Ürdün

Not: Ürdün, Büyük Suriye'nin I. Dünya Savaşı sonrası Fransız ve İngiliz etki alanlarına bölünmesiyle ortaya çıktı. Ülke, doğrudan sömürgeleştirme yerine, Haşimi ailesine (Şerif Hüseyin'in soyundan) bağlı bir yönetim kurularak Britanya'nın stratejik çıkarlarına hizmet eden bir tampon devlet olarak tasarlanmıştır. Bu, Ürdün'ü bölgedeki diğer devletlerden (Suriye ve Lübnan) idari açıdan ayırmıştır.

Ürdün

Fransızların Şam'ı işgaline gösterdiği tepki nedeniyle Şerif Hüseyin'in ailesine son bir kez daha toprak verilecekti. 

Faysal'ın Suriye'den kovulmasından sonra kardeşi Emir Abdullah, bir aşiret gücünün başına geçip Mekke'den Şeria nehrinin doğusunda bir çöl şehri olan Maan'a yürüdü. Abdullah'ın belirli bir hedefi yoktu, güçleri Arap dünyasındaki İngiliz-Fransız konumuna tehdit oluşturmuyordu. Ancak Maan'daki varlığı bölgedeki muhalif aşiretlerin bir araya gelmelerini sağlayabilirdi. Bu nedenle İngilizler, Abdullah'ı kendi gayri resmi imparatorluk ağlarına katmaya karar vererek, onun Ürdün'ün doğusundaki işgal edilmemiş bölgede bir istikrar unsuru olacağını ve Fransız etkisinin de Suriye'den güneye yayılmasını önleyeceğini umdular. Abdullah'a İngiliz idari rehberliğinde Amman'da bir yönetim kurma fırsatı önerildi. Toprakları Filistin mandasının bir parçası olacak, ancak Balfour Deklarasyonu koşullarından muaf tutulacaktı. Abdullah şartları kabul etti, Ortadoğu haritasına ek sınırlar çizildi ve 1921'de Ürdün çöl emirliği kurulmuş oldu.

Emir Abdullah 1946 yılında savaşta İngiltere'ye karşı sadakatinin ödüllerini aldı: Ürdün'e bağımsızlık tanındı ve Abdullah'ın kendisini kral ilan etmesine izin verildi. Abdullah çok geçmeden, devleti kurulduğundan beri istediği bölgesel olaylarda önemli rol oynama imkanına kavuştuysa da, bunun bedeli ağır oldu. 1948 Arap-İsrail savaşının Ürdün açısından çok büyük toprak ve demografik sonuçları oldu. Filistin göçüyle Ürdün topraklarına yarım milyon mülteci girdi ve Kral Abdullah'ın 1948'de Batı Şeria'yı ilhak etmesi, ülkenin nüfusuna fazladan 400 bin yerleşik Filistinli katmış oldu. Ürdün aniden üçte ikisi Filistinli olan bir nüfusa dönüştü. Filistinliler genel olarak daha iyi eğitim almış, daha çok kentleşmişlerdi ve krallığın diğer sakinlerinden daha fazla politizeydiler. Onların mutsuz bir çoğunluk olarak varlıkları, Ürdün monarşisine karşı ilk örgütlü siyasal muhalefetin oluşmasına yol açtı.

Kral Abdullah yeni Filistinli tebaasının sadakatini, onlara Ürdün yurttaşlığı vererek ve birkaçını kabinesine alarak sağlamaya çalıştı. Ancak Filistinliler Abdullah'ı İngilizlerin suç ortağı olarak görüyorlar ve yurtlarının bölünmesinden onu sorumlu tutmaktaydılar. Kral 1951'de Kudüs'te El-Aksa Camii'nin dışında bir Filistinli tarafından öldürüldü.

Kral Hüseyin

Abdullah'ın torunu Hüseyin 1953'te on sekiz yaşında kral oldu. Kral Hüseyin Arap hükümdarlarının en zayıfıydı ve sürekli olarak devrileceği söyleniyordu. Ancak suikast girişimlerine, darbe tezgahlarına, 1967 yenilgisine, 1970 Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) krizine ve sayısız diplomatik engellere direnerek, 1999'da ölene değin bu yüzyılın en kalıcı hükümdarlarından biri oldu. Uzun hükümdarlığı siyasal kararlılığına, sadık bir orduya ve ABD'nin önemli ölçüde ekonomik yardımına dayanıyordu. Hüseyin, Harrow ve Sandhurst'te okumuştu ve Batılılara kusursuz İngilizcesi'yle hitap ederdi. Ancak çok da iyi Arapça bilirdi; aynı zamanda usta bir pilot, binici ve nişancıydı ki, bütün bunlar aşiretlerden toplanmış ve kralın mükemmel ilişkilerde bulunduğu ordunun gözünde değerini arttırmaktaydı. 

Hüseyin tahta geçtikten kısa süre sonra Nasır ile Batı ittifakı arasındaki çatışmanın getirdiği bir krizle karşı karşıya kaldı. Nasırcılık, Ürdün içinde göçmen kamplarında yaşayan yoksul Filistinlilere olduğu kadar Haşimi Krallığı'nın isteksiz tebaası olmuş olan Batı Şeria'daki Filistinli aydınlara, tüccarlara ve köylülere de umut vaat ediyordu. Hüseyin bir yandan İngiltere tarafından Bağdat Paktı'na girmesi, diğer taraftan Nasır ve Nasır'ın Ürdün' deki destekçileri tarafından İngilizlere karşı direnmesi için sıkıştırılmaktaydı. Hüseyin sonunda pakta girmeyi reddetti ve bunun sonucunda Ürdün'ün ekonomisinin bağlı olduğu İngiltere'nin yardımını kaybetti. Mısır, Suriye ve Suudi Arabistan, İngilizlerin yerini alarak Ürdün'e yardıma başladılar. Bu noktada Hüseyin'in İngiltere'yle bağlarını koparmaya hazır olduğu sanılırken, Nasırcılığın esinlendirdiği Batı karşıtlığı kısa süreli oldu.

Ürdün rejimi 1957'de çağın bütün reformcu akımlarının (Nasırcılık, Baasçılık ve komünizm) yarattığı dalgayla sarsıldı. Filistinli yurttaşların siyasal iktidarda daha çok pay sahibi olma baskıları ve yüksek rütbeli subay ve sivillerin Ürdün'ün İngiltere'den uzaklaşılarak Arap birliği çabasında daha aktif rol alma istekleri rejimi devirecek gibiydi. Göründüğü kadarıyla Pan-Arabizm, monarşi açısından Batı'yla kurulan bağlardan daha tehlikeliydi. Hüseyin böyle bir atmosferde anayasayı askıya alarak ve sıkıyönetim ilan ederek iç muhalefete bir darbe indirdi. Çok geniş sonuçları olacak bir kararla, ABD'den askeri destek ve ekonomik yardım istedi. Washington, yeni Eisenhower Doktrini şartlarıyla Ürdün'e hemen 10 milyon dolar yolladı ve Altıncı Filo'yu doğu Akdeniz"e gönderdi. Hüseyin tahtını kurtarmak için Batı yardımım tercih etmişti.

Bu karar, Ürdün kralını Mısır ve Suriye'nin Haşimi karşıtı propagandalarının hedefi yaptı. Kasım'ın 1958 Temmuz'unda Irak'ta Haşimi krallığını devirmesiyle olaylar hız kazandı. Kasım'ın devrilmesi Ürdün'de Nasır yanlılarının Hüseyin'e karşı bir hareket düzenlemeleriyle gerginliğin arttığı bir döneme denk gelmişti. İngilizlerin getirdikleri Haşimi hanedanının son hükümdarı da -reform yanlısı su bayların Suriye ve Mısır'da ve şimdi de Irak'ta yaptıkları gibi- devrilecek miydi? Hüseyin 1958'in o gergin günlerinde ordusunu asayişi korumaya çağırdı ve İngiltere'den askeri yardım istedi. İngiltere buna Kıbrıs'tan 2 bin askerlik bir birlik göndererek karşılık verdi. Birlik, Ürdün'de bir yıl kalarak ülkenin İngiliz yardımına duyulan ihtiyacın süregenliğinin sembolü oldu. Kral Hüseyin'in Batı ittifakına bağlılığı, ABD mali yardımının arttırılmasıyla ödüllendirildi. 1960'ların başında ABD ülkeye yılda 50 milyon dolar yolluyordu. Bu paraların ustaca kullanılması Ürdün'e sürekli bir ekonomik büyüme sağladı. Ülkenin bir zamanlar ilkel olan iletişim ağı modernleştirildi; Batı Şeria'da sulama projeleri başlatıldı, Kudüs ve Beytüllahim üzerinde yoğunlaşan turizm sanayi yıllık gelirin yüzde 25'ini oluşturacak şekilde gelişti. Ürdün 1950'de ekonomik açıdan İngiltere'ye bağımlıyken, 1960'larda petrol üreticisi olmayan Arap devletleri arasında Lübnan' dan sonra kişi başına geliri en yüksek ikinci ülke oldu. 1958 krizinden sonra Kral Hüseyin, Mısır ile Suriye'nin kendisini Batı emperyalizmin uşağı olmakla suçladıkları sürekli bir propagandanın hedefi oldu

Modern Ortadoğu Tarihi, William L. Cleveland, Agora Kitaplığı, 2008

1970'ler, Ürdün için Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile yaşanan büyük bir iç kriz dönemiyle başladı.

Kara Eylül (1970): 1970 yılında, Ürdün ordusu ülkedeki Filistin mevzilerine saldırdı. Bu olay "Kara Eylül" olarak bilinir ve neticesinde FKÖ, Ürdün'deki yapılanmasını Lübnan'da yeniden kurmak zorunda kaldı. Bu durum, Ürdün'ün iç istikrarını sağlama ve kendi egemenliğini pekiştirme çabalarının en önemli örneğidir.

1970'ler Sonrası Genel Durum

Liderlik: Kral Hüseyin, 1999'daki ölümüne kadar hüküm sürerek, suikast girişimlerini ve 1970 krizini atlatan en uzun ömürlü monarklardan biri olmuştur.

1967 Savaşı'nın Mirası: Ürdün, 1967 Haziran Savaşı'nda İsrail'e Batı Şeria'yı kaybetmişti. 1948 Arap-İsrail Savaşı'ndan sonra Batı Şeria'yı ilhak eden Ürdün Kralı I. Abdullah idi.

1990'lar: Barış Süreci ve Diplomatik İlişkiler

1990'lı yıllar, Ürdün'ün İsrail ile ilişkilerini normalleştirme yolunda kesin adımlar attığı bir dönem oldu.

Madrid Konferansı (1991): Ürdün, Filistinlilerle birlikte, Arap-İsrail çatışmasına çözüm bulma çabalarının bir parçası olarak 1991 Madrid Konferansı'na katıldı.

Ürdün-İsrail Barış Antlaşması (1994): 1994 yılında Ürdün, İsrail ile barış antlaşması imzaladı. Bu antlaşma, FKÖ ile İsrail arasında imzalanan Oslo Barış Anlaşmalarından sonra gerçekleşti.

Türkiye ile İlişkiler: Türkiye'nin 1949'da İsrail'i tanıması ve ABD ile yakın ilişkileri nedeniyle, Ankara'nın Ürdün gibi Arap rejimleriyle ilişkileri "doğru ancak biraz huzursuz" olmuştur.

Liderlik Değişimi: Kral Hüseyin'in 1999'da vefat etmesi üzerine, yerine oğlu II. Abdullah geçti.

2000'ler ve Günümüz: Bölgesel Türbülans ve Sınırların Korunması



21. yüzyılın başlarında Ürdün, bölgesel siyasi ve sosyal değişimlerin ortasında yer aldı.

Arap Ayaklanmaları (2011): 2011 Arap ayaklanmaları, bölgenin jeopolitik olarak yeniden düzenlenmesine neden oldu. Ürdün, Suriye veya Mısır gibi ana ayaklanma merkezlerinden biri olarak anılmamasına rağmen, sınırları, Arapçılık ve İslamcılık gibi ideolojilerin ötesine kolayca geçebileceği bir çerçeve oluşturmaya devam etti.

Siyasi Kimlik: Osmanlı düzeninin çöküşünden bu yana, Ürdün gibi yeni kurulan Arap devletlerinin liderleri, yeni siyasi kimlikler oluşturmak ve bölgesel bölünmüşlüğün uluslararası düzlemde zayıflığa yol açacağı yönündeki Pan-Arap birliği çağrılarına karşı koymak zorunda kaldılar.

Kurumsal Kimlik: Ürdün'ün siyasi kimliği, toprak temelli ulusalcılıkların (bölgeselcilik), Pan-Arap birliği idealinin ve İslami dayanışma çağrılarının iç içe geçtiği karmaşık bir yapıda kaldı. Ancak yeni siyasi elit, yerel iktidar tabanlarını inşa etmek adına eyaletsel ulusalcılıkları tercih etti.

Ürdün, bu dönemde bölgesel krizlere rağmen siyasi istikrarını korumuş ve bölgedeki dış güçlerin (özellikle ABD) ittifak sistemlerine dahil olmuştur (genel bölgesel eğilimler ve ABD-Türkiye ilişkileri bağlamında). Ülke, dayatılan bu sınırların sonuçlarıyla ve hızla büyüyen nüfusun sosyo-ekonomik taleplerini karşılama göreviyle yüzleşmeye devam etmektedir.

Kabileler, Ürdün Haşimi Krallığı'nın siyasi ve sosyal yapısının temel direğidir ve ülkenin yönetim dengelerinde hayati bir öneme sahiptir.


 Ürdün Yönetim Dengelerinde Kabilelerin Önemi

Kabileler, Ürdün'de sadece sosyal bir yapı değil, aynı zamanda Krallık ile halk arasındaki siyasi arayüz ve istikrarın teminatı olarak işlev görür. Kabilelerin yönetim dengesindeki önemi şu temel noktalarda özetlenebilir:

  1. Monarşinin Meşruiyeti ve Desteği:

    • Kabile-Monarşi İttifakı: Haşimi ailesi, tarihsel olarak iktidarlarını şehirli veya Filistinli nüfusa değil, Doğu Şeria'nın (Transürdün) köklü kabilelerine dayandırmıştır. Kabileler, Krallık'a geleneksel sadakat sunar.

    • Devlet Kurumlarında Temsil: Kabile liderleri (Şeyhler), Krallık'ın politikalarını kabile bölgelerinde onaylar ve destekler.

  2. Güvenlik ve Ordu (JAF):

    • Ordu ve İstihbaratın Bel Kemiği: Ürdün Silahlı Kuvvetleri (JAF) ve istihbarat teşkilatlarının üst rütbeli kadroları ve askerleri, geleneksel olarak Doğu Şeria kabilelerinden temin edilir. Bu, Krallık'ın iç ve dış güvenliğini sağlayan en kritik sadakat mekanizmasıdır.

    • İç İstikrar: Kabileler, bir iç kriz veya protesto durumunda genellikle Krallık'ın yanında yer alarak devletin otoritesini korur.

  3. Siyasi Temsil:

    • Parlamento ve Bürokraside Kota: Parlamento seçimlerinde ve devlet bürokrasisindeki kritik pozisyonlarda, kabilelerin ve bölgelerin nüfuzuna uygun gayri resmi kotalar uygulanır. Bu, tüm kabilelerin ve bölgelerin iktidarda temsil edildiği hissini yaratır.

    • Filistinli Nüfusa Karşı Denge: Ürdün'ün büyük bir kısmını oluşturan Filistin kökenli nüfusa (özellikle Amman ve Zerka gibi şehirlerde yoğunlaşmış) karşı, kabileler, Krallık'ın kökünü temsil eden geleneksel bir dengeleyici unsur olarak görülür.


 Ürdün'deki Başlıca Kabileler

Ürdün'deki kabileler genellikle coğrafi bölgelerine göre gruplandırılır.

1. Kuzey ve Orta Ürdün Kabileleri (Amman Çevresi)

Bu kabileler, hem tarım hem de ticaretle uğraşmışlardır ve başkente yakındırlar.

  • Bani Hassan: Ürdün'deki en büyük kabile konfederasyonlarından biridir.

  • Abbad: Amman çevresinde ve Balqa bölgesinde etkilidir.

  • Adwan: Ürdün Nehri vadisi çevresindeki köklü kabilelerden biridir.

  • Bani Sakher: Özellikle çöl bölgelerinde ve çobanlıkta güçlüdür, Kraliyet ailesine yakınlıkları ile bilinir.

2. Güney Ürdün Kabileleri ("Haşimi Hanedanının Bel Kemiği")

Güney kabileleri, tarihsel olarak Krallık'ın en sadık destekçileri ve güvenlik teşkilatının ana kaynağıdır.

  • Huweitat (Huveytat): Ürdün'ün güney ve doğu çöl bölgelerinde (Akabe ve Ma'an çevresi) hakim olan, büyük ve güçlü bir konfederasyondur. Kraliyet'in önemli müttefiklerindendir.

  • Majali: Kerak bölgesinin en güçlü kabilelerinden biridir ve askeri/idari pozisyonlarda tarihsel olarak önemli roller üstlenmişlerdir.

  • Tarawneh: Yine Kerak çevresinde etkilidir.

  • Bani Attiya: Güneyde, özellikle Ma'an çevresinde bulunur.

3. Diğer Önemli Gruplar

  • Çeçenler ve Çerkesler: 19. yüzyılda Osmanlılar tarafından yerleştirilmiş Kafkas kökenli gruplar, Krallık'a geleneksel olarak sadıktır ve orduda, istihbaratta ve Kraliyet Muhafızları'nda kritik roller üstlenirler.

  • Filistin Kökenli Nüfus: Ürdün'ün önemli bir çoğunluğunu oluştururlar. Büyük şehirlerde, ticarette ve beyaz yakalı sektörlerde etkilidirler. Ancak kabile sisteminin dışında ve Krallık'a olan sadakatleri, Doğu Şeria kabilelerine göre farklılıklar gösterir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder