Uyar,
Antalya Bilim Üniversitesi |
Kısa tematik notlar ve olgusal açıklamalar
- Weltpolitik
ve Doğu Politikası: 1890’lardan itibaren Almanya’nın dünya siyasetine daha
doğrudan müdahil olma hedefi (Weltpolitik) Osmanlı ile yakınlaşmanın ana
motivasyonuydu; Bağdat Demiryolu da bu stratejinin somut altyapı ayağıydı.
- Bağdat
Demiryolu (Bagdadbahn): 1903 civarından başlayan proje Deutsche Bank
öncülüğünde ve Alman mühendislik şirketlerinin katkısıyla yürütüldü;
hattın tamamlanması ve Basra Körfezi’ne erişim Almanya’nın jeoekonomik
hedefine yönelikti. Proje aynı zamanda Britanya ve Rusya’da jeopolitik
kaygılar yarattı.
- Askerî
misyonlar: Colmar von der Goltz’un (Goltz Paşa) 1880’lerden itibaren
başlayan rolü, Liman von Sanders’ın 1913’teki üst düzey konumu gibi
örneklerle Alman askeri danışmanlığı Osmanlı ordusunun modernizasyonunda
belirleyici oldu. Krupp gibi Alman sanayi kuruluşları silah tedarikinde
önemli rol oynadı.
- Deniz
hadisesi ve ittifak: 1914’te Goeben ve Breslau’nun Osmanlı himayesine
girmesi, Osmanlı’nın Almanya yanında savaşa katılmasını kolaylaştırdı;
ardından resmî ittifak anlaşmaları ile iki imparatorluk askeri-politik bağ
kurdu.
- Ekonomik
ve enerji niyetleri: Bağdat Demiryolu ve bölgesel ekonomik yatırımlar daha
çok pazar, ulaşım ve potansiyel enerji (petrol) erişimi amaçlıydı; Almanya
petrol alanında İngiltere ve Rusya kadar doğrudan hakimiyet kuramadı ama
ekonomik nüfuz için altyapıya yatırım yaptı.
- Sonuç:
Almanya bölgeye geç ama yoğun biçimde girdi; altyapı, askeri‑teknik ve
diplomasi ile Osmanlı’yla stratejik bağ kurdu. Ancak I. Dünya Savaşı’nda
İttifakların yenilgisi Almanya’nın bölgedeki uzun vadeli projelerini boşa
çıkardı.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder