Ortadoğu'da Demokrasi

Ortadoğu'daki modern meşrutiyet hareketlerinden ve anayasal meclislerden önce, özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde ve yerel idareler altında, erken danışma ve temsil kurumları (meclis benzeri yapılar) mevcuttu. Bunlar, genellikle demokratik temsilden çok, otoritenin meşruiyetini güçlendiren danışma kurullarıydı.

Kurumsallık Öncesi Meclis Benzeri Girişimler

Bu girişimler, 19. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı reformlarının (Tanzimat) ve yerel yönetimlerin ihtiyaçlarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Geleneksel Yönetimden Danışmaya Geçiş

Bu erken kurumlar, modern demokrasinin temel unsurları olan halk egemenliği veya hükümeti denetleme yetkisine sahip değildi. Bunun yerine:

  1. Meşruiyet Aracı: Otoriter yöneticilerin (Hıdiv veya Vali), vergi kararlarını veya reformları uygularken yerel elitlerin desteğini almak ve meşruiyet kazanmak için kullanılırdı.
  2. Sınırlı Temsil: Üyeler genellikle nüfusun tamamını değil, sosyal hiyerarşinin en üstündeki dini, kabilevi ve ticari liderleri temsil ederdi.
  3. Bürokratik İhtiyaç: Osmanlı'nın reformları yönetmek ve yerel bilgiyi merkeze iletmek için kurduğu idari mekanizmalar olarak işlev gördüler.

Bu girişimler, daha sonraki Meşrutiyet Devrimleri ve modern anayasalar için bir deneyim havuzu yaratmış ve aydınların zihninde temsil fikrini pekiştirmiştir.

Ortadoğu'nun ana çekirdek ülkelerinde (Mısır, Levant, Mezopotamya, Körfez ve İran) "demokrasi" deneyimleri ve meşrutiyet hareketleri, genellikle başarısız darbeler, anayasal krizler veya dış müdahalelerle sonuçlanmıştır.

Bu deneyimleri, meşrutiyet dönemi, kısa süreli liberalleşme ve otoriterleşme aşamalarıyla özetleyen karşılaştırmalı bir tablo aşağıdadır:


Ortadoğu'da  Meşrutiyet hareketleri ve erken parlamenter girişimlerin dinamik gücünü oluşturan sınıflar ve sosyal gruplar, geleneksel iktidar yapısının dışından gelen ve Batı ile temas sonucu yeni fikirler edinen unsurlardı.

Bu hareketlerin itici gücünü oluşturan temel sınıflar ve gruplar şunlardır:

   1. Aydınlar ve Bürokratlar

Bu, hareketlerin fikirsel ve ideolojik temelini sağlayan en kritik gruptu.

  • Batı Eğitimi Almış Elitler: Avrupa'da eğitim görmüş veya Batı dillerinde yayınları okuyarak anayasa, meşrutiyet, ulusçuluk gibi fikirlerle tanışmış kişiler.
  • Reformcu Bürokratlar: Osmanlı İmparatorluğu'nun (Mısır, Suriye, Irak) veya Kaçar İran'ın modernleşme çabaları (Tanzimat gibi) içinde yetişmiş, ancak mevcut sistemin yozlaşmış ve yetersiz olduğunu gören memurlar. Bu kişiler, reformları merkezi bir meclis aracılığıyla kurumsallaştırmak istiyordu.

   2. Tüccarlar ve Yerel Burjuvazi

Ekonomik gücü artan, ancak siyasi temsil gücü olmayan sınıftır.

  • Büyük Şehir Tüccarları: Liman şehirlerinde (Beyrut, İskenderiye, İstanbul, Basra) veya büyük ticaret yolları üzerinde zenginleşen tüccarlar. Bu grup, keyfi vergilendirmeye ve mülkiyet haklarının güvence altına alınmamasına karşıydı.
  • Talepleri: Siyasi temsil yoluyla hukukun üstünlüğünü, mülkiyet güvencesini ve ticari serbestliği sağlamayı amaçladılar. İran'daki Meşrutiyet Devrimi'nde bu sınıfın rolü çok büyüktür.

  3. Ulemânın Reformcu Kanadı

Dini kurumun tamamı değil, otoriterliğe karşı çıkan ve değişimi destekleyen kesimi.

  • Ulemâ: Geleneksel olarak toplum üzerinde büyük nüfuza sahip olan din âlimleri. Bir kısım ulemâ, hükümdarın mutlakiyetini desteklerken, önemli bir kısmı (özellikle İran'da Şii Müctehidler) yönetimin meşruiyetini sınırlayan anayasal düzenlemeleri destekledi.
  • Gerekçeleri: Hükümdarın İslam şeriatına aykırı keyfi uygulamalarını sınırlamak ve siyasi kararlarda dini otoritenin de söz sahibi olmasını sağlamaktı.

   4. Askerler ve Genç Subaylar

Özellikle 20. yüzyılın başlarındaki meşrutiyetin korunması ve sonrasındaki darbelerde rol oynayan sınıftır.

  • Genç Subaylar: Avrupa tarzı modern ordularda eğitim görmüş, ulusçu ve reformcu fikirlere sahip alt ve orta rütbeli subaylar (Örn: Jön Türkler'de ve Mısır'daki Hür Subaylar Hareketi'nde görüldüğü gibi).
  • Amaçları: İmparatorlukları çöküşten kurtarmak için güçlü bir merkezi hükümet kurmak, ancak bunu anayasal reformlar aracılığıyla yapmak istiyorlardı. (Bu grup, daha sonraki darbelerle demokrasinin sonunu getiren temel güç haline de gelecektir.)

Ortadoğu'daki Meşrutiyet hareketleri ve erken reform süreçlerinde, Batı'da eğitim görmüş veya Batı fikirleriyle derinlemesine temas etmiş aydınlar ve siyasetçiler kilit rol oynamıştır. Bu kişiler, reform fikrini imparatorlukların ve krallıkların merkezine taşımıştır.


Ortadoğu' da totaliter olarak nilelendirebilecegimiz tek siyasal deneyim 1979'dan (Saddam Huseyin yönetiminin başlangıcı) 1993-1994 yıllarına kadar (1991 yılındaki savaşta aldıgı yenilginin ardından otoritesinin tümüyle yeniden kurulması) Baas Partisi rejimidir. Her tür iç ayrışma olasılıgını yasaklayan devletin "organik birllik", toplamda 25 milyonluk bir nüfus üzerinde 600 000 kadar adama sahip bir istihbarat servisinin ağırlığı, tüm aşamaları kaydedilen ve arşivlenen zora dayalı işlemlerin alt bürokratik kademelere ayrışmış olması (en az yarım milyon dogrudan kurban söz konusudur). İtaat üretiminde yöntem olarak korkunun hakim kılınması ve son olarak devletin tepesinde toplumdaki elkisini artıracak türden şiddet yöntemlerine başvurularak tasfiyeler yaşanması (1979'da yüksek kademe görevlilerin üçte birinin tasfiye edilmesi) lrak'ın bu dönemde tekil bir örnek oluşturduğunu göstermektedir. 

Bu önemli istisna haricinde, Ortadoğulu rejimler seçimle gelmeyen, her tür parlamenter ya da hukuki denetimden tümüyle ya da kısmen muaf, en üst düzey yürütme gücünü oluşturan ya da siyasal sistem üzerinde bir hakem ve vasi işlevi gören aktörlere ağırlık vermesi açısından otoriter olarak nitelendirilebilir. Hamit Bozarslan




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder