Hizbullah (Lübnan)


Lübnan’da Şii Grupların Geç Başlayan Siyasi Yükselişi

….

Lübnan toprakları üzerinde aslında on sekiz farklı topluluk yaşamaktadır ve 1943’ten sonra bu karma gerçeklik, hem sözlü -çünkü anayasada yazılı değil- hem de sistemli bir şekilde uygulanan kurumsal bir uzlaşmaya dayalı, bağımsız bir devletin kurulmasıyla sonuçlandı. Devletin her seviyesinde, on sekiz topluluğun her biri -gerçek ya da tah minî- demografik ağırlıklarına göre (Maruni bir cumhur başkanı, Sünni bir başbakan ve Şii bir meclis başkanı olarak belirlenmiş), iyi bilinen üçlü bir sistemle temsil ediliyordu. Bu taksim zamanla bakanlıklar ve tüm idari birimlerde de türemeye başladı.

1946’da son Fransız birliklerinin Lübnan’ı terk etmesiyle manda yönetiminin sona ermesinden sonra, bu düzenek politik çoğulculuğa benzer bir sistem olarak - Fransa’nın Lübnan’daki en baskın himaye gücü olarak kaldığı süre zarfında- işledi. Ancak, Paris yavaş yavaş yükümlülüklerinden kurtuldukça ve cemaatler arası güç dengeleri evrildikçe, 1950’li yılların sonundan itibaren geri dönüşü olmayan bir sürece gelindi. Bu, Lübnan tarihinde çok sık unutulan ve sonradan kendisini siyasi ve askerî olarak ülkenin en önde gelen topluluğu olarak dayatacak olan Şii cemaatin, üzerindeki vesayeti kaldırıp özgürleşmesi sürecidir. Lübnan nüfusunun % 30’u Şiilerden, % 21’i de Sünnilerden oluşur. Diğer toplulukların ardından, en sonunda Lübnan’daki Şii cemaat de kendi içinde ciddi bir sosyal devrim gerçekleştir di: Miraslarından mahrum kalan bu Şii kitleler, mevcut feo dal ailelerin boyunduruğunu sarsan ve ulusal siyasi sahnede kendilerine bir yer edinmek isteyen yeni bir din! liderlik ge liştirdiler.

1960’lı yıllardan sonra, en yoksul Şiilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve olabilecek en geniş anlamda sivil hakların kazanılması için mücadele eden Musa es-Sadr (1928-1978) ve 1973 yılında kurduğu Mahrumlar Hareketi, bu sürecinin ilk habercisi oldu. Hareketin milis gücü olan Emel, kendi içindeki çatışmalardan ve bölünmelerden sonra, yerini 1982’de Hizbullah’a bıraktı.

IŞİD Tuzağı,  Pierre-Jean Luizard, İletişim Yayınları, 2016


Şii gruplar, coğrafi konumları ve sosyo-ekonomik yapıları nedeniyle, modern Lübnan'ın kurucu siyasi sürecinde Maruniler ve Sünnilere göre daha az etkili oldular.

1.  Coğrafi ve Sosyo-Ekonomik İzolasyon

  • Coğrafya: Şiiler ağırlıklı olarak Güney Lübnan (İsrail sınırına yakın) ve Bekaa Vadisi gibi, geleneksel siyaset ve ticaret merkezlerinden (Beyrut ve Dağlık Lübnan) uzak ve ekonomik olarak yoksul bölgelerde yoğunlaşmıştı.
  • Ekonomi: Topluluk, büyük ölçüde tarıma dayalıydı ve geleneksel feodal beylerin (özellikle Zeydani ailesi) etkisi altındaydı. Modern ticaret ve finans merkezi olan Beyrut'taki burjuva sınıfında yeterince yer alamadılar.
  • Sonuç: Bu coğrafi ve ekonomik izolasyon, Manda döneminde etkili bir siyasi elit yetiştirmelerini ve güçlü bir merkezi siyasi taleple ortaya çıkmalarını geciktirdi.

2.  Büyük Lübnan'ın (Grand Liban) Kuruluş Amacı

  • Maruni Odak: Fransızlar, 1920'de Büyük Lübnan'ı kurarken temel amaçları, Maruni Hristiyanlar için güvenli bir vatan yaratmaktı. Bu nedenle Fransız politikaları, Maruni elitin çıkarlarını önceliyordu.
  • Sünni Muhalefeti: Yeni kurulan devlete karşı çıkan ana muhalefet, kendilerini doğal olarak Suriye'nin bir parçası olarak gören ve ayrılığa karşı çıkan Sünni gruplar idi.

Şii İlgisizliği: Şii gruplar ise, ya kendi yerel beylerinin kontrolündeydi ya da yeni devletin sınırları içinde kalma konusunda Sünniler kadar güçlü bir "Suriye'ye geri dönme" isteği sergilemiyorlardı. Siyasi tartışmalar, büyük ölçüde Maruni-Sünni ekseninde döndü. Bağımsızlığın mimarları Beşara el-Huri (Maruni) ile Riyad es-Sulh (Sünni) idi. Sözlü Milli Pakt tamamen bu ikisi arasında yapıldı; hiçbir Şii lider müzakere masasında yoktu.

  •  

3.  Siyasi Kotalardaki Düşük Temsil

  • 1932 Nüfus Sayımı: Manda dönemindeki son resmi nüfus sayımı, Şiileri nüfusun daha küçük bir parçası olarak gösterdi (o dönemdeki sayım verileri tartışmalıdır).
  • 1943 Ulusal Paktı: Bu sayım verilerine dayanılarak oluşturulan gayri resmi kotalar, Şiilere Üç Büyük Makamdan (Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı) sadece Meclis Başkanlığını (en düşük yetkili makam) verdi. Parlamentodaki sandalye kotaları da düşük kaldı.
  • Sonuç: Siyasi sistem, Şiileri Maruniler ve Sünnilerin gölgesinde bıraktı ve onların siyasi gücü, Musa Sadr ve ardından Hizbullah'ın ortaya çıkışına kadar (1970'ler ve sonrası) tam olarak hissedilemedi.

Şiilerin siyasi gücü, 1970'lerden itibaren sosyo-ekonomik eşitsizliklere ve Filistinli varlığına tepki olarak ortaya çıkan Emel ve Hizbullah hareketleriyle yükselmiştir.

Siyasi bilinç ve örgütlenmenin çok geç uyanması

  • Şii toplumunun gerçek anlamda siyasi mobilize olması ancak 1960’ların sonu ve 1970’lerde mümkün oldu:
    • 1969-1970’te Musa Sadr’ın gelişi,
    • 1974 Haraket el-Mahrumin (Yoksunlar Hareketi),
    • 1975 Emel Hareketi,
    • 1979 İran Devrimi’nin etkisi.


Hizbullah'ın liderlik yapısı hiyerarşik ve ideolojik bir temele dayanır. En önemli liderlik pozisyonu, örgütün hem siyasi hem de askeri kanadını temsil eden Genel Sekreter makamıdır.


 Hizbullah'ın Önde Gelen Liderleri

Hizbullah, kurulduğu 1980'lerden bu yana sadece iki Genel Sekreter tarafından yönetilmiştir:

1. Abbas el-Musevi (Kurucu Lider)

  • Dönemi: 1989 – 1992
  • Rolü: Grubun kurulmasında ve ilk yıllarındaki ideolojik şekillenmesinde önemli rol oynadı.
  • Akıbeti: 1992 yılında İsrail'in düzenlediği hava saldırısında öldürüldü.

2. Seyyid Hasan Nasrallah

  • Dönemi: 1992 – 27 Eylül 2024
  • Rolü: Musevi'nin öldürülmesinden sonra görevi devraldı. Hizbullah'ı yerel bir direniş grubundan hem Lübnan'da hem de bölgesel çapta kilit bir siyasi ve askeri güce dönüştürdü. Karizmatik liderliği ve hitabet gücüyle bilinir.
  • Konumu: Lübnan'daki Şii toplumunun ve Direniş Ekseni'nin en önemli figürü olarak kabul edilir.

 Önemli Eylemleri ve Müdahaleleri

Hizbullah'ın eylemleri, kuruluş felsefesinden kaynaklanan direniş (İsrail'e karşı) ve bölgesel nüfuz olmak üzere iki ana kategoriye ayrılabilir:

1. Direniş ve İsrail ile Çatışmalar

  • 1983 Beyrut Kışla Saldırıları: Kuruluş yıllarının en büyük ve en ses getiren eylemlerinden biriydi. Beyrut'taki ABD Deniz Piyadeleri ve Fransız askerlerine düzenlenen bombalı saldırılar sonucu yüzlerce asker hayatını kaybetti.
  • 2000 İsrail'in Çekilmesi: Hizbullah'ın Güney Lübnan'daki gerilla savaşı, İsrail'in 2000 yılında tek taraflı olarak bölgeden çekilmesine yol açtı. Bu, grubun Lübnan'daki meşruiyetini zirveye taşıyan en büyük askeri başarısıdır.
  • 2006 Lübnan Savaşı (Temmuz Savaşı): Hizbullah'ın İsrail'e yönelik sınır ötesi operasyonuyla başlayan 34 günlük savaşta, örgüt binlerce roket fırlattı ve İsrail'in kara işgaline karşı başarılı bir direniş gösterdi.


  • 2024 Sonrası Çatışmalar: Esad rejiminin çöküşü öncesi ve sonrasında, özellikle İsrail'in Gazze'ye karşı yürüttüğü operasyonlar sırasında güney sınırında İsrail ile Hizbullah arasında şiddetli karşılıklı bombardımanlar ve kayıplar yaşanmıştır.

2. Siyasi ve Bölgesel Müdahaleler

  • Suriye İç Savaşına Katılım (2012 – 2024): Beşar Esad rejimini desteklemek amacıyla binlerce savaşçısını Suriye'ye gönderdi. Bu müdahale, grubun hem askeri tecrübesini artırdı hem de İran'ın Direniş Ekseni üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırdı (Esad rejiminin Aralık 2024'te çöküşüne kadar).
  • 2008 Beyrut Olayları: Hizbullah'ın iletişim ağının hükümet tarafından yasa dışı ilan edilmesi üzerine, örgüt Beyrut'ta askeri güç gösterisi yaparak hükümeti geri adım atmaya zorladı ve Lübnan siyasetinde askeri gücünü pekiştirdi.
  • Lübnan Hükümetleri Üzerindeki Etki: Hizbullah, parlamento ve hükümet içindeki müttefikleri aracılığıyla, Lübnan'ın kilit kararlarını (özellikle güvenlik ve dış politika) sürekli olarak etkilemekte ve sık sık hükümet felcine yol açmaktadır.

Sonuç: Yıpranmış Güç, Korunmuş Kapasite

İsrail'in Hizbullah'a karşı yürüttüğü yıpratma savaşı (Kasım 2024 ateşkesinden bu yana sürekli devam eden günlük saldırılar), örgütün liderlik ve lojistik akışını ciddi şekilde bozmuştur.

Ancak Hizbullah, dünyadaki en büyük devlet dışı gerilla gücü (tahmini 45.000-60.000 personel) olmaya devam etmektedir ve elindeki hassas güdümlü mühimmat ve roket stoku, İsrail için hâlâ büyük bir tehdit ve bölgesel bir caydırıcılık gücü olarak kalmaktadır.



Hizbullah Genel Sekreteri Kasım, İsrail‑ABD kaynaklı tehdidin hem direniş hem de Lübnan için varoluşsal bir tehlike olduğunu söyledi.

Silahsızlandırmanın "gücün elinden alınması" anlamına geldiğini ve bunun İsrail'in taleplerine hizmet ederek hedeflerini gerçekleştireceğini belirten Kasım, "Silahsızlandırmaya izin vermeyeceğiz ve buna karşı mücadele edeceğiz; çünkü biz varoluşsal bir mücadele içindeyiz ve bu mücadeleyi gerçekleştirebilecek güçteyiz." 27.09.2025 dedi. AA


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder