Müslüman Kardeşler


İslamcılık düşüncesinin, özellikle de Müslüman Kardeşler (İhvan) hareketinin kurucusu Hasan El Benna'nın formüle ettiği şekliyle, sekülerleşmeye karşı ortaya koyduğu itiraz, Ortadoğu rejimleriyle yaşanacak kaçınılmaz çatışmanın temel ideolojik zeminini hazırlamıştır. Bu itiraz, İslam'ı sadece bireysel bir inanç sistemi olmaktan çıkarıp, devlet dâhil hayatın her alanını düzenleyen totaliter bir ideolojiye dönüştürme iddiasından kaynaklanmıştır.

 Kuruluş Bağlamı ve Hasan el-Bennâ'nın Vizyonu (1928)

Müslüman Kardeşler, Mısır'daki İngiliz sömürgeciliğinin ve modernleşme/sekülerleşme akımlarının toplumda yarattığı kimlik bunalımına bir cevap olarak doğmuştur. Kurucu Hasan el-Bennâ, hareketin temelini sadece siyasi bir parti olarak değil, aynı zamanda toplumun fikirsel yapısını ıslah etmeyi (reform) hedefleyen bir kitle hareketi olarak atmıştır. Bu yönüyle İhvan, kuruluşundan itibaren siyasetten sosyal hizmetlere kadar toplumla alakalı tüm meselelerle ilgilenen bir teşkilat olmuştur. Bu geniş kapsamlı yaklaşım, hareketin başta komşu ülkeler olmak üzere bütün bölgeye hızla yayılmasını ve neredeyse bütün Arap ülkelerinde teşkilatlanmasını sağlamıştır.

İki kolu (Müslüman Gençler Cemiyeti/Cemiyetü’ş-Şebban-ı Müslimin ve Müslüman Kardeşlik Cemiyeti/Cemiyetü’l-Uhuvvet-i İslâmiyye) ve 1940’larda 200.000 kadar mensubu olan Müslüman Kardeşler Cemiyeti’nin (Cemiyetü’l-İhvan-ı Müslimin) kökleri 19. yüzyıl sonlarına uzanmaktadır. Bununla birlikte, İslam adına davranma iddiası taşıyan kuvvetli bir siyasal hareket ancak yaşanan ikili şokun, Osmanlı denetimindeki toprakların paylaşılması ve 1924’te halifeliğin kaldırılmasının ardından ortaya çıkabilmiştir. “İslam’ı terk eden Türkiye’nin bozulması”, yeni bir hilafet kurulmasını acil bir zorunluluk haline getirirken, diğer yandan da bunun olanaksızlığını gözler önüne serer. Bu bozgun ortamı içinde, yirmi iki yaşındaki Hasan el-Benna Müslüman Kardeşler örgütünü kurar; örgütün özelliği, ilk başta darü’l-İslam’da şiddete başvurulmasını dışlasa bile, sahip olduğu devrimci siyasal programdan kaynaklanmaktadır.

Bazı Müslüman Kardeşler sol fikirlerden etkilenmiştir; Benna’ya yakın olan Şeyh Kerbela el-Gazali 1951’de “Müslüman sosyalizmi”ni savunur. Bununla birlikte, Hasan el-Benna’ya göre, “İslam hem ideoloji hem iman, hem vatan hem milliyet, hem din hem devlet, hem düşünce hem eylem, hem kitap hem kılıçtır”; değer temelli bir felsefeyle desteklenen birbütündür: “Allah hedefimiz, resulü rehberimiz, Kur’an hukukumuz, cihat yolumuz, Allah yolunda can vermek en büyük umudumuzdur.” Bu programı tahlil eden Hamid Enayat, “Müslüman Kardeşler’in İslam’ın bütüncül bir ideoloji haline gelme kapasitesini gösterecek şekilde, bir sonraki aşama için ideolojilerini yeniden tanımladıklarını” belirtmektedir. Nitekim, onlara rehberlik eden ilkeler arasında, “İslam’ın her zamanda ve her mekânda geçerliliği” postulatı öne çıkmaktadır.

Hamit Bozarslan

Bu kaçınılmaz çatışmayı tetikleyen mekanizmalar ve ideolojik temeller şunlardır:

1. Sekülerleşmeye Karşı Kapsamlı (Şümullü) İslam İddiası

İslamcılığın özü, hayatı sekülerleştirmemek, yani sekülerizmi durdurmak ve geri çevirmek isteyen bir itiraz olarak doğmuştur. Bu itiraz, 19. yüzyılda modernleşme ile birlikte İslamiyet'in sadece ritüeller, inanç ve ahlak gibi bireysel alanlarla sınırlanması fikrine karşı geliştirilmiştir.

Hasan El Benna'nın temel formülasyonu olan "Din Şamil" (Kapsamlı Din) ilkesi, İslamiyet'in hayatın her alanını regüle eden ve her alana dair kanunlar, kurallar ve değerler getiren en şümullü din olduğunu ileri sürmüştür.

Totaliter Dini Tahayyül: Bu anlayışa göre, eğer İslamiyet tuvalette bile nasıl taharet edileceğini düzenliyorsa, ekonomiyi, siyaseti, devleti ve dış politikayı boş bırakmayacaktır. Bu, İslamcılığın tahayyül ettiği İslam'ı, kişinin hayatının her alanını düzenlemek isteyen totaliter bir din haline getirir.

Siyasetin Üzerinde Konumlanma: İslamcılık, bir ideoloji olarak her zaman siyasetin ve devletin üzerinde, adeta "Demokrasinin kılıcı gibi" durur. Bu tür bir konumlandırmayı hiçbir devlet ve siyasetçi kabul etmez.

2. Çatışmayı Kaçınılmaz Kılan İdeolojik Program

İslamcı hareketler, sadece dindarlaştırma amacı gütmezler; aynı zamanda bir siyasi programı, bir ekonomik programı ve bir sosyolojik programı da içerirler. Bu program, bireyden devlete kadar her şeyi düşündürüp dönüştürmek isteyen bütüncül bir yaklaşımdır.

Bu kapsayıcı siyasi ve sosyolojik program, rejimlerle çatışmayı kaçınılmaz hale getirmiştir:

Rejimlere Tehdit: İslamcı ideoloji, İslamcı olmayan hemen hemen bütün ideolojiler için bir tehdittir. Bu ideoloji, hangi rejim olursa olsun (demokratik veya gayri demokratik), programa uymayan herkesle ve her ideolojiyle çatışmayı beraberinde getirir.

Gizli Şiddet Örgütlenmesi: Hasan El Benna, örgüt içerisinde gerektiğinde şiddete başvurabilecek ve suikast yapabilecek  bir gizli grup kurmuştur. Bu örgütlenme, ideolojik tehdidin yanı sıra fiili bir tehdit de oluşturmuş ve rejimin Müslüman Kardeşler'i "terörist" ilan etmesine zemin hazırlamıştır.

Yüksek Sesli Söylemler: Müslüman Kardeşler'in çok kısa sürede büyümesi ve kurucusu Hasan El Benna'nın "Biz bunu (reform programını) bütün Müslüman liderlere anlatacağız. Bizi dinleyecekler. Dinlemeseler, dinlemeleri için elimizden geleni yapacağız" gibi rahatsız edici söylemler içerisine girmesi, dönemin elitlerini ve rejimlerini ciddi şekilde huzursuz etmiştir.

3. Bölgesel Çatışmanın Yayılması

Filistin bozgunu Arap devletlerini birçok bakımdan korumasız bırakır ve meşruiyet krizlerini hızlandırır. Mısır’da Kral Faruk’un müdahale isteğine rağmen, ordu önceleri her türlü savaşçı siyasete karşı çıkar. Bunun basit bir nedeni vardır: Esas olarak iç düzeni koruma aracı olarak kullanılan ordunun, herhangi bir savaşı kaldırabilecek hiçbir hazırlığı yoktur. Ama sonunda kamuoyunun, özellikle de üniversite öğrencilerinin tepkileri, olay mahalline gönüllüler gönderen Müslüman Kardeşler’in (İhvan-ı Müslimin) seferberliği ve diğer Arap devletlerinin baskıları sonucunda, ordu kralın iradesine boyun eğer.

Bu arada da müdahale karşıtı tutumdan büyüklük hayallerine doğru kayar: Savunma Bakanı Muhammed Haydar Paşa ordusunun diğer Arap devletlerinden bile yardım almadan Tel Aviv’i on beş günde fethedebileceği yönünde demeçler verir. Daha sonra İsrail kuvvetlerini fethettikleri Mısır topraklarından geri çekilmeye ikna etmek için çok ciddi diplomatik çabaların sergilenmesi gerekmiştir. Bunun ilk doğrudan sonucu, tek başına hareket eden bir Müslüman Kardeşin Yahudilerle işbirliği yapmakla suçladığı Başbakan Mahmud Fehmi en-Nukreşi Paşa’ya suikast yaparak öldürmesi olur. Bu “tiran katli”yle birlikte Müslüman Kardeşler darü’l İslam’da şiddete başvurulmasını yasaklayan öğretilerini de fiilen terk ettiklerini göstermiş olurlar.  Hamit Bozarslan

Müslüman Kardeşler'in Mısır'da rejime karşı ciddi bir tehdit oluşturmaya başlaması (1940'ların sonları) ve Benna'nın suikastle öldürülmesinden sonra dahi, bu ideolojik çatışma bölgesel olarak yayılmıştır.

Mısır'daki Çatışma: Cemal Abdülnasır, 1954'te kendisine düzenlenen suikast girişimini bahane ederek Müslüman Kardeşler'i sorumlu tutmuş ve hareketin bitme noktasına gelmesini sağlayacak ağır devlet şiddetini uygulamıştır.

Bölgesel Yayılım: İslamcılık, sadece Mısır'daki rejimle değil, daha sonra Suriye'de, Irak'ta, Yemen'de ve Libya'da da rejimlerle çatışmış ve bu ülkelerin tamamında baskıya maruz kalmıştır.

Bu devrimci yeniden tanımlamanın baş aktörü hakikat arayışında olan narin bir edip, Seyyid Kutb’dur. 1906’da doğan Kutb, ABD’de kaldığı bir dönemin –Boulder’de Yukarı Colorado Üniversitesi’nin konuğu olmuştur ardından Müslüman Kardeşler’le tanışır, hem bu deneyim hem de solla yaşadığı çatışmalı karşılaşma sayesinde “Müslüman hakikiliği” yeniden keşfeder.

Amerika’da geçirdiği 1948-1950 dönemi hakkında çelişkili bir görüntü kalmıştır geride: bir yanda püriten bir dinselliğe duyulan saygı; diğer yanda, materyalist bozulmadan duyulan tiksinti. Milliyetçi Arap veya enternasyonalist solla temasları; insan, iktidar ve uygarlığın gerilemesi konularında Batılı yazarlardan, özellikle de Alexis Carrel, Oswald Spengler ve Arnold Toynbee’den yaptığı okumalar onu daha da siyasallaştırır ve hem Nâsır rejimine, hem de Amerikan “sefahat”iyle Sovyet “materyalizmi”ne karşı devrimci bir İslami cevap geliştirmenin şart olduğunu konusunda ikna eder. Son olarak, Sion Bilgelerinin Protokolleri’nden başlamak kaydıyla, anti-semit yayınlar ve söylemlerden etkilendiğini de hatırlatalım. Hamit Bozarslan

Özetle, İslamcılığın sekülerleşmeye karşı itirazı, İslam'ı bireysel dindarlıktan çıkarıp devleti ve toplumu tamamen dönüştürmeyi hedefleyen siyasi bir programa dönüştürdüğü için, mevcut rejimlerin varlık nedenine ve yönetim biçimine doğrudan meydan okumuştur, bu da çatışmayı kaçınılmaz kılmıştır.

Müslüman Kardeşler'in (İhvan) Mısır'daki kuruluşundan itibaren Arap dünyasına yayılmasında sosyoekonomik faktörler, hem hareketin tabanını oluşturan kitlelerin motivasyonunda hem de entelektüel kadroların gelişiminde belirleyici bir rol oynamıştır.

İhvan'ın ortaya çıkışı, Batı emperyalizminin ve beraberinde getirdiği sekülerleşmenin yol açtığı derin sosyoekonomik eşitsizliklere ve toplumsal huzursuzluğa bir itiraz olarak görülebilir.

Mısır'daki Kuruluş ve Sosyoekonomik Koşullar

Hasan El Benna'nın 1928'de hareketi kurmasına yol açan koşullar incelendiğinde, Mısır'daki sosyal ve ekonomik adaletsizliklerin hareketin yayılımındaki rolü öne çıkmaktadır:

1. Gelir Dağılımı Adaletsizliği ve Baskı: Benna'nın etrafında insanların toplanmasını sağlayan ortak rahatsızlıklar arasında özellikle gelir dağılımı adaletsizliği ve halk tabakasının eziliyor olması gibi sosyoekonomik faktörler büyük yer tutuyordu. İngilizlerin Mısır'da yaptıkları zulümler, hukuksuzluk ve dinsizlik algısıyla birleşiyordu.

2. Batılılaşma ve Elit/Halk Uçurumu: Benna, Kahire'ye gittiğinde (17 yaşlarında), Mısır elitinin Batılılaşmasını, kendi aralarında Fransızca konuşmasını ve İngiliz askerlerinin getirdiği barlar ile sinemalar gibi unsurları, köyündeki saf dindar hayattan çok uzak bulmuştu. Bu durum, din tehdit altında psikolojisine girmesine neden olmuştu. Ancak bu algı, halkın yaşadığı sömürgeci baskı ve ekonomik sıkıntılarla birleşerek bir kitle hareketi yaratmıştır.

3. Yükselen Eğitimsiz Sınıfa Hitap: İhvan, Mısır'ın geleneksel Türk/Çerkez askeri ve siyasi eliti tarafından ezilmiş olan, ancak okumuş ve yükselmeyi arzulayan sınıflara ("Efendi sınıfı" veya "beyaz yakalılar") hitap etmiştir. Köy ve kasabalardan inip okuyan bu kesimler, Hasan El Benna'nın ideolojisinde kendi toplumsal yükselişlerini görmüşlerdir.

4. İşçi Sınıfıyla Bağlantı: Benna, öğretmen olarak atandığı İsmailiye'de (Süveyş Kanalı bölgesinde), İngilizlerle sürekli bir gerilim yaşayan kanalda çalışan işçilerle konuşmuştur. İşçilerin, "Neden bu İngilizlerin postalları altında eziliyoruz?" sorusu, hareketin kuruluşundaki itici güçlerden biri olmuştur. Bu, İhvan'ın sosyoekonomik tabanının sadece entelektüel veya küçük burjuva kesimden değil, aynı zamanda işçi sınıfından da oluştuğunu göstermektedir.

5. Batı Karşısındaki Gerileme: İhvan'ın ideolojik itirazı, Müslüman dünyanın Batı karşısındaki ekonomik, politik ve askeri güç olarak gerilemesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu "aşağılık duygusu" ve geri kalmışlık algısı, hareketin Batı merkezli sekülerizmi durdurma ve geri çevirme hedefini beslemiştir.


1980’li yıllardaki İslamcı başkaldırının sarstığı ikinci ülke Suriye’dir. Daha önce Mısır’daki ana örgütün bir kolu durumundaki Müslüman Kardeşler, 1949’da %3 oy alırlarken bu oran 1961’de %6’ya yükselmiş, böylece Suriye siyaset sahnesindeki küçük aktörlerden biri haline gelmiştir. Ama 1960’lı yıllarda Baas’a karşı yaptıkları muhalefetle giderek hem el altında mevcut hem de inanılır bir siyasal seçenek olarak gözükmeye başlarlar; bu durum özellikle yerel dinamiklerin başkentteki siyasi veriler kadar önem taşıdığı bazı Sünni bölgelerde geçerlidir.

1964’te işsizliğe ve memurların maaşlarının azaltılmasına karşı “Ya İslam ya Baas” sloganıyla düzenlenen gösterilerde 12 kişi ölür. 1965 ve 1966 yıllarında yeni halk gösterileri düzenlenirken, Hama’da Mervan Hadid gibi radikal askerî şeflerin öne çıktığı ve “Muhammed Falanjları”nın kurulduğu görülür. Baas tarafından 1970’ten itibaren benimsenen millileştirme politikası, büyük kentlerin çarşı esnafı arasında kuşkulara, hatta direnişlere neden olurken, bu kesim Müslüman Kardeşler’e sempatiyle bakmaya başlar. 1973’te İslamcı düşünür Seyyid Heva’nın desteğinden güç alan Müslüman Kardeşler, İslam’ın Suriye’nin resmî dini yapılmasını talep ederler. İktidar bazı simgesel ödünler vermek zorunda kalır. Cumhurbaşkanının Müslüman olması şartı anayasaya eklenir ve artık camilere gitmeye başlayan Esad “mücahit” sıfatını alır. 

1979’da Birleşik İslami Cephe içindeki diğer örgütlerle birleşen Müslüman Kardeşler polise, orduya ve Alavi/Alevi ileri gelenlerine karşı birçok suikast düzenlerler. Rejime karşı topyekûn savaşı savunan cihatçı Adnan Okla yönetimindeki Cephe’nin askerî kanadı Halep Harp Akademisi’ne saldırır ve 83 harbiye öğrencisini gözlerini kırpmadan öldürürler.

1980’de, iktidara karşı düzenlenen bir grev hareketinin en hararetli günlerinde, İslamcı militanlar bir Sovyet albayını öldürürler. 1979-1981 arasında üç yüz kadar siyasal cinayet işlenecek ve “ülkeyi yöneten iktidardaki azınlığın zorbalığı”nı eleştiren bildirilerle savunulacaktır.

İktidarın bu şiddete tepkisi giderek sertleşir ve İslamcı örgüte, hatta Sünni nüfusa yönelik misillemeler şeklini alır: Örneğin, ordunun Halep yakınındaki Cesi es-Sugr şehrine girişi sırasında iki yüz kişi can verir. Ama en ağır misilleme 26 Haziran 1980’de, Esad’a karşı yapılan bir suikast girişiminden sonra gerçekleşir ve iktidar Tadmur hapishanesinde bulunan, çoğu Müslüman Kardeşler üyesi beş yüz kadar tutukluyu yargısız infaz eder.

Sonra, 1981’de bir Alavi/Alevi köyüne yapılan saldırıya misilleme olarak Hama’da 400 kişi infaz edilir. Müslüman Kardeşler buna 1981 sonbaharında yüzlerce kişinin canına mal olan bir dizi suikastla cevap verirler. 1982 sonbaharında ordu ve cumhurbaşkanının kardeşi Rıfat el Esad’ın kuvvetleri Hama kentini kuşatırlar. Baskıya karşı önce Komutan “Ebubekir” (adı ilk halifeyi çağrıştırmaktadır; Alevilere ve Sünni olmayan bazı diğer rivayetlere göre Ali’nin hakkı olan halifelik makamını gasp etmiştir) tarafından yönetilen 150-200 kişilik bir vurucu güç örgütlenir. Ebubekir Müslüman Kardeşler tarafından “hür ve kurtarılmış şehir ilan edilen Hama’daki siyasal sorumluları öldürmekle görevlendirilmiştir. Bununla birlikte ayaklanma kanla bastırılır, şehrin bazı mahalleleri tamamen yerle bir edilir, 10.000 ila 25.000 kişi öldürülür.

Hamit Bozarslan

Arap Dünyasına Yayılımda Sosyoekonomik Mekanizmalar

İhvan'ın Mısır'dan diğer Arap ülkelerine yayılması da hem eğitim hem de ekonomik hareketlilikle yakından ilişkilidir:

1. Eğitim Merkezi Olarak Mısır: Mısır, tarihsel olarak Arap dünyasının kültürel ve eğitim başkentiydi. Irak, Suriye, Yemen ve Ürdün gibi ülkelerden gelen öğrenciler, Mısır'daki üniversitelerde eğitim alırken İhvan'ın ağına düşüyorlardı. Bu öğrenciler, ülkelerine geri döndüklerinde İhvan ideolojisini yayan liderlik kadrolarını oluşturmuşlardır.

2. İşçi Göçü: Liderlik kadroları dışında, Mısır gibi ülkelere işçi konumunda gidip çalışan sıradan insanların da döndüklerinde ideolojiyi yanlarında getirdikleri belirtilmiştir.

3. Körfez Ülkelerinin İhtiyaçları: Körfez ülkeleri, 1950'ler ve 1960'larda petrol öncesi dönemde insan ve ekonomik kaynakları zayıf olan coğrafyalardı. Mısır, Suriye ve Filistin'deki rejim baskısından kaçan İhvan üyeleri, bu dönemde Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelere kabul edildi. Bu ihvancılara devlet içinde, özellikle eğitim alanında konumlar verildi. Bu durum, Körfez ülkelerinin insan kaynağı eksikliği gibi sosyoekonomik bir ihtiyacı sayesinde İhvan'ın buralarda varlık göstermesine olanak tanımıştır. Bu sığınmacı ihvancılar, yerel bağlantıları zayıf oldukları için (yabancı olmaları sebebiyle) rejimlerle çatışmamayı tercih etmişlerdir, bu da ekonomik bağımlılıklarının bir sonucudur.

Sonuç olarak, Müslüman Kardeşler hareketi, Batılılaşma süreciyle derinleşen ekonomik adaletsizlikler ve toplumsal dışlanmışlık zemininde büyümüştür. Hareket, Mısır'da ezilen halk tabakasının ve yeni okumuş orta sınıfın hayal kırıklıklarına cevap vermiş ve yayılımını da büyük ölçüde Arap dünyasının eğitim ve işçi göçü yolları üzerinden gerçekleştirmiştir.

Alıntılar: Ortadoğu Bir Şiddet Tarihi, Hamit Bozarslan, İletişim yayınları, 2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder