I.Dünya Savaşı'na girerken, bugün ABD'nin rolünü İngiltere oynuyordu. Sonuçta en büyük küresel güçtü. Paylaşım savaşının en önemli coğrafyalarından biri de Ortadoğu idi. Hindistan yolu kadar, stratejik bir hammade olmaya aday petrol de son derece önemliydi. Ortadoğu İmparatorluğu'na dönüşen Osmanlı devleti ise zorunlu hedefti. Dünyanın bir çok bölgesi sahiplenilmişti, sırada çözülen Osmanlı'nın Ortadoğu toprakları vardı. Konu kapsamımız gereği değinmesek de boğazlar da son derece önemliydi. B.Berksan
🔎İngiltere Victoria dönemi 🔎 Birinci Dünya savaşı
Kapsam
Aşağıda I. Dünya Savaşı bağlamında Ortadoğu’da büyük
güçlerin (Birleşik Krallık/Britanya, Fransa, Rusya, Osmanlı İmparatorluğu ve
ABD’nin sınırlı rolü ile ayrıca İtilaf içindeki müttefik aktörler) konum ve
planları — amaçları, araçları ve sahadaki uygulamaları — kronolojik ve tematik
olarak özetlenmiştir.
Genel çerçeve
- Ortadoğu,
Osmanlı İmparatorluğu’nun çöken çok‑etnili sınırları içinde stratejik bir
arka plan oluşturuyordu; bölge hem deniz ticaret yolları (Süveyş vb.) hem
de ham petrol, kıyı/liman noktaları ve kara koridorları bakımından küresel
güçlerin ilgisini çekiyordu.
- Savaşın
başında güç dengesi, dış müdahale, yerel isyanlar (Hashemi Arap İsyanı
gibi) ve büyük güçlerin gizli/somut vaatleriyle (Sykes–Picot, Balfour,
Darin vb.) şekillendi.
Birleşik Krallık (Britanya) — hedefler ve araçlar
- Temel
hedefler: Süveyş Kanalı ve Hindistan bağlantısının güvenliği; Basra
Körfezi ve İran petrollerine erişim; Osmanlı kontrolündeki deniz ve kara
yollarında nüfuzu sağlamak; savaş sonrası bölgede stratejik üsler ve manda
rejimleri kurmak.
- Araçlar:
Basra ve Kut cepheleri, Mısır merkezli askeri harekât, Arap isyanına
(Şerif Hüseyin üzerinden) destek, yerel protektora ilişkiler (Darin
Antlaşması tarzı örneklerin devamı), gizli diplomasi ve Sykes–Picot
sonrası manda planları.
- Uygulama
sonucu: Osmanlı’nın güney‑doğu elinden çıkarılması, Irak’ta manda yönetimi
kurulması, Mısır merkezli denetim ve Filistin‑Suriye sahalarında etkili
yetki mücadelesi.
Fransa — hedefler ve araçlar
- Temel
hedefler: Levant (Suriye‑Lübnan) üzerinde tarihi ve kültürel bağlara
dayanarak nüfuz sağlamak; Akdeniz’de etki alanını sürdürmek; savaş sonrası
Osmanlı mirasında mandater pozisyonlar elde etmek.
- Araçlar:
Diplomaside İngiltere ile pazarlık (Sykes–Picot anlaşması ile bölgesel
paylaşım), Lübnan‑Suriye’de yerel Hıristiyan topluluklarla ilişkiler ve
Fransız misyoner/okul ağını etki aracı olarak kullanma.
- Uygulama
sonucu: Sykes–Picot çerçevesinde Suriye ve Lübnan manda alanları;
Fransa’nın bölgedeki kültürel ve idari etkisinin güçlenmesi.
Rusya (Çarlık; 1917’ye kadar) — hedefler ve araçlar
- Temel
hedefler: Osmanlı’nın kuzeydoğu sınırlarını zayıflatmak; İstanbul ve
Boğazlar üzerinde nüfuz elde etmek; Kafkaslar ve Doğu Anadolu’da stratejik
erişim sağlamak.
- Araçlar:
Kafkas Cephesi’ndeki savaş; Ermeni topluluklarıyla ilişki; Osmanlı’nın
Kafkas sınırında taarruz ve savunma çatışmaları.
- Uygulama
sonucu: 1917 devrimi sonrası Rusya’nın savaştan çekilmesi bölgesel boşluk
yarattı; Rus etkisinin zayıflaması ardından Ermeni ve Gürcü meseleleri
farklı diplomatik aktörlerin sahasına geçti.
Osmanlı İmparatorluğu — hedefler ve strateji
- Temel
hedefler: İmparatorluğu savaş koşullarında bütünleştirmek; Anadolu ve Arap
topraklarını savunmak; İmparatorluğun dış politika inisiyatifini korumak.
- Araçlar:
Alman askeri ve lojistik yardımı; İttifak Devletleriyle koordineli askeri
harekâtlar (Kanal savunması, Kafkaslar, Mezopotamya); cihat ilânı (1914)
ile Müslüman nüfuslara yönelik seferberlik çağrıları.
- Uygulama
sonucu: Çok cepheli savaş yönetimi kaynakları yordu; Arap illerindeki
kontrol zayıfladı; savaşın sonunda İtilafların zaferi Osmanlı
topraklarının paylaşımına yol açtı.
ABD — sınırlı doğrudan konum, diplomasi etkisi
- Temel
hedefler: Başlangıçta sınırlı askeri rol; savaş sonrası yeni bir dünya
düzeni (Wilson ilkeleri) vizyonu; bölgesel mandalar konusunda diplomatik
etki arayışı.
- Araçlar:
Wilson İlkeleri’nin savunulması, Milletler Cemiyeti fikirleri; 1918–1920
dönemi konferans ve görüşmelerde Amerikan diplomasi söylemi.
- Uygulama
sonucu: ABD doğrudan manda yönetimi almasa da savaş sonrası barış
düzenlemelerinde ve antlaşma süreçlerinde (Lozan’a kadar) siyasi etki
yarattı.
Yerel aktörler ve bölgesel ittifaklar
- Haşimi‑Arap
liderleri (Şerif Hüseyin) ve Arap İsyanı: Britanya’nın Şerif Hüseyin’e
verdiği vaatlerle Osmanlı’ya karşı isyan desteklendi; ancak bu vaatlerin
kapsamı Sykes–Picot türü gizli anlaşmalarla çakıştı.
- İttihat
ve Terakki yönetimi: Osmanlı’da merkezi askeri yönetim; İttihatçı
strateji, Alman desteğiyle modernleşme ve seferberlik politikalarıydı.
- Kürt,
Ermeni, Asuri vb. topluluklar: Rusya ve İtilaf güçleriyle değişen
ilişkilere göre farklı beklenti ve gönüllü/asimetrik ittifak arayışları
gösterdiler.
Kritik belgeler ve gizli anlaşmaların rolü
- Sykes–Picot
Anlaşması (1916): Britanya‑Fransa gizli düzenlemesi ile savaş sonrası
Ortadoğu’nun mandala bölünmesini öngördü; bölgesel sınırların
belirlenmesinde temel çerçeveyi sağladı.
- Balfour
Deklarasyonu (1917): Filistin’de "Yahudi millî yurdu" desteği
beyanı; bölgenin demografik‑siyasal dönüşümünde belirleyici oldu.
- Darin
Antlaşması (Britanya‑Suud ilişkisi) benzeri ikili düzenlemeler, yerel
liderlerle yapılan himaye‑pazarlıklarını gösterir.
Savaşın bölgeye kısa-orta vadeli sonuçları
- Osmanlı
İmparatorluğu’nun dağılması ve manda sisteminin kurulması (Fransa: Suriye‑Lübnan;
Britanya: Irak‑Filistin)
- Yeni
ulus‑devlet sınırlarının tesis edilmesi; etnik/dini toplulukların
kaderinin dış aktörlerce şekillendirilmesi
- Petrol
kaynakları ve boru hatları üzerinde artan uluslararası ilgi; bölgenin 20.
yy jeopolitiğinde merkezi hale gelmesi
Kısa değerlendirme — tematik çıkarımlar
- Büyük
güçlerin Ortadoğu planları temel olarak: stratejik ulaşım yollarını
güvence altına alma (Süveyş, boğazlar), enerji ve ham madde erişimi,
bölgesel nüfuz kurma ve savaş sonrası şekillenecek siyasi düzen üzerinde
denetim sahibi olma üzerine kuruluydu.
- Gizli
anlaşmalar, yerel vaatler ve askeri operasyonlar birbirleriyle
çelişebiliyordu; bu çelişkiler savaş sonrası gerilimlerin ve direnç
hareketlerinin kaynağı oldu.
- Sonuçta
I. Dünya Savaşı Ortadoğu’da hem statüko kırılmalarına hem de uzun dönem
dış müdahale mekanizmalarının kurumsallaşmasına yol açtı.
Aşağıdaki tablo, I. Dünya Savaşı sırasında ve hemen
sonrasında Ortadoğu politikası üzerinde etkili olan başlıca İngiliz
kurumları/örgütlerini ve her birinin bölge yönetimine ilişkin tipik
duruşlarını, önceliklerini ve stratejik tercihlerini özetlemektedir.
- Görüş
ayrılıkları genellikle stratejik öncelik farklılıklarından (Hindistan
güvenliği vs. Fransa ile denge vs. bölgesel idari istikrar) ve kurumların
coğrafi/işlevsel bakış açılarından kaynaklandı.
- India
Office, Süveyş–Hindistan hattını “hayat damarı” olarak gördüğünden daha
güvenlikçi ve müdahaleci bir çizgi izlerken; Kahire Bürosu yerel aktörlerle
pragmatik ittifakları ve istihbarat‑kültürel ilişkiyi öne koydu.
- Dış
politikanın nihai biçimi, War Cabinet (Savaş Kabinesi) içindeki pazarlıklar, İtilaf
partnerleriyle anlaşmalar (özellikle Fransa) ve savaştaki askeri durum
tarafından belirlendi; dolayısıyla uygulamalar genellikle “en düşük ortak
payda”ya indirgenmiş çözümler içeriyordu.
- Parlamento,
ticari çıkar grupları ve sivil toplum baskıları (ör. Siyonist
örgütlenmeler) hükümet politikalarını etkilemiş, bazen hükümetin farklı
birimler arasında uyumsuz tutum almasına neden olmuştur.
Aşağıdaki tablo İngiliz hükümet içindeki ana kurumları, o
kurumlarda öne çıkan karar vericileri, Sykes–Picot, Balfour, McMahon
yazışmaları ve Darin-tip (Britanya‑Suud) ikili anlaşmalar karşısındaki
tutumlarını ve savunma gerekçelerini bir arada gösterir. Tablo, belgeyi
savunan/sorgulayan argümanları kurum perspektifinden karşılaştırmalı olarak göstermektedir.
1920 Nisan ayında İtalya’nın San Remo kentinde toplanan bu
konferans, Ortadoğu tarihinin en belirleyici hukuki dönüm noktasıdır.
Daha önce değindiğimiz gizli Sykes-Picot Anlaşması'nın,
uluslararası hukuk önünde resmileştirilmiş ve güncellenmiş halidir. Bu
konferansla birlikte, Osmanlı'nın Arap toprakları üzerindeki egemenliği resmen
sona ermiş ve "Manda Yönetimi" (Mandater Sistem) adı altında
İngiltere ve Fransa arasında paylaşılmıştır.
2. Petrolün Siyasete Girişi
San Remo, sadece toprak değil, petrol paylaşımının da
yapıldığı yerdir. İngiltere ve Fransa, Irak petrollerinin taşınması ve
işletilmesi konusunda anlaşarak, Ortadoğu'da enerji jeopolitiğini (Pipeline
politics) başlattılar.
3. Türkiye (Osmanlı) ile Bağın Kopuşu
San Remo kararları, Osmanlı Devleti'ne imzalatılacak olan Sevr Antlaşması'nın taslağını oluşturdu.
- Ordu Komutanı olarak Sina, Filistin ve Suriye cephelerini doğrudan yöneten Cemal Paşa'nın anıları. Kanal Seferi, Arap isyanı, cephedeki askeri ve siyasi gelişmeler ile Ermeni olayları gibi konuları içerir. Dönemin en kapsamlı birinci el kaynaklarından biridir.
|
Cemal Paşa Hatıralar, Yayına Hazırlayan alpay Kabacalı, İş Bankası Yayınları, 2006 Cemal Paşa'nın hatıraları, 1917-1918 yıllarındaki savunma
ve yenilgiyi, Filistin ve Suriye cephesindeki stratejik ve siyasi
hataların yanı sıra Arap ihanetinin sebep olduğu iç ve dış
baskılar bağlamında incelemektedir. Bu dönem, 4. Ordu Komutanlığı’nın Gazze
savunmaları ile başlayıp, Falkenhayn'ın gelişiyle kritik bir dönemece girmiş
ve 1918'de Suriye'nin tamamen kaybıyla sonuçlanmıştır. 1. Gazze Savunmaları ve Kritik Hat 1917 yılının ilk yarısı, 4. Ordu'nun Filistin'deki
direnişiyle karakterize edilir. Osmanlı kuvvetleri, İngilizlerin
Gazze-Birüssebi hattına karşı düzenlediği şiddetli taarruzları (Gazze I ve
II) başarıyla püskürtmüştür. • Savunmanın Önemi: Cemal Paşa'nın ifadesine göre,
bu hat, İngiliz kuvvetleri ile Hicaz'da isyan eden Arap kuvvetlerinin
birleşmesini engellemek açısından ölüm kalım mesabesinde idi.
Gazze-Birüssebi cephesi, bir yanının denize, diğer yanının çöle dayanması
sayesinde çevrilmesi imkânı bulunmayan müstahkem bir hattı temsil ediyordu. • İkinci Gazze Başarısı (Nisan 1917): İngilizler,
cepheyi yarmak için 8 tank, deniz topçusu ve yoğun bombardıman kullanmış
olsalar da, Türk neferinin gözüpekliği sayesinde İngiliz taarruzu
püskürtülmüştür. Cemal Paşa, bu savunmanın, İngilizleri yedi aydan fazla bu
hat üzerinde durmaya ve komutanlarını (General Murray) değiştirmeye mecbur
ettiğini belirtir. 2. Falkenhayn Faktörü ve Stratejik Fiyasko 1917 ortalarında, Osmanlı-Alman ittifakının zorlamasıyla
General Falkenhayn’ın Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olarak cepheye
gelmesi, yenilginin asıl sebebi olarak gösterilir. • Bağdat Takıntısı: Cemal Paşa, Falkenhayn'ın
stratejik önceliği yanlış belirlediğini iddia eder. Falkenhayn, Filistin
cephesini güçlendirmek yerine, “Yıldırım Grubu”nu Bağdat'ı geri almak
gibi gerçekçi olmayan bir taarruz için tahsis etmişti. Cemal Paşa, bu planın
tehlikeli olduğunu ve Filistin cephesine ayrılması gereken kuvvetlerin
azaltılması yoluyla yapıldığını belirtir. • Cemal Paşa'nın Uyarısı: Paşa, Sadrazam Talat
Paşa'ya çektiği telgrafta, “Şimdi Bağdat'ı kurtaralım diye uğraşırken, pek
yakın bir gelecekte, Kudüs veya Şam'ı kurtarmakla meşgul olacağımızdan çok
korkuyorum” uyarısında bulunmuştur. • Filistin Taarruzunun Reddi: Falkenhayn, Bağdat’a
gitmeden önce İngilizleri kanala kadar püskürtmek amacıyla Filistin
cephesinde çölden bir taarruz yapılması gerektiğini savunuyordu. Cemal
Paşa ve Mustafa Kemal Paşa (o sırada 7. Ordu Komutanı), bu planın "cinayet"
olduğunu ve başarısızlık halinde elde kalan tek ordunun da yok olacağını
belirterek karşı çıkmışlardır. Falkenhayn, bu karşı çıkışlara rağmen planını
uygulamakta ısrar etmiştir. 3. Kudüs'ün Kaybı ve Cemal Paşa'nın Çekilmesi Yenilginin en büyük sembolü olan Kudüs’ün düşüşü, Cemal
Paşa tarafından doğrudan Falkenhayn’ın hatalarına bağlanmıştır: • Savunmanın Engellenmesi: Cemal Paşa,
Falkenhayn'ın Kudüs'ün savunulması için gerekli kuvvetleri (süvari alayı
dışında) göndermeyi reddettiğini, hatta Kudüs'ün savunulması taraftarı
olmadığını belirtir. Falkenhayn'ın, kutsal beldenin bombardımanla harap
olmaması gerektiği yönündeki gerekçesini "gülünç" bir fikir
olarak nitelendirmiştir. • Kudüs'ün Düşüşü (Aralık 1917): Falkenhayn,
elindeki kuvvetleri faydasız taarruzlar ve mevzi değişiklikleriyle harcamış,
bu durum yorgun askerin gafletinden yararlanan İngilizlerin Kudüs'ü (9
Aralık 1917) neredeyse güçlükle karşılaşmadan zapt etmesine yol açmıştır.
Paşa, Kudüs'ün düşmesinden doğan sorumluluğun tamamen Falkenhayn Paşa'ya
ait olduğunu iddia eder. • Cemal Paşa'nın Ayrılışı: Kudüs'ün düşmesi ve
Falkenhayn'ın Suriye'deki idari sisteme (valilere amirlermişçesine
bildirimlerde bulunmak dâhil) müdahaleleri, Cemal Paşa'yı daha fazla
katlanmama noktasına getirmiştir. Paşa, Falkenhayn'ın çekilmemesi üzerine,
Suriye'yi terk etmek zorunda kalmıştır. 4. Arap Meselesinin Rolü ve Sonuç Arap siyasi hareketleri ve özellikle Şerif Hüseyin'in
isyanı, 4. Ordu'nun savunma kapasitesini ciddi ölçüde zayıflatmıştır. • Cephenin İkiye Ayrılması: Şerif Hüseyin'in
1916'da başlattığı isyan, Filistin cephesine tahsis edilmesi gereken
kuvvetlerin büyük bir kısmının Hicaz Demiryolu'nun ve Medine'nin korunması
için bu bölgeye kaydırılmasına neden olmuştur. Cemal Paşa, Şerif Hüseyin'in
ihanetini, ordunun kuvvetlerini dağıtmaya yol açan "esaslı bir
darbe" olarak görmüştür. • Nihai Yenilgi (Eylül 1918): Falkenhayn'ın yerine
geçen Mareşal Liman von Sanders, 1918'de cephedeki kuvvetleri dağlık
kısımlara çekmek ve ova cephesini zayıf bir tümenle savunmak gibi büyük
bir taktik hatası yapmıştır. İngilizler (General Allenby), bu zafiyetten
yararlanarak büyük süvari kuvvetleriyle Nablus önünde savunma hattını
yarmışlardır (Eylül 1918). Bu yenilgi, Arap isyanlarının Suriye'nin geneline
sıçramasına yol açmış ve 4. Ordu’nun perişan bir halde Halep'e çekilmesine
neden olmuştur. • Cemal Paşa'nın Nihai Tezi: Cemal Paşa, 1917-1918
yenilgisinin üç ana koşula bağlı olduğunu iddia eder: 1) Bağdat'ı geri alma
fikrinin doğmaması, 2) Falkenhayn'ın Filistin ordusunun başına geçmemesi, 3)
Falkenhayn'ın taktik hataları yapmaması. Bu şartlar olmasaydı, Gazze-Birüssebi
cephesi senelerce elimizde kalır ve mütareke sırasında Suriye ve Filistin
Osmanlı İmparatorluğu'nun işgali altında bulunurdu. Bu savunma ve yenilgi dönemi, Cemal Paşa için Türk-Arap ilişkilerindeki kopuşun ve imparatorluğun en kritik bölgelerindeki son umutların kayboluşunun, dış müdahale ve iç ihanetle birleştiği trajik bir sonu ifade etmektedir. |
Cemal Paşa'nın emir subayı ve yaveri olarak Filistin-Suriye cephesinde bulunan gazeteci/yazar Falih Rıfkı'nın gözlemlerini anlattığı eser. İmparatorluğun çöküşünü, cephe gerisindeki hayatı, askerlerin durumunu ve Arap coğrafyasındaki izlenimleri hüzünlü ve eleştirel bir üslupla aktarır. Ortadoğu cepheleri için en etkileyici ve okunaklı anı kitaplarından biridir.
Filistin Cephesi'nde görevli bir kurmay subayın geri çekilme (ricat) dönemindeki anıları. Cephedeki askeri operasyonlar ve yenilgi sürecini detaylı anlatır.
Yıldırım Ordular Grubu'nda görevli bir subayın Filistin-Suriye cephesindeki hatıraları. Alman komutanlarla ilişkiler ve cephedeki stratejik durum üzerine odaklanır.
Çeşitli cephelerde (Irak ve Filistin dahil) görev yapmış bir subayın anıları. Ortadoğu cephelerindeki deneyimlerini de kapsar.
- Ordu Komutanı olarak Kut'ül Amare Zaferi'ni yöneten Halil Paşa'nın (Enver Paşa'nın amcası) kapsamlı anıları. Trablusgarp'tan Milli Mücadele'ye uzanan hayatı, ama ağırlıklı Irak Cephesi'ndeki zafer ve sonraki gelişmeleri anlatır. Birkaç farklı baskısı var (Taylan Sorgun veya Erhan Çifci hazırlamalı).
Irak Cephesi'nde görevli bir subayın, Kut zaferinden Bağdat'ın düşüşüne kadar olan süreci anlatan hatırası. Stratejik hataları eleştirir.
Filistin Cephesi'nde kolordu komutanı olarak görev yapmış, anılarında bu cepheyi de kapsar.
Sarıkamış, Hicaz cepheleri ve esaret anılarını içeren kitap. Cephedeki zor şartları ve Arap isyanını anlatır.









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder