Yemen

 

  • Tütsü Yolu: Yemen'deki kadim krallıklar, özellikle Sebe (Saba), bu kârlı ticaret yolu sayesinde büyük bir ekonomik ve kültürel güç elde etti.
  • Dini Çeşitlilik: Himyeri döneminde önce Yahudilik, ardından Hristiyanlık ve son olarak Sasaniler döneminde Mecusilik gibi inançlar siyasi olarak baskın oldu. Bu çatışmalar, Aksum ve Sasani müdahalelerine yol açtı.
  • İslamiyet'e Geçiş: Yemen, İslamiyet'i hızla ve büyük ölçüde şiddet içermeyen bir şekilde kabul eden ilk bölgelerden biriydi.
  • Bölünmüşlük: Modern dönemde Aden'in İngilizler tarafından ele geçirilmesi, ülkeyi uzun sürecek bir Kuzey-Güney ayrışmasına sürükledi.

Tütsü Yolu (Baharat Yolu) Eksenindeki Refah

Bu dönemin zenginliğinin temel kaynağı, krallıkların Tütsü Yolu (Buhur Yolu) üzerindeki tekelini sağlamasıydı.

  • Ticaretin Kaynağı: Yemen, özellikle dini ve kozmetik amaçlarla kullanılan değerli ağaç reçineleri olan buhur (frankincense) ve mür (myrrh) üretiminde ve ticaretinde tekeldi.
  • Rotanın Önemi: Tütsü, Güney Arabistan'dan (Hadramut/Sebe) başlayarak kara yoluyla kuzeye, Levant'a ve Akdeniz pazarlarına (Mısır, Roma, Yunanistan) taşınıyordu.
  • Ekonomik Güç: Bu krallıklar, tütsüyü kendileri üreterek veya taşıma sırasında ağır gümrük vergileri koyarak muazzam bir zenginlik biriktirdiler. Bu birikim, büyük şehirler, saraylar ve altyapı projelerinin (Marib Barajı gibi) inşasını mümkün kıldı.
Yazı ve Kültür: Bu dönemde Güney Arap Yarımadası'nda kullanılan ve günümüzdeki modern Arap alfabesinin atası sayılan Müsned adı verilen bir yazı sistemi geliştirildi.


Melikliklerin bir yamalı bohçası görünümündeki güneyde, birlik iddiaları saltanat unvanlarının belagatiyle ifade edilirdi. Saba kuruluşundan itibaren üst meliklik olarak kalmıştı. Onun gölgesi altında, iç çölün "sahil"leri etrafında Ma'in, Kataban ve Evsan gibi kısa ömürlü daha küçük meliklikler ortaya çıkıp dağılmıştı. MS I. binyıl başlarında çöl ve Kızıldeniz arasındaki dağlarda yaşayan Himyeri kavmi öne çıktı; sonraki birkaç yüzyıl Himyeriler ile Sabahlar arasındaki denetim kavgalarına ve kimi zaman koalisyonlara sahne oldu. Daha doğuda birkum körfezinin ötesinde kollara ayrılmış kanyonlardan oluşan Hadramut adlı büyük vaha, uzun süre bağımsızlığını ve sulama sistemlerini korusa da, 3. yüzyılın sonuna doğru Himyeri hakimiyetindeki Saba devletinin eline geçti. Hadramut fatihi yayılmacı Kral Şammar'ın hüküm sürdüğü 3. yüzyıl sonlarından 4. yüzyıl başlarına kadar, Güney Arabistan hiç olmadığı ve olmayacağı kadar birleşikti;

….

Melikin hizmetindeki a'rab paralı askerlere gittikçe artan sayıda asalaklar, yani Pers baskısıyla güneye ve batıya itilen kabile adamları katıldı. Şammar gibi güçlü bir melikin yönetiminde, paralı askerler yararlı bir kuvvet olabilirdi. Sonraları daha zayıf hükümdarların bu kuvveti "kan davaları gütmek" için kullanmasının "tek sonucu ülke için yıkım" ve Şammar'dan iki yüzyıl sonra art arda Habeş ve İran işgalleri oldu.

Sabahlar bir ağızdan konuşan birleşik bir halktı. Ulaşuklan zenginlik ve arazilerinin bereketi kocaman vadiyi boydan boya kesen Marib Bendi sa yesindeydi. Antik dünyada hidro-rnühendisliğin en büyük eserlerinden biri olan bu set 680 metre uzunluğunda ve 18 metre yüksekliğindeydi.

Çözülme 6. yüzyıldaki Habeş ve İran işgalleriyle hızlanmış olsa bile, sonuçta önceki iki yüzyıl boyunca a'rab kabilelerinin sızma girişimleri ve artan gücü  yüzündendi.

Göçebelerin eski yerleşik alanlara sızmaları ve önceki yerleşik insanların oralardan ayrılmalarıyla, eski üniter devletler dağılmaya, bedv ve hadar arasındaki sınırlar yıkılmaya yüz tuttu.

Himyeri Krallığı: Siyasi Birlik ve Dini Dönüşüm

1. Siyasi Yükseliş ve Birlik

Himyeri kabilesi, eski Sebe ve Kataban gibi rakip krallıkları aşarak veya fethederek M.S. 3. yüzyılda Güney Arabistan'ı (bugünkü Yemen) siyasi olarak tek bir krallık altında birleştirmeyi başardı.

  • Başkent: Krallığın başkenti, geleneksel Marib yerine daha güneyde yer alan Zafar (Dafar) kentine taşındı.
  • Ticaret Kontrolü: Himyeriler, hem karadaki Tütsü Yolu'nu hem de Kızıldeniz ve Hint Okyanusu deniz ticaret yollarını tamamen kontrol altına alarak ekonomik güçlerini pekiştirdi.

2. Dini Dönüşüm ve Çatışma

Bu dönem, krallık içinde geleneksel Arap paganizminin yavaş yavaş terk edilip tek tanrılı dinlere (özellikle Yahudilik ve Hristiyanlık) geçişin yaşandığı dönemdir. Bu dini dönüşüm, Himyeriler için hem iç hem de dış politikada büyük sonuçlar doğurdu.

Din Etki Alanı ve Önemi
Yahudilik Himyeri kralları, siyasi ve diplomatik nedenlerle Yahudiliği benimsedi. Bu, krallığın Hristiyan Bizans ve Etiyopya'ya karşı bağımsız bir kimlik kazanma çabası olarak yorumlanır.
Hristiyanlık Özellikle Aden ve Necran gibi ticaret merkezlerinde ve Etiyopya (Aksum) ile ticari bağları olan bölgelerde yayıldı. Bizans İmparatorluğu'nun (Doğu Roma) himayesi altındaki Hristiyanlık, bölgede siyasi bir güç haline geldi.

3. Zirve ve Çöküşün Başlangıcı (Dhu Nuwas)

Himyeri Dönemi'nin en belirgin ve trajik figürü, tahta M.S. 5. yüzyılın sonlarında geçen ve Yahudiliği devlet dini haline getiren son büyük Himyeri kralı Yusuf As'ar Yath'ar (Arap kaynaklarında Dhu Nuwas) idi.

  • Necran Olayı: Dhu Nuwas, Hristiyanlığın artan etkisini ve Bizans ile Etiyopya'nın bölgeye yönelik siyasi müdahalelerini kesmek amacıyla Hristiyanlara karşı sert bir baskı başlattı. En bilinen olay, Hristiyan çoğunluğun yaşadığı Necran kentindeki katliamdır (Kur'an'da Ashab-ı Uhdûd olarak anılan olaylardan biri olarak kabul edilir).
  • Dış Müdahale: Necran'daki katliam, Hristiyan Bizans İmparatoru'na ve Hristiyan Aksum Krallığı'na (Etiyopya) müdahale için beklenen gerekçeyi verdi.
  • Sonuç: M.S. 525 yılında Aksum kuvvetleri, Kızıldeniz'i geçerek Himyeri Krallığı'nı işgal etti ve Dhu Nuwas dönemine son verdi. Bu olayla birlikte Güney Arabistan, ilk kez yabancı bir gücün (Aksum) doğrudan hakimiyeti altına girmiş oldu.

 5. yüzyılın sonuna doğru üçüncü "aslan" olan güneydeki artık zayıf Himyeri İmparatorluğu da ahir ömründe bir yayılma atılımına girişmek ve kendine bağlı yeni bir ''.Arap meliki"ni atamak için yeterli son gayreti toplayacaktı.

... 

Habeşistan'ın Güney Arabistan'a yönelik askeri müdahale girişimlerine dayalı bir geçmişi olan Hıristiyan Aksum Krallığı, daha yakın dönemde oradaki Habeş ticaret kolonilerini destekleyerek bir varlık edinmişti. Necren vakasıyla birlikte, topyekun bir istila için bahane buldu. Ama Güney Arabistan'ın çöküşüne yol açan daha eski başka sebepler vardı. Önceki iki yüzyılda 'arab kabilelerin yerleşik kavimlere akınları artmaya yüz tutmuştu;5 aynı dönemde merkezi devlet yöneticileri, koruma için (başlarına iç açacak şekilde) 'arab paralı askerlerine daha fazla bel bağlar hale geldiler.6 Bu bedv kabileleri mide bulandırıcı sinek ya da belki bir hadisteki tabirle, kanatlarının birinde illet, diğerinde deva taşıyan sinekti. Ama zehrin dermana ağır basmasıyla Güney Arabistan her iki anlamda daha az "oturmuş", yani daha çalkantılı ve daha "bedevi" hale gelme yolundaydı.

..

Habeşler güçlü Saba-Himyeri devletinin önceki seferlerde gösterdiği tepkinin aksine, bu sefer direnişin hiç de toplu olmayacağının farkındaydı. Anlaşıldığı kadarıyla, Güney Arabistan devletleri son anda işbirliğine girmeye çalıştılar. Örneğin, geç dönemden kalma bir Himyeri yazıtı, birleşik bir meliklikte kaynaşan eski Saba devleti ile daha yeni Himyeri devletinin sembolleri Silhin ve Zu Reydan saraylarının "ayrılamaz birlikteliği"nin sürmesiyle övünür. Oysa işin gerçeği bölünmüşlüktü. Yusuf Eş'ar bir darbeyle iktidara gelmişti ve bu da istikrar açısından asla iyi bir fikir sayılmazdı; nitekim Saba, Zu Reydan, Hadramut ve Yemenat ile onların Dağlık ve Düzlük Araplarını bir araya getiren meliklik dağıldı. Melik Yusuf'un 525'te fatihlerinin geldiği Kızıldeniz'e atını sürerek dalgalarda gözden kaybolduğu söylenir.  Habeşler önce Himyeri asıllı uysal bir Hıristiyan hükümdarı başa geçirdiler; ama kısa bir süre sonra yerine Habeş komutanı Ebrehe geçti.

Kadim Güney Arabistan'ın üstüne perde indiğinde, Arap dramının bu bin yıllık faslı bir rüya gibi geride kalmıştı sanki.

Eski Himyeri topraklarının artık bağımsız Habeş kralı, yani Ebrehe'nin oğlu gereği gibi yenilgiye uğratıldı ve yerine İranlılara bağlı Seyf geçirildi. Ancak Seyf'in kısa bir süre sonra anlaşıldığı kadarıyla Habeşlerin düzenlediği bir suikastta ölmesi üzerine, İranlı bir genel vali atandı; hanedanın ortaya çıkışından beri Arabistan altkıtasına yoğun müdahalelere girişmiş olan Sasanilerin başından bu niyette olduklarına hiç kuşku yoktu. Belki güneyin Bereketli Hilal'ini (ya da en azından şehirlerini) neredeyse zahmetsizce ele geçirmenin verdiği cesaretle, aç gözlerini kuzey dengine de diktiler. Yarımadanın arada kalan kesiminden gözlerini çevirmeleri yıkımlarını getirecekti.

Araplar, Tim Machintosh Smith, Yapı Kredi Yayınları, 2019

⚔️ Merkezi Otoriteye Karşı Yerel Güç

Bu dönem, Yemen'in "dağlık Kuzey" ve "ticari Güney" olarak ikiye ayrıldığı dönemi simgeler:

  • Zeydi İmamlığı (Kuzey): Merkeze (Sünni halifeliklere) meydan okuyan, coğrafi avantajını kullanarak özerk kalan ve imamın dini meşruiyetine dayanan bir yönetim modeli kurdu.
  • Rasuliler (Güney): Eyyubilerden sonra gelen ve Aden'in uluslararası ticaretinden sağladığı zenginlikle hüküm süren, daha geleneksel bir İslami krallık yapısı sergiledi. Bu ikilik, Yemen'in modern tarihine kadar süren siyasi bölünmüşlüğün temelini atmıştır.
19. yüzyılın ikinci yansında Osmanlı Devleti merkezî nüfuzunu Yemen de de tesis etmek istediğinde, yerel güçler ile arasında otorite ve hâkimiyet mücadelesi yeniden alevlendi. 1840 lı yıllardan itibaren Asir bölgesinde idareyi tesis eden Osmanlı Devleti 1862 yılında Yemen valiliğine Bonapart Mustafa Paşa'yı tayin etti. Ancak tedbirsiz hareket eden Mustafa Paşa, kuvvetleriyle birlikte yerli bedevi kuvvetler tarafından pusuya düşürülüp öldürüldü. Bununla birlikte. Gazi Ahmed Muhtar Paşa 1872'de idari merkez olan San'a'yı da alıp Yemen’de merkezî idarenin gücünü hisettirdi ve bölge yeniden teşkilatlandırıldı. Bundan sonraki dönemde meydana gelen isyanlara rağmen, Yemen'deki Osmanlı hâkimiyeti I. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar devam etti.

Dönemin Temel Özeti: Ayrışmanın Derinleşmesi

  1. Yüzyıl, Yemen'in kadim bölünmüşlüğünü modern ve uluslararası bir boyuta taşıdı:
  • Kuzey: Osmanlı idaresi altında bile Zeydi İmamlarının direnci ve özerk yapısı korundu. Bu, gelecekteki Yemen Arap Cumhuriyeti'nin (Kuzey Yemen) temelini oluşturdu.
  • Güney: İngilizlerin Aden'i işgal etmesi, bölgeyi küresel ticaret ağının vazgeçilmez bir parçası yaptı ve burayı hem idari hem de kültürel olarak Kuzey'den ayırdı. Bu, gelecekteki Güney Yemen Halk Cumhuriyeti'nin temelini attı.

Bu rekabet, Yemen'i fiilen iki ayrı siyasi ve ekonomik bölgeye ayırarak 20. yüzyılın sonuna kadar sürecek olan bölünmüşlüğe neden oldu.


Yemen'in birleşmesi

Yemen savaş alanından çok uzak kalmışsa da, yarımadadaki rekabetler o ülkeyi Körfez Savaşı'nın demografik etkilerinin altına aldı. 1980'lerde Suudi Arabistan'da 1 milyon kadar Yemenli çalışıyordu; bu insanların ülkelerine gönderdikleri para, Kuzey ve Güney Yemen'in gayri safi milli hasılasının yüzde 40'ını aşmaktaydı. Irak'ın Kuveyt'i işgalinden önce 1990 Mayıs ayında iki Yemen arasında yıllardır süren görüşmeler tamamlanmıştı ve iki devlet Yemen Cumhuriyeti adı altında birleşmişti. Yeni devlet sadece birleşmenin getirdiği kabine paylaşımı ve silahlı kuvvetlerin birleşmesi gibi normal konularla değil, aynı zamanda güneyin sosyalist ekonomisini kuzeyin serbest pazar ekonomisiyle birleştirme meselesiyle karşı karşıyaydı.

Yeni birleşmiş devlet bu meselelere tam bir çözüm getireceği sırada Irak Kuveyt'i ilhak etti. Yemen, krizde tarafsız kalmaya çalıştı, Irak işgalini kınamayı reddetti, Arap birliklerini müttefik koalisyonuna gönderme kararını desteklemedi. Bu durum Suudi Arabistan'ın Yemenli işçileri yurtdışına göndermesine neden oldu ve birkaç ay için de 800 bin Yemenli ülkesine döndü. Körfez devletleri de Suudi Arabistan'ı izlediler ve onlar da 50 bin Yemenliyi geri gönderdiler. Yemen devleti bunun üzerine ciddi biçimde sıkıntıya girdi; hem aniden nüfusu yaklaşık 1 milyon artmış, hem de Körfez devletleri mali yardım programlarını kesince gelirinde hızlı bir düşüş olmuştu. Ekonomisi ağır yara aldıysa da, Yemen dönen işçilerin geçimlerini sağlayabildi. Ancak güneyli politikacılar ve subayların ayrılıkçı hareketi, 1994 baharında ülkeyi bir iç savaşa sokunca birleşik bir devlet olarak varlığı tehlikeye düşmüştü. Kısa ama kanlı bir çatışmadan sonra zafer kuzeyli güçlerin oldu ve tam olarak birleşmiş Yemen de iki bölge halkları tarafından destek gördü. Geri gönderilen işçiler sorununu ve iç savaşı, birliğine ve nispeten çoğulcu siyasal sistemine bir yara almadan atlatan Yemen, kalabalık nüfusu (2000'de 18 milyon) ve yeni başlayan petrol sanayisiyle artık bölgesel politikalarda eskisinden çok güçlü bir rol oynayabilecekti.

Modern Ortadoğu Tarihi, William L. Cleveland, Agora Kitaplığı, 2008


….

Riyad, Yemen’de, Suudi yöneticileri, kuzeyde silahlı Zey- di3 hareketi, Sana hükümeti, doğunun çöl bölgelerinden Ta- ez Eyaleti ve Hadramut’ta yoğun bir şekilde yerleşik olan Aden’deki ayrılıkçılar ve el-Kaide arasında gidip gelmek du rumunda bırakan, aşın derecede karmaşık ve her tür tehli keye açık bir ortamla karşı karşıya bıraktı. Dolayısıyla mevcut durumda, Yemen Devleti’nin bütünü tehdit altındadır. Kuzeyde olduğu kadar güneybatıdaki mevcut kurulu devlet leri zorlayan sorun yuvalarının kıskacı altında Suudi Arabis tan’ın sınırlan kınlganlaşmıştır. Bu aşamada, Yemen’in Suudi el-Kaide militanlarının sığınağı haline geldiğini söylemek gerekir. 2009’da Suudi ve Yemenî cihatçıları birleştiren Arap Yarımadası el-Kaidesi (AYEK) Yemen’de kuruldu. Zeydi milisler (Ensarullah - Al lah’ın yardımcılan) ile el-Kaide arasında acımasız bir savaş başladı. Ensarullah, Eylül 2014’te başkent Sana’yı ele geçir meyi başardı. Şiiliğin azınlıkta olan bir kolunu temsil eden Zeydiler, yüzyıllar boyunca -1962’ye kadar- imamları ara cılığıyla Yemen yaylalanna hâkim oldular. siyasi ve ekonomik alanda ve dinsel anlamda hükümet tara fından dışlanmaktan şikâyetçiler. Sünniler ve Şiiler arasın daki bölgesel çatışmanın mezhepçi, çoğunlukta olan bir çatışma halini alması, On iki imam Şiiliği ile sadece uzaktan ilgisi olan toplumları da meselenin içine dahil etmeye başlamıştır.

IŞİD Tuzağı,  Pierre-Jean Luizard, İletişim Yayınları, 2016

Yemen İç Savaşı (2011 – Günümüz): Vekil Savaşın Arenası

1. Aşama: Siyasi Geçiş ve Husi Yükselişi (2011 – 2014)

Çatışmanın temelleri, Arap Baharı sırasında uzun süredir iktidarda olan Ali Abdullah Salih'in devrilmesinden sonraki başarısız geçiş sürecine dayanır.

  • 2011: Arap Baharı protestoları sonucunda Başkan Salih istifa etti ve yerine yardımcısı Abdurrabbu Mansur Hadi geçti.
  • 2012–2014: Hadi yönetimi, güneydeki ayrılıkçılık, El Kaide'nin (AQAP) varlığı ve kuzeydeki Husilerin (Ensarullah) yükselişi gibi üç büyük tehditle karşı karşıya kaldı. Husiler, kuzeydeki Zeydi Şii azınlığın temsilcisi olarak yoksulluktan ve ayrımcılıktan şikayet ediyordu.
  • Husi Yükselişi: Husiler, İran'dan aldıkları destekle (finansal ve ideolojik), eski Başkan Salih'in rejiminden kalan ordu birliklerinin yardımıyla kuzeydeki topraklarını genişletti.


2. Aşama: Darbe ve İç Savaşın Başlangıcı (2014 – 2015)

Bu, çatışmanın iç savaşa dönüştüğü ve bölgesel müdahaleye yol açtığı kritik dönüm noktasıdır.

  • Eylül 2014: Husiler, başkent San'a'yı ele geçirdi ve Başkan Hadi'yi Aden'e kaçmaya zorladı. Bu eylem, uluslararası tanınan Hadi hükümetine karşı yapılan bir darbe olarak kabul edildi.
  • Salih İttifakı: İlginç bir şekilde, devrilen eski Başkan Ali Abdullah Salih, Husilerle (eski düşmanlarıyla) ittifak kurdu. Bu ittifak, Husilere Salih'e bağlı askeri birliklerin deneyimini ve teçhizatını sağladı.
  • Mart 2015: Husiler güneye doğru ilerleyerek Aden'i tehdit etmeye başlayınca, Suudi Arabistan bunu kırmızı çizginin aşılması ve kendi sınır güvenliğine doğrudan tehdit olarak gördü.

3. Aşama: Uluslararası Müdahale ve Vekil Savaşın Zirvesi (2015 – 2022)

Suudi Arabistan'ın askeri müdahalesi, Yemen krizini bölgesel bir vekil savaşa dönüştürdü.

  • Mart 2015: "Kararlılık Fırtınası Operasyonu" (Operation Decisive Storm): Suudi Arabistan liderliğindeki, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) dahil Sünni koalisyon, Hadi hükümetini yeniden iktidara getirmek amacıyla Yemen'e hava harekatı başlattı.
  • İran'ın Desteği: İran, Husilere balistik füze teknolojisi, dronlar ve askeri danışmanlık sağlayarak karşılık verdi. Husiler, bu silahları kullanarak Suudi Arabistan'daki petrol tesislerini (Aramco) ve sivil hedefleri vurdu.
  • 2017: Salih-Husi Çatışması: Husiler ile eski müttefikleri Salih güçleri arasında ittifak bozuldu. Salih öldürüldü, bu da kuzeyde Husilerin tek otorite haline gelmesini sağladı.
  • 2019: BAE, Yemen'deki askeri operasyonların büyük bir kısmından çekildi, ancak Güneyde Güney Geçiş Konseyi (STC) aracılığıyla ayrılıkçı güçleri desteklemeye devam etti.

4. Aşama: Ateşkes, Bölgesel Yakınlaşma ve Kızıldeniz Krizi (2022 – Günümüz)

Savaşın insani maliyeti ve stratejik çıkmazı, Suudi Arabistan ve İran'ı doğrudan görüşmelere zorladı.

  • 2022 Nisan: BM Ateşkesi: BM arabuluculuğunda ülke çapında büyük bir ateşkes ilan edildi. Bu ateşkes, sahada çatışmaları büyük ölçüde azalttı ve fiilen devam etmektedir.
  • 2023: Çin arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ve İran arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması, Yemen'de kalıcı bir barış anlaşmasına yönelik umutları artırdı.
  • Ekim 2023 Sonrası: Kızıldeniz Krizi: İsrail-Hamas savaşının başlamasıyla birlikte Husiler, Kızıldeniz'de İsrail ile bağlantılı ticari gemilere saldırılar düzenlemeye başladı.
  • 2024–2025: Husi saldırıları, ABD ve İngiltere liderliğindeki uluslararası askeri koalisyonun (Operation Prosperity Guardian) Yemen'deki Husi hedeflerine karşı hava saldırıları düzenlemesine neden oldu. Bu durum, Yemen savaşını yeniden uluslararası bir çatışma haline getirdi ve Babül Mendep Boğazı'nın güvenliğini tehlikeye attı.

Yemen’in Aşiret Yapısı ve Bölünmenin Sınırlarıyla Örtüşmesi (2025)Yemen’de devlet her zaman zayıf olduğu için gerçek güç, aşiret konfederasyonları ve onların silahlı kanatlarıdır. 2011’den beri iç savaş, bu aşiret haritasını neredeyse birebir siyasal kontrol haritasına çevirmiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder