Reform ve Karşı Reform




Luther ve Calvin
Rönesans, Reform hareketiyle birlikte yeni yönetimsel düşüncelerin de temelini atar: Protestan Reformu'nun yarattığı rüzgar belirleyici bir biçimde derin dönüşümlerin yaşanmasına katkıda bulunur; zira Reform Kilise'nin otoritesine değil, tek tek her bireyin aklına ve vicdanına seslenir.

Sona ermekte olan Ortaçağ aynı zamanda Rönesans'a damgasını vuran güçlü bir tinsellik ihtiyacıyla doludur. Bütün bu dönem boyunca, ölüm saplantısı insan ruhunun duyduğu ihtiyacı güçlendirir. İnsanların yaşadığı bu bunalımlara ve onların arzularına din nasıl cevap verebilirdi? Özellikle kendi maddi çıkarlarıyla meşgul olan Kilise sınıfının umursamaz ve kimi zaman yoldan sapmış göründüğü bir ortamda, din zayıf ve duygusuz bir hal alır. Dahası, nominalizmin zaferi evrensel değerleri veya Özsel nitelikleri değil de dilsel göstergeleri önemli ve ayrıcalıklı hale getirmiştir. Eğer gerçeklik nüfuz edilemez bir şey ise, dindeki gizemler nasıl açıklanabilir? Erasmus gibi hümanistlerin reform mantığının ve aynı zamanda Luther veya Calvin'in yenilik arayışlarının temelinde yatan şey budur.

Almanya'nın Saksonya eyaletinde doğan Martin Luther (1483 -1546) , 1515 yılından itibaren, Aziz Pavlus'un Mektuplarına dair yorumlar geliştirmeye başlar; bu durum Luther'i yalnızca imana dayanan kurtuluş öğretisine götürür ve 1517yılının ekim ayında, Aziz Pavlus bazilikasının inşasını finanse etmek için sunulan endüljanslar karşısında duyduğu kaygıyı dile getirir. O dönemde, günahkar ruhların kefareti için, belli miktarda paralar karşılığında cezalarda indirimler yapılır. Luther bu endüljans satışlarına karşı çıkar ve bu amaçla ünlü 95 Tez'ini Wittenberg Kale Kilisesinin kapısına asar. 

1520 yılında, Luther yalnızca İncil'in otoritesini tanıyacağını ilan eder. 15 Haziran 1520'de aforoz edilen, Worms Diyeti ( 1521 ) tarafından İmparatorluk topraklarından kovulan Luther, Thomas Müntzer'e bağlı köylülerin isyanı patlak verdiği zaman -bu isyan bir tür Hıristiyan komünizmini savunuyordu- Prensler'in tarafında yer alır. Luther ölümüne kadar Roma Katolik Kilisesi'ne karşı Reform'u savunacaktır.

Luther'den çok daha radikal olan Jean Calvin ( 1509- 1564) Hıristiyanlığı daha içsel bir inanç haline getirir. 1533 yılında Reform hareketine katılır; fakat Cenevre'de çok daha arı nitelikte bir Kilise kurar. Calvin ile Roma Kilisesi düşüncesi arasında yaşanan kopuş, Luthercilik'te görülen kopuştan daha bütünlüklüdür. Kuşkusuz her iki öğretinin çıkış noktaları aynıdır: İncilin önceliği, Kutsal Metinler'e dönüş, kurtuluşun yalnızca imana ve Tanrı'nın lütfuna bağlı olması, gelenekten uzaklaşma, inancın odağını oluşturan mümin insan ile İsa'nın buluşması; Calvin radikal bir biçimde tinsel alanda yaşanan kırılmayı ifade eder.

Sonuç olarak, Reform'un ikinci önemli ismi olan Calvin, taşıdığı radikalizm doğrultusunda özgün bakış açıları üretecek ve Luthercilik'ten mantıksal çıkarımlar elde edecektir.

Birey Düşüncesinin Oluşumu
Reform hareketi temel bir düşünceye varacaktır: İman yoluyla İsa'ya ulaşmak; iman insanın varlığını meşrulaştırır ve Tanrı'nın insanda varolduğunu gösterir; yalnızca iman Tanrı'nın lütfuna erişebilir ve kalbin derin bağlılığı sayesinde kurtuluşu getirebilir. Buradan hareketle Reform, Hıristiyan yaşamını yeniden anlamlandırarak, onu bireysel iman ve Tanrısal lütufla aydınlatarak, birey düşüncesinin oluşumuna katkıda bulunur. Hiç kuşkusuz, birey kavramının kökenleri Yahudi-Hıristiyan mirası ve İsa'nın öğretisi içerisinde mevcuttur; zira bireyin ruhu, Tanrı'yla olan ilişkisi üzerinden ebedi değerine kavuşur. Dinsel bireycilik ve birey düşüncesi, bu Hıristiyanlık bağlamı içerisinde, Reform öncesindeki bütün bir dönem boyunca gelişim halindedir. 1420- 1430 yılları arasında Alman mistik Thomas Kempis tarafından kaleme alınan ve XV. yüzyılın en çok okunan eserlerinden biri olan İsa 'ya Öykünme, bir insan ruhunun güncesini, bireyci bir dine gönderme yapan kişisel bir deneyimi anlatır. Calvin sürecin vardığı noktayı temsil eder: Calvin'le birlikte birey Kilise'nin bir adım önüne geçer, çünkü Tanrısal irade bazı insanlara seçilmiş olma lütfunda bulunur. Bu noktadan itibaren, seçilmiş insanlar Yeryüzünde Tanrı'yı yüceltmek için çalışırlar. Henüz dünyadayken yapılan eylemlerle, özel bir iradenin sergilediği deneyimlerle değilse, Tanrı nasıl onurlandırılabilir? Bu yöndeki etkin çabalar Tanrı'nın gücüne ve ihtişamına işaret eder. Böylelikle, Luther'de gördüğümüzden çok daha güçlü bireycilik biçimleri ortaya çıkar; eyleme geçen birey bu şekilde kendini değerli kılar:

Böylece Calvin'in Tanrı'yla bir olma yönündeki etkin çabasını, temaşaya dayanan ve Luther'de de karşımıza çıkan geleneksel çabalarla karşılaştırabiliriz. Bu öyle bir şeydir ki, dünyanın sahip olduğu yetersizliklerle idare etmemize olanak verecek bir yaşamı bu dünyada aramak yerine, bu dünyada yaptığımız bilinçli eylemlerle başka bir dünyayı kendi başımıza yaratmaya karar vermiş gibiyizdir.

[ . . . ] Calvin ne Kilise' de, ne toplumda veya cemaatte, ne de Cenevre cumhuriyetinde ya da Sitesinde [ . . . ] bireyciliğin değerini sınırlandırabilecek bütünsel nitelikte hiçbir ilke görmez. ; O halde, diğer kişilerden ayrı bir insan olarak, bağımsız, kendi başına hareket eden ve kendi iradesine bağlı olan birey Kalvinist Reformla ortaya çıkar: Toplumsal olana indirgenemeyen bu birey düşüncesi bizi ahlaki bir varlığa götürür. 
Avrupa Düşüncesinin Serüveni, Jaqueline Russ





Karşı Reform


Karşı Reform adını, bu hareketin Protestan reformlarına karşı çıkmak için doğduğunu düşünen Protestan tarihçilere borçludur. Katolik tarihçiler ise hareketi on dördüncü yüzyıl sonlarındaki uzlaşmacılardan, Tarento ruhani meclisine kadar sürekli bir tarihe sahip olan Kilise reformu hareketinin ikinci aşaması olarak ele aldıklarından, durumu farklı görürler. Ancak Karşı Reformun yalıtılmış durumda işleyen ve bir tür bağımsız ekonomi politikası güden tarihsel bir motor olmadığı belirtilmelidir. Rönesans ve Reformasyon gibi, bu hareket de çağın diğer bütün büyük olaylarıyla etkileşim içindeydi.

Katolik Kilisesinin merkezinde hüküm süren felç durumu, III. Paulus'un (Alessandro Farnese, 1534-1549) görev süresinde hafifledi. "Eteklik Kardinal" olarak bilinen III. Paul, rezil bir akraba kayırıcısı, bir papanın metresinin kardeşi ve Michelangelo ve Tiziano'nun müsrif hamisiydi. Yine de aynı zamanda değişimin acilen yapılması gerektiğini anlamıştı. Kutsal Koleji yeniden canlandırdı, Kilise reformunda en önemli soruşturmayı, Consilium de emendanda ecclesia'yı (1537) başlattı, Cizvitlere hamilik yaptı, Engizisyonu kurdu ve Tarento Ruhani Meclisini başlattı.

 1530'lara kadar Papaları seçen Kardinallerin Kutsal Koleji, Kilisenin en zayıf direklerinden biriydi. Ancak bütçesinin kesilmesi ve bazı parlak atamalarla üyelerinin artmasıyla, Vatikan'ın değişim için motor durumuna geldi. Önde gelen adları arasında Kardinaller Carafa (sonraki IV. Paulus, 1555-1559) ve Carvini (sonraki II. Marcellus, 1555) ve 1550'de seçimleri bir oyla kaybeden İngiliz Reginald Pole bulunuyordu. Bundan sonra gelen papalar kuşağı farklı bir karakter taşıyordu. IV. Pius (1559-1565), selefinin suça eğilimli yeğenlerini ölüme mahkûm etmekten çekinmedi. Bir zamanlar Roma'ya çıplak ayak yürüyen Engizisyon Başkanı olan Sofu ve fanatik V. Pius (1566-1572), sonraları azizlik mertebesine yükseltildi. St. Barthélémy katliamını sevinçle karşılayan XIII. Gregorius (1572-1585) tümüyle politikti.

İsa'nın cemaatine Katolik Reformunun corps d'elile'i deniliyordu. Basklı kurucusu, Ruhani Araştırmalar'ın yazarı (1523) lnigo Lopez de Recalde'nin (St Ignatius Loyola) aşırı dindarlığını ve askeri yaşam tarzını kendinde birleştirdi. 1540'ta III. Paulus'un Regimini Miliianiis Ecdesiae Fermanı tarafından onaylanarak doğrudan papalığın emrinde varlığını sürdürdü. Üyeleri generallerinin emrinde çeşitli rütbeler halinde örgütlenmişlerdi ve kendilerini "İsa'nın arkadaşları" olarak görmek üzere eğitilmişlerdi. Amaçları putperestleri dine döndürmek, günah işleyenleri yeniden dine kazandırmak ve her şeyden önce eğitmekti. Oluşumlarından sonraki birkaç on yıl içinde, misyonerleri Meksika'dan Japonya'ya kadar tüm dünyayı gezmeye başladılar. Okulları ise Braganza'dan Kiev'e kadar Katolik Avrupa'nın her köşesine yayıldı. "Ben orduyu hiçbir zaman terk etmedim" diyordu St Ignatius, "sadece Tanrı hizmetine adandım." Bir başka yazıda da: "Bana yedi yaşında bir oğlan verin, sonsuza dek benim olacaktır." Aziz rütbesine yükseltilmesi sırasında "lgnatius'un evreni kaplayacak kadar büyük bir kalbe sahip olduğu" söylenmişti.

Cizvitler, kazandıkları başarıya rağmen, Protestanlar arasında olduğu kadar Katolikler arasında da oldukça fazla korku ve kızgınlık doğurdular. Anlaşmazlık konusu olan ahlak kurallarını kendi çıkarlarına göre yorumlamalarıyla ünlüydüler ve genellikle "sonuca ulaştıran bütün yollar mübahtır" düşüncesine inandıkları düşünülüyordu. Sonunda Kilisenin hiç kimseye karşı sorumlu olmayan gizli polisi olarak görüldüler. 1612'de Krakov'da basılan sahte Monitct Secrcia, korkunç General Acquaviva, "Kara Papa"nın idaresi altında dünya çapındaki fesatlık talimatlarını açığa çıkartmayı amaçlıyordu. Cemaat 1773'te lağvedildi, fakat 1814'te yeniden kuruldu.

Kutsal Makam 1542'de dinsel sapkınlık konularında Baş Temyiz Mahkemesi olarak kuruldu. Önde gelen kardinallerle çalışarak Engizisyonun denetlenmesini üstlendi ve 1557'de ilk yasak kitaplar listesini yayımladı. 1588'de Roma Cuncî'sının yeniden örgütlenen dokuz kurulundan veya yürütme dairesinden biri haline geldi. Dinsizlerle sapkınları dine döndürmekle görevli İnancın Yayılması Dairesi ile birlikte çalıştı 1545-1547, 1551-1552 ve 1562-1563'te yapılan üç oturumda toplanan Tarento Ruhani Meclisi, Kilise reformcularının yıllardır gerçekleşmesi için dua ettikleri Genel Ruhani Meclisti. Roma Kilisesinin yeniden canlanmasını ve Protestanların meydan okumasına karşılık vermeyi sağlayan öğreti tanımlamalarını ve kurumsal yapılanmaları oluşturdu. Öğretinin üzerine aldığı kararlar daha çok tutucu nitelikteydi. Kutsal Yazıları sadece Kilisenin yorumlayabileceğini ve dini gerçeğin Kitabı Mukaddes'ten olduğu kadar Katolik gelenekten türetilebileceğini onayladı. Geleneksel ilk günah, bağışlanma ve erdem görüşlerini yüceltti ve Missa sırasında ekmek ve şarabın İsa'nın et ve kanına dönüşmesine ilişkin çeşitli Protestan seçeneklerini reddetti. Örgütlenme konusunda verdiği hükümler kilise emirlerine yeni bir şekil kazandırdı, piskoposların atanmasını düzene bağladı ve her piskoposluk bölgesinde seminerler düzenledi. Yeni bir ilmihal ve gözden geçirilmiş günlük dua kitabında yer alan Missa ayininin yapılışı üzerine verdiği hükümler sıradan Katoliklerin yaşamlarını en dolaysız yoldan etkiledi. 1563'ten sonra aynı Tarento Ruhani Meclisinde kararlaştırılan Lalin Missa'sı tüm dünyadaki Roma Katolik kiliselerinde duyulabilirdi.

Tarento Ruhani Meclisinin kararlarını eleştirenler, pratik ahlak kurallarını ihmal etmesine, Katoliklere Protestanlarınkiyle baş edebilecek ahlaki bir yasa vermedeki başarısızlığına dikkat çekmişlerdir. "Kilisenin üzerine hoşgörüsüz bir çağın damgasını vurdu" diye yazmıştı bir İngiliz Katolik, "dahası katı bir ahlaksızlık anlayışını güçlendirdi." Protestan tarihçi Ranke ise papalığı bir düzene koymak niyetinde olan bir Ruhani Meclisin paradoksunu vurgulamıştır. Bunun yerine bağlılık yeminleri, ayrıntılı yönetmelikler ve cezalarla tüm Katolik hiyerarşisi Papanın emrindeydi. "Disiplin tekrar sağlandı, fakat bununla ilgili tüm yetkiler Roma'da toplandı." Böylece İspanya kralı II. Felipe dahil birkaç Katolik monarşi Tarento Ruhani Meclisi hükümlerinden o kadar korktular ki, bunların yayımlanmasını engellediler.

Karşı Reformla teşvik dinsel ethos (ahlak), inançlı olanların disiplinini ve kolektif yaşamını vurguladı. Hiyerarşiye tanınan güçlendirme iktidarı, tatbik ettirme güçlerini ve artık inananların sergilemek zorunda oldukları dışsal uygunluk gösterisini belirliyordu. Bir teslim olma işareti olarak düzenli günah çıkartma üzerinde ısrar ettiler. Ve bunlar geniş kapsamlı cemaat uygulamaları (hacca gitmeler, törenler ve resmi geçitler) ve buna eşlik eden sanatın, mimarinin ve müziğin hesaplanmış teatralliği ile desteklendi. Bu dönemin Katolik propagandası mantıklı tartışmalarda zayıf, fakat duyuları etkileyen yollarda güçlüydü. Mihraplar, sütunlar, heykeller, melekler, altın yapraklar, ikonalar, kutsal ekmek kapları, işlemeli şamdanlar ve tütsülerle tıka basa dolu olan çağın Barok kiliseleri, cemaatin özel düşüncelerine hiç yer bırakmayacak şekilde tasarlanmıştı. Bireysel vicdan ve bireysel doğruluğa önem veren Protestan vaızların tersine, görünüşe bakılırsa Katolik ruhban sınıfı izleyenlerini kör bir itaate zorluyordu.

Avrupa Tarihi, Norman Davis, İmge Kitabevi

1 yorum: