IV.Mehmed (Avcı)


Küçük yaştaki padişahın tahta geçmesinde aktif rol oynayan eski yeniçeri kethüdası Kara Murad Ağa (daha sonra Paşa) ile diğer ağalar devlet yönetimine, Büyük Valide Kösem Sultan da saraya egemendi. Özellikle Köprülü Mehmed Paşa’nın sadaretine kadar geçen süre zarfında veziriazamlar sıkça değişti.

….

Tarhuncu Ahmed Paşa, pek çok kişinin çıkarlarına aykırı tedbirleri yüzünden haksız isnatlarla idam edilmiş, yerine Derviş Mehmed Paşa atanmıştı. Rakiplerinin bir kısmını başka yerlere tayin ederek etkisiz hâle getiren Derviş Mehmed Paşa, fazla kişinin düşmanlığını çekmeden o dönem için uzunca bir süre görevde kaldı. Onun zamanında İstanbul’da yiyecek fiyatları aşırı derecede yükseldi. Kaptanıderya Kara Murad Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması Çanakkale Boğazı’nda Venedik donanmasını yenerek boğazın Osmanlı gemilerine açılmasını sağladı; bu arada îstendil (Tinos) Adasını vurdu, Venedik filosunu Değirmenlik (Milos) Adası önünde bir defa daha mağlup ederek Girit’e yardım götürmeyi başardı. Bu başarılar sonunda İstanbul’da ekonomik hayat normale dönmeye başladı. Ancak Rus Kazaklarının Karadeniz’e girip Ereğli ve İstanbul Boğazını tehdit etmeleri korku ve heyecana yol açtı. Veziriazam Derviş Paşa’nın felç olması üzerine ise açıktan isyan etmemekle birlikte İstanbul’a karşı muhalif bir tavır takınmış olan îbşir Mustafa Paşa veziriazamlığa getirilmiştir. îbşir Paşa Halep valisi idi ve o gelinceye kadar Melek Ahmed Paşa sadaret kaymakamlığına atandı.

Murad Paşa kapıkullarını memnun etmek için sipahilerin “veledeş” denilen oğullarını tanıyıp paralarını verdiği gibi, çok önceden defterden çıkarılmış kişileri de tekrar deftere kaydettirdi. Tarhuncu Ahmed Paşa’nın hayatı pahasına sayılarını azalttığı sipahi ve yeniçerilerin sayılarını neredeyse iki katına çıkarttı (sipahiler 25.590’dan 50.000’in üzerine, yeniçeriler 55.000’den 80.000’in üzerine). Hazine işlerini de sıkıntıya sokan paşa, bu durumdan kurtulmak için hacca gitmek üzere padişahtan izin alıp mührü iade etti (19 Ağustos 1656). Halefi MalatyalI Süleyman Paşa ise asker ulufesini züyûf akçe ve borçla karşılamaya kalkışınca tepkiler ortaya çıktı. Bu durumun askerin isyanına yol açabileceğini hesaplayan bazı devlet adam ları, valide sultan ile kızlarağasını sadarete muktedir bir kişinin getirilmesi hususunda ikaz ettiler. Yaşlılığını beyan ederek istifa eden veziriazamın yerine Girit serdarı Deli Hüseyin Paşa getirilmek istendi. Girit’e hatt-ı hümâyûnlar ile mühür gönderilirken sadaret kaymakamı olan Zurnazen Mustafa Paşa kendisini veziriazamlığa tayin ettirdi. Ne var ki aynı gün çıkan isyandan dolayı bu makamda ancak dört saat kalabildi.

Bu ayaklanmanın sebebi sikkenin tağşiş edilmiş olması ve askerin bir kısmının ayarı bozuk akçe ile maaş alması bir kısmının ise hiç maaş alamamasıydı. Züyûf akçe ile alışveriş yapmak isteyen askerin parasını esnaf almayınca gerginlik çıktı ve bu da giderek ayaklanmaya dönüştü. Atmeydanı’nda toplanan isyancılar, ısrarla IV. Mehmed’i ayak divânına davet ettiler. Sonunda ayak divânına çıkan hükümdardan durumdan sorumlu gördükleri saray ağaları dahil 30 kişinin idamını talep ettiler. Aşırı baskı altındaki Sultan Mehmed, önce bunların azli ve sürgününü önerdiyse de ısrar eden âsilerin istediği, dârüssaâde ağası ve kapı ağası dahil saray ağalarını öldürtmek zorunda kaldı (4 Mart 1656). Kurtarmak istediği hocası Bilal Ağa ile

Hazinedar Yusuf Ağa da isyancılar tarafından bulunarak öldürülmüştür. Öldürülenlerin cesetleri Sultanahmet Meydanı’ndaki bir çınara asıldı. Osmanlı tarihlerinde bu olaya Vak’a-i Vakvakiyye veya Çınar Vak’ası denir. A.Ö.F

 Köprülü dönemi

Son derece şiddetli bir askeri kriz, Köprülü Mehmed Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesini hızlandırdı. Venedik donanması Çanakkale Boğazı'nı kapatarak Limni, Semadirek ve Bozcaada'yı işgal etmişti. Bu durumda, Mehmed Paşa görev koşulları konusunda pazarlık etme imkanı buldu. Padişah, sadrazamının politikasıyla çelişen önerileri hiç dinlememeyi kabul etti. Askeri talih de onlara yardım etti Amiral gemisinin şans eseri isabet almasıyla Venedikliler İstanbul'a uyguladıkları ablukayı kaldırmak zorunda kaldılar. Bundan sonra Venedik'le yapılan savaş uzun ve masraflı olmasına rağmen denetim altında tutulabilecek hale geldi.

Köprülü Mehmed gerçek bir sadrazamlar hanedanı kurmayı başardı. 1661'deki ölümünden 1703'e kadar diğer ailelerin üyeleri bu görevde yalnız birkaç yıl kalabildi. Oysa hükümetin başına Mehmed Paşa'nın iki oğlu, damatlarından ikisi ve bir yeğeni geçti. Ailenin sonraki nesilleri de 18. yüzyılın büyük bir kısmında siyasette etkin rol oynadılar. Bizzat Mehmed Paşa ve ilk oğlu Fazıl Ahmed güçlerini ve askeri itibarlarını, siyasi rakiplerini amansızca alt etmek için kullandılar, böylece yeniçerilerin Osmanlı siyasetindeki egemenliğine son verdiler. Bununla birlikte, Köprülüler en önemlisi olsalar da birçok "siyasi hane"den yalnızca biriydi. Yüksek mevki sahibi büyüğünün etrafında toplanmış geniş ailenin oluşturduğu bu haneler her türden hizmetkarı ve himaye altına alınan kişileri içeriyordu. İkisinin statüsü birbirinin dengi olmasa da, bir aileye kapılanma, giderek kul (asker köle) olmaktan daha önemli hale geldi." 16. yüzyıldaki az çok tek merkezli ataerkil idari yapıdan sultanınkine benzeyen çeşitli hane halklarının baskın olduğu düzene geçiş, birçok siyasi krizi de beraberinde getirdi. "Siyasi haneler" başarılıydı çünkü hane reisleri askeri bakımdan etkiliydi.

Osmanlılar Girit'in fethiyle (1669) yalnızca Venedik'le yaptıkları uzun savaşı sona erdirmediler; aynı zamanda kuzey ve batı sınırlarında da başarılı oldular. Erdel Prensi Györgi Rakoczi 1657-1658'de tam hükümranlığa ve Lehistan tahtına göz dikti. Aynı anda, Köprülü Mehmed Paşa'nın acımasız politikasına karşı Anadolu'da büyük bir isyan çıkmasına rağmen (isyanın lideri Abaza Hasan Paşa 1659'da idam edildi) Osmanlılar Erdel'i haraca bağladılar ve 1660'ta Oradea (Yarat) civarındaki bölgeyi topraklarına kattılar.

Osmanlı ordusu Szentgotthard Savaşı'nda bozguna uğramasına rağmen, Habsburglarla yapılan savaş 1664'te -küçük- toprak kazanımlarıyla sona erdi. Son olarak Osmanlılar 1672'de, bugünkü Ukrayna'nın batısında bulunan Podolya'yı ele geçirerek Lehistan'a ve Moskova Knezliği'ne karşı tampon bir Kazak devleti kurmayı denediler. Birkaç yıl sonra Moskovalılarla yapılan kısa savaş sonunda iki taraf da üstünlük sağlayamadı. Bununla birlikte, bütün bu kazanımlar İkinci Viyana Kuşatması'ndan (1683) sonra tersine döndü. Bu kuşatmaya o zamandan beri Avrupa tarihinde bir dönüm noktası olarak bakılır. Sadrazam Kara Mustafa Paşa'nın komutasındaki bu seferin arkasındaki itici güç, Macaristan konusunda uzun zamandır var olan ihtilaftı. Osmanlılar Emre Thököly'nin başını çektiği Protestan beylerin ayaklanmasını destekliyordu. Osmanlılar bakımından, Lehistan Kralı Jan Sobieski komutasındaki Habsburg müttefiklerinden oluşan yardım ordusunun, başarıya ulaşması muhtemel bir saldırıdan sadece birkaç gün önce, Viyana yakınındaki Kahlenberg'de Osmanlı ordusunu yenmesi büyük bir askeri felaket oldu. Bu yenilginin sonuçları daha da vahimdi: Sanki her şey eski durumuna dönmüştü, Habsburglar, Papalık kuvvetleri, Venedik ve Lehistan'ın oluşturduğu Kutsal İttifak Buda'yı ve Orta Macaristan'ın büyük kısmını ele geçirdi (1686).

Ülke düzeyinde Viyana seferinin başarısızlığı Kara Mustafa Paşa'nın hayatına ve IV. Mehmed'in tahtına mal oldu (1687).

Cambridge Türkiye Tarihi, Cristhoph K. Neumann

Osmanlı Imparatorluğu’nun Afrika'daki eyaletleriyle bağları 17. yüzyılın ortalarından itibaren zayıfladı. 1671’de yeniçerilerin kendi aralarından seçtikleri bir reis “Dayı” adıyla Cezayir’in asıl idarecisi olmuş, Osmanlı valisinin hükmü kalmamıştı.

Cezayir, Tunus ve Trablusgarb Osmanlı Imparatorluğu’nun özerk bölgeleri hâline geldiler. Garb Ocakları adı verilen Cezayir, Tunus ve Trablusgarb’da Türk nüfusu oldukça azdı. Türkler yönetici ve askeri zümreyi meydana getiriyorlardı. Garb Ocakları, asker ihtiyacını Batı Anadolu’daki Türk köylülerinden karşılarlardı.

Cezayir, Trablusgarb ve Tunus’taki Türk korsanları Hristiyan ticaret gemilerine saldırarak, yağmalarlardı. Avrupalı devletler de Türk korsanlarına saldırılarından korunmak için haraç verirlerdi. Afrika'daki Türk korsanları, İngiltere ve İzlanda’ya kadar olan bölgelere yağma akınları yapmışlardır.

Fransa, 1680’lerde saldırılardan kurtulmak için Cezayir ile bir antlaşma yapmıştı. Ancak Fransızlar, esir değiş tokuşu maddesine uymayarak, antlaşma şartlarını ihlal ettiler. Bunun üzerine Fransız gemilerine saldırılar başladı. Cezayir’e savaş açan Fransa, donanmasını gönderdi. Fransız gemileri 1682 ve 1683’te Cezayir’i bombardıman ettiler. 1683’te Mezemorta Hüseyin Reis’in dayı olması üzerine bir başarı sağlayamadan geri döndüler.


Viyana Kuşatması

1670’li yıllarda Avusturya hakimiyetindeki Protestan Macarlar ayaklandı. Habsburglarla yalnız başlarına mücadele edemeyeceklerini anlayan Tökeli İmre başkanlığındaki Macarlar, Osmanlı’dan yardım istediler. Köprülü Fazıl Ahmed Paşa zamanında Osmanlı İmparatorluğu onlarla ilgilenmedi. Ancak onun yerine sadrazam olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa bu politikayı değiştirerek, Protestan Macarların lideri Tökeli İmre’ye yardıma başladı. Budin Beylerbeyi, Avusturyalılar’ın elinde bulunan Orta Macar (Kuzey Macaristan) topraklarının bir kısmını alarak, Tökeli İmre’ye verdi. Osmanlı İmparatorluğu Tökeli’yi Orta Macar Kralı olarak tanıdı. Avusturya barış taraftarıydı ve 1664’te 20 yıllık olarak imzalanmış Vasvar Antlaşması’nın süresini uzatmak istiyordu. Ancak Merzifonlu sınırdaki askerlerden Avusturya saldırıları oluyor diye şikâyet mektupları getirterek, IV. Mehmed’i Avusturya üzerine sefere ikna etti. Osmanlı ordusunun almak istediği yer başlangıçta Viyana değil Yanıkkale (Raab) idi. Fakat Reisülküttâp Mustafa Efendi gibi bazı kimselerin de tesiriyle hedef Viyana oldu. Kanunî gibi bir hükümdarın fethedemediği bir şehri ele geçirecek olan komutanın kazanacağı prestij Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın aklını başından almıştı. Ayrıca bu zafer Merzifonlu’yu kendisinden önceki sadrazam olan ve Uyvar’ı fetheden kayınbiraderi Fazıl Ahmed Paşa’nın başarılarından daha fazlasını kazanmış bir duruma getirecekti. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın aşırı hırsı İkinci Viyana Kuşatması’nın en önemli sebebidir.

Avusturya, Osmanlılar’la savaşa girmek istemiyordu. Henüz süresi bitmemiş Vasvar Antlaşması’nı yenilemek için Kont Albert de Caprara elçi olarak İstanbul’a gönderilmişti. Elçi, barış antlaşmasının süresinin uzatılması için çok uğraştı. Hatta Silahdar Tarihîne göre “İslâm şeriatı üzere boğazına bez bağlayıp aman diyene kılıç olur mu? Üzerine sefer caiz midir?’ diyerek seferin caiz olmadığına dair fetva bile aldı. Ancak Merzifonlu bu fetvaya dahi aldırış etmeyerek, Avusturya üzerine sefere çıkma fikrinden vazgeçmedi. Avusturya, barışın olamayacağını görünce Avrupa’daki diğer devletlerden ve Papa’dan yardım istedi. Özellikle Papa’nın tesiriyle Lehistan, Avusturya ile ittifak yaptı. Ayrıca Avrupa’nın birçok yerinden para ve gönüllüler Viyana’ya gelmeye başladı. Avusturyalılar, Osmanlı ordusunun Macaristan üzerine geleceğini tahmin ediyorlardı. Ancak Viyana’nın kuşatılacağını hiç tasavvur etmemişlerdi. Osmanlı ordusunun Viyana’ya yönelmesi bütün Avusturya’da büyük bir heyecan uyandırdı. İmparator Leopold, Osmanlı askeri Viyana’ya gelmeden yedi gün önce 20-25 bin kişilik bir kuvvet bırakarak şehirden ayrılıp, Linz’e sığındı.

Osmanlı kuşatması öncesinde Viyana’nın en dış savunma hattında basit bir savunma çiti yer almakta ve 6 metrelik bir hendek bulunmaktaydı. Bu hendekleri destekleyen küçük istihkâmlar yanında “Ravelin” adı verilen üçgen şeklindeki tabyalar dış savunma sisteminde yer almaktaydı. Yaklaşık 12 metre yüksekliğindeki şehrin iç surlarının tabanı tuğlalarla sağlamlaştırılmıştı. Ana müdafaa unsuru olan iç surlar, iç istinat duvarı ile sağlamlaştırılmıştı. Müdafiler, “Bastiyon” adı verilen burçlardan ateş edebiliyor ve iç kaleler platformlar vasıtasıyla birbirine bağlanıyordu. Şehrin tahkimatının hazır hale gelmesinde Osmanlılar’a karşı Girit savunmasında dagörev alan Saksonyalı Askeri Mühendis George Rimpler’in katkısı büyüktü.

Osmanlılar’ın asıl taarruzlarını gerçekleştirdikleri Löbel (Aslan) ve Burg (Saray) tabyaları Viyana’daki en iyi birlikler tarafından muhafaza edilmekteydi. Kuşatmanın daha zayıf olduğu diğer tabya ve burçların savunması ise gönüllü birliklere ve şehir halkına bırakılmıştı.

8 Temmuz 1683’te Petronell çarpışmalarında yenilerek Türk ordusunun Raab Nehri’ni geçmesine ve Viyana’yı 14 Temmuz’da kuşatmasına engel olamayan Charles de Lorraine komutasındaki Avusturya ordusu geri çekilmiş ve Charles de Lorraine Viyana’nın biraz batısında konuşlanarak, Osmanlı ordusunun artçı saldırılarını engellemek üzere İmparator Leopold tarafından görevlendirilmişti. Osmanlılar’ın Avusturya’ya savaş ilan etmesinden itibaren, Papa XI. Innocentius, Katolik devletleri, aynı zamanda Alman İmparatoru olan Leopold, Alman prensliklerini Osmanlı’ya karşı yardıma davet etmişti. Bu çağrıya riayet eden birçok irili ufaklı devlet Avusturya ile ittifak anlaşması imzalamışlar ve güçleri nispetinde asker göndermeyi taahhüt etmişlerdi. Vatikan’ın çağrısı ile Avusturya’nın yardımına koşan ve yapılan antlaşma gereğince Haçlı Ordusunun başkomutanlığına getirilen Jan Sobiesky, yaklaşık 25 bin kişilik ordusuyla Lehistan’ın başkenti Krakow’dan 15 Ağustos’ta yola çıkmıştır. Saksonya’dan, Bavyera’dan ve diğer Alman Prensliklerinden gelen birliklerin tamamı 7 Eylül’de birleşerek topluca yürüyüşe geçmişlerdi.

İki taraf arasında çatışma sabahleyin Nussberg mevkiinde başlamıştı. Düşmanın sağ kanadındaki Leh kuvvetleri ile çarpışan Sarı Hüseyin Paşa, düşmanı tutabilirken, sol kanatta yer alan Alman birlikleri, Osmanlı sağ kanadında yer alan İbrahim Paşa’yı mağlup etti. Alman birliklerinin, Lehler’i takviyesi ve Kırım Hanı’nın buraya yardım etmemesi üzerine, Kara Mustafa Paşa merkezden çektiği kuvvetleri sol tarafa kaydırdı. Ancak bu manevra sağ tarafın zayıflamasına sebep oldu. Durumu gören Sobiesky ise bu manevrayı yapan komutanın savaşı kaybetmiş olacağını sevinçle haykırıyordu. Viyana’daki Avusturya muhafız kuvvetleri de sık sık taarruzlar yaparak Türk birliklerini iki ateş arasında bırakıyordu. Bu sırada Kırım Hanı kuvvetlerini alıp gitti. İlk olarak Osmanlı ordusunun sağ kanadı çöktü. Hüseyin Paşa’nın bütün direnişine rağmen, sol kanatta da muharebe üstünlüğü düşmanın eline geçti. Siperlerdeki askerler de çıkarıldı, ancak bozgun önlenemedi. İkindi vaktine gelindiğinde Osmanlı kuvvetleri bozulmuş ve düşman askerleri Osmanlı ordusunun merkezine girmeye başlamıştı. Kara Mustafa Paşa bu durum üzerine iki aydan beri Viyana’yı kuşatan Türk birliklerine Budin’e çekilme emri verdi. Kendisi savaşıp, şehid olma arzusundayken Sipahi Ağası Osman Ağa’nın zoruyla Sancak-ı Şerif’i de yanına alarak, harp meydanından uzaklaştı. Sorularla Osmanlı İmparatorluğu, Erhan Afyoncu



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder