Mısır (21.yy.)

Mısır'ın bu 25 yılını üç ana karakter üzerinden okumak mümkündür:

1. Mübarek'in Son On Yılı: "Kifaya" (Yeter)

2000'lerin başı, Mübarek rejiminin kemikleştiği ama aynı zamanda alttan alta çürümeye başladığı dönemdi. Sosyal adaletsizlik ve Cemal Mübarek'in neoliberal politikaları, halkın sabrını taşırdı. 2005 seçimlerindeki sınırlı serbestleşme, Müslüman Kardeşler'in başarısıyla sonuçlanınca rejim tekrar kapandı.

2. Tahrir Ruhu ve İslamcı Deney (2011-2013)

25 Ocak 2011 devrimi, "Ekmek, Özgürlük ve Sosyal Adalet" sloganıyla geldi. Ancak devrim sonrası yapılan seçimleri kazanan Muhammed Mursi, devlet bürokrasisi (derin devlet) ve laik kesimlerle uzlaşamadı. Bu kısa dönem, Mısır tarihinin en özgür ama en kaotik dönemi olarak kayıtlara geçti.

3. Sisi Dönemi: "Yeni Cumhuriyet"

2013 askeri müdahalesinden sonra Sisi, devleti yeniden inşa etmeye girişti.

  • İdeoloji: "Terörle mücadele" ve "istikrar" öncelendi.
  • Ekonomi: Süveyş Kanalı'nın genişletilmesi ve çölde kurulan Yeni İdari Başkent gibi devasa inşaat projeleriyle devletin gücü sergilenmek istendi.
  • Toplumsal: Sivil toplum ve muhalefet üzerinde, Mübarek dönemini bile geride bırakan bir baskı kuruldu.


1990'lar ve 2000'lerde Mısır'a dair akademik anlatımlar, Başkan Hüsnü Mübarek'in rejimini tanımlamak için sık sık çıkmaz, durgunluk, yolsuzluk ve otoriterlik gibi kelimeler kullanıyor. Bu nitelendirmeler, Mısır halkının 1980'lerin sonlarında zaten mevcut olan yönetici elitinden duyduğu memnuniyetsizliğin sonraki on yıllarda yoğunlaştığını ve popüler örgütlerin hükümetin yapmak istemediği veya yapamadığı şekillerde toplumu yeniden inşa etmek için ellerinden geleni yapmaya başladığını yansıtıyordu.

 Rejimin halkın siyasi katılım fırsatlarını sınırlama konusundaki kararlılığı, Mübarek döneminde Mısır'ın sıkıntılı ekonomik görünümüne yönelik halkın öfkesini daha da artırdı. 1990'larda Mübarek, erken dönem başkanlığının liberalleştirici eğilimlerini bir kenara bırakarak tek parti/tek lider yönetimini benimsedi. Seçim yasaları, halk tarafından desteklenen hiçbir muhalefet partisinin Halk Meclisi'nde sandalye kazanamamasını sağlamak için yeniden yapılandırıldı. Sahtekarlık, oy hileleri ve muhalefet partileri için kısıtlı kampanya fırsatları  sonucunda Mübarek'in Ulusal Demokratik Partisi sandalyelerin büyük çoğunluğunu kazandı. 2005 başkanlık seçimleri Mübarek'i beşinci altı yıllık dönem için iktidara getirdi: oyların neredeyse %89'unu alarak kazandı, ancak daha önemli istatistik sadece %23'lük katılımdı.

 A History of the Modern Middle East, William L. Cleveland, Martin Bunton, Seventh edition published 2025 by Routledge

Hüsnü Mübarek’in 30 yıllık iktidarı (1981-2011), "illüzyonist bir demokrasi" laboratuvarıdır. Bu dönemde yapılan seçimler, halkın iradesinden ziyade, iktidarın meşruiyet devşirmek için kullandığı birer ritüel niteliğindedir.

Mübarek dönemi seçimleri iki evreye ayrılır: 2005’e kadar süren "Tek Adaylı Referandumlar" ve 2005 sonrası geçilen "Çok Adaylı Seçimler"


Hüsnü Mübarek’in 30 yıllık  döneminin sona ermesi ve hapishane hücresine uzanan süreci,  Arap Baharı’nın o kavurucu rüzgarı eşliğinde üç ana perdede özetleyebiliriz:


1. Perde: Kıvılcım ve Tahrir (25 Ocak - 11 Şubat 2011)

Arap Baharı, Tunus’ta Muhammed Buazizi’nin kendini yakmasıyla başlamıştı ancak Mısır, bu ateşin gerçek "reaktörü" oldu.

  • Korkunun Kırılması: 25 Ocak 2011’de gençlerin dijital ağlar üzerinden başlattığı protestolar, Mübarek rejiminin en büyük silahı olan "korkuyu" etkisiz hale getirdi.

  • Ordunun Kararı: Mübarek protestoları bastırmak için orduyu sokağa sürdü. Ancak ordu, halka ateş açmayı reddederek "tarafsızlık" ilan etti. Bu, aslında Mübarek’in siyasi ölüm fermanıydı; çünkü ordu, "babayı" kurban ederek sistemin geri kalanını kurtarmayı seçmişti.

  • İstifa: 18 günlük direnişin sonunda, 11 Şubat 2011'de Mübarek yetkilerini orduya devrederek Şarm el-Şeyh’e çekildi.

2. Perde: Kafesteki Dev (Yargılama Süreci)

Mübarek’in devrilişinden sonra başlayan hukuki süreç, dünya siyaset tarihi için benzersiz bir görsel sembolizm taşıyordu: Kafes içindeki diktatör.

  • Suçlamalar: "Protestocuların öldürülmesi talimatını vermek" ve "yolsuzluk/kamu kaynaklarını zimmetine geçirmek."

  • Görsel Sembolizm: 3 Ağustos 2011'de Mübarek, bir sedye üzerinde ve demir kafes içinde mahkemeye çıkarıldı. Uzaylı gözlemci için bu, "kutsal iktidar" imajının, "savunmasız ölümlü" gerçeğine çarpmasıydı.

  • Kararlar: 2012 yılında "göstericilerin öldürülmesini engelleyemediği" gerekçesiyle müebbet hapse mahkûm edildi. Bu, Arap Baharı'nın halka verdiği "adalet yerini buluyor" mesajıydı.

2011-2012 Mısır Parlamento seçimleri, Mübarek rejiminin çöküşünden sonra halk iradesinin ilk kez serbestçe (ve oldukça karmaşık bir seçim sistemiyle) sandığa yansıdığı, siyasi literatürde "Mısır'ın demokratik geçiş deneyi" olarak adlandırılan dönemdir.

Seçimler, hem nispi temsil (parti listeleri) hem de çoğunluk sistemi (bağımsız adaylar) kombinasyonuyla yapıldığı için sonuçlar genellikle "ittifaklar" üzerinden okunur.

Seçim Sonuçlarının  Analizi

Bu tabloyu "sağduyu" ve "iktidarın el değiştirmesi" bağlamında analiz ettiğimizde şu sonuçlar çıkar:

  1. İslamcı Domine Etkisi: Müslüman Kardeşler ve Selefi Nur Partisi'nin toplam oyu %65'i aşmıştır. Bu durum, Mübarek döneminde bastırılan dini kimliğin, eylemsel bir siyasi güce dönüşmesidir.

  2. Seküler/Liberal Kanadın Dağınıklığı: Tahrir Meydanı'ndaki devrimin öncüsü olan liberal ve seküler gruplar (Mısır Bloku, Vafd vb.), kurumsal bir yapı kurmakta geç kalmış ve oyları bölünmüştür. Bu, felsefi aklın eylemsel sahada örgütlenme zayıflığına tipik bir örnektir.

  3. Selefi Sürprizi: El-Nur Partisi'nin aldığı %27'lik oy, uluslararası toplum ve seküler elitler için en büyük şok olmuştur. Bu, Mısır kırsalındaki muhafazakar sosyolojinin Mübarek sonrası dönemde ne kadar konsolide olduğunu göstermiştir.


 2012 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri (Kritik Dönemeç)

Parlamento seçimlerinin hemen ardından yapılan ve Mısır'ın kaderini belirleyen Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk tur sonuçları ise şöyledir:

  • Muhammed Mursi (Hürriyet ve Adalet): %24.8

  • Ahmed Şefik (Eski Rejim/Askeri): %23.7

  • Hamdin Sabbahi (Nasırcı/Sol): %20.7

  • Abdel Moneim Aboul Fotouh (Ilımlı İslamcı): %17.5

  • Amr Musa (Eski Rejim/Diplomat): %11.1

İkinci turda Muhammed Mursi, Ahmed Şefik karşısında %51.7 ile kazanmış olsa da, bu sonuç toplumun tam ortadan ikiye bölündüğünün (Kutuplaşma) ve biriktirilen toplumsal öfkenin henüz dengelenemediğinin göstergesidir.


Bu tabloda görülen bileşenlerin birlikteliği uzun süreli olmadı. Özellikle şu iki nokta, Mursi'nin düşüş sürecini anlamak için önemlidir:

  • Zayıf Koalisyon: İkinci turda Mursi'ye oy veren "Eski Rejim Karşıtları" ve bazı Selefiler, Mursi'nin yönetimine değil, rakibi Ahmet Şefik'in temsil ettiği **"Eski Mısır"**a karşı birleşmişlerdi. Mursi iktidara geldikten sonra bu kesimleri kapsayıcı bir siyaset izleyemeyince, bu destek hızla muhalefete dönüştü.
  • Selefilerin Saf Değiştirmesi: En dikkat çekici kırılma Selefilerde yaşandı. Seçimde Mursi'yi destekleyen El-Nur Partisi, 2013 askeri müdahalesinde (Sisi'nin yanında) yer alarak Mursi'nin dini bloktaki tekelini kırdı.

Mursi’nin oyları "pozitif bir destek"ten ziyade, büyük oranda Mübarek döneminin simgesi olan Ahmet Şefik’e yönelik "negatif bir tepkinin" sonucuydu.

Muhammed Mursi’nin başkanlık koltuğuna oturduktan sonra yaşadığı en büyük dram, kendisini oraya taşıyan "devrimci ve muhafazakar koalisyonu" 12 ay içinde tamamen kaybetmesidir. Bu süreç, sadece dış güçlerin veya ordunun baskısıyla değil, Mursi’nin attığı adımların "yol arkadaşları" üzerinde yarattığı hayal kırıklığıyla şekillendi.

İşte Mursi’nin desteğini yitirmesine neden olan temel fikir ayrılıkları ve kopuş noktaları:


1. Devrimci ve Liberal Müttefiklerle Kopuş (Haziran - Kasım 2012)

Seçimin ikinci turunda Mursi, laik ve liberal devrimcilere "Fairmont Oteli Sözü" olarak bilinen bir taahhüt vermişti: Kapsayıcı bir hükümet kurulacak, başkan yardımcıları farklı kesimlerden seçilecekti.

  • Fikir Ayrılığı: Mursi iktidara gelince kritik makamlara Müslüman Kardeşler (İhvan) kökenli isimleri getirdi. Liberaller bunu devletin "İhvanlaştırılması" (Tahvin) olarak gördü.
  • Kırılma Noktası: 22 Kasım 2012 Kararnamesi. Mursi, kendi kararlarını yargı denetiminden muaf tutan bir yetki genişletmesine gidince, devrim sırasında omuz omuza verdiği Muhammed El-Baradey ve Hamdin Sabbahi gibi isimler "Kurtuluş Cephesi"ni kurarak en sert muhalifi oldular.

2. Selefiler (El-Nur Partisi) ile Stratejik Çatışma

Mursi'nin en şaşırtıcı ve can yakıcı kaybı Selefiler oldu. Selefiler, ideolojik olarak İhvan’a yakın görünseler de güç paylaşımında dışlandıklarını hissettiler.

  • Fikir Ayrılığı: El-Nur Partisi, anayasada şeriatın daha sert bir şekilde yer almasını istiyordu. Mursi ise laik kesimi tamamen ürkütmemek için orta yol bulmaya çalıştı. Bu durum Selefileri tatmin etmedi.
  • Siyasi Kıskançlık: İhvan’ın devlette tekelleşmesi, Selefileri "bir sonraki hedef biz miyiz?" korkusuna itti.
  • Sonuç: 3 Temmuz 2013 darbe bildirisi okunurken, Selefi El-Nur Partisi temsilcisinin askeri komuta kademesiyle aynı karede (Sisi'nin yanında) yer alması, Mursi için en büyük "sırtından bıçaklanma" anıydı.

Neden Uzlaşamadılar?

Mursi'nin yol arkadaşlarıyla yaşadığı bu ayrılıkların temelinde üç ana hata yatıyordu:

  1. "Kazanan Her Şeyi Alır" Mantığı: Seçim zaferini, devletin tüm kurumlarını kendi ekibiyle doldurma yetkisi olarak gördü.
  2. Güven Bunalımı: Devrimci müttefiklerine verdiği sözleri "derin devletle mücadele ediyorum" gerekçesiyle erteledi, bu da "ikinci bir Mübarek mi geliyor?" algısını yarattı.
  3. İdeolojik Sıkışmışlık: Ne tam olarak laikleri memnun edebilecek bir demokrat ne de Selefileri tatmin edecek bir İslamcı olabildi. Her iki tarafın da şüphesini çekti.

Bu süreç sonunda Mursi, 2013 yazına gelindiğinde sadece kendi çekirdek kitlesi (İhvan) ile baş başa kaldı. Bu izolasyon, ordunun müdahale etmesi için gereken "toplumsal meşruiyet" zeminini hazırladı.

Sisi’nin 3 Temmuz 2013’te gerçekleştirdiği askeri müdahale, küresel ve bölgesel güçler arasında tam bir "Realpolitik" (Gerçekçilik) sınavına dönüştü. Batı dünyası "demokrasi değerleri" ile "stratejik istikrar" arasında sıkışırken, bölgesel güçler ideolojik kamplara ayrıldı.

Darbeye, küresel güçlerin tutumunu üç ana grupta inceleyebiliriz:


1. Batı Dünyası: Pragmatik Sessizlik ve "Darbe" Diyememe

Batılı ülkeler, özellikle ABD, müdahaleyi kınamak ile tanımak arasında oldukça tartışmalı bir yol izledi.

  • ABD (Obama Yönetimi): ABD yasalarına göre bir olaya "darbe" denilmesi durumunda askeri yardımların (yıllık 1,3 milyar $) otomatik olarak kesilmesi gerekiyordu. Obama yönetimi, bu kelimeyi kullanmaktan titizlikle kaçındı. Olayı bir "demokrasiye dönüş süreci" veya "halkın talebi" olarak okumayı tercih ettiler. 2013’teki Rabaa katliamı sonrası yardımlar geçici olarak askıya alınsa da, 2015’te "bölgesel güvenlik" gerekçesiyle tamamen geri verildi.
  • Avrupa Birliği: AB, başlangıçta "endişeli" bir tavır sergiledi ve Mursi’nin serbest bırakılmasını istedi. Ancak Akdeniz’deki göçmen krizi, enerji hatları ve radikalizmle mücadele gibi konularda Sisi’nin "istikrar" vaadi, kısa sürede diplomatik ilişkilerin normalleşmesini sağladı. Özellikle Fransa, Mısır’a büyük silah satışları (Rafale jetleri gibi) yaparak Sisi yönetiminin en büyük destekçilerinden biri oldu.

2. Körfez ve İsrail: "Kurtarıcı" Olarak Sisi

Sisi müdahalesinin en net ve maddi destekçileri bu bloktan geldi.

  • Suudi Arabistan ve BAE: Müslüman Kardeşler'i kendi monarşileri için varoluşsal bir tehdit olarak görüyorlardı. Darbeden hemen sonra Mısır'a milyarlarca dolarlık (yaklaşık 12 milyar $) nakit yardım ve petrol hibesi göndererek ekonominin çökmesini engellediler. Sisi’yi "Arap dünyasını İslamcılıktan kurtaran lider" olarak selamladılar.
  • İsrail: Resmi olarak "sessiz" kalsa da, arka planda Washington nezdinde Sisi lehine yoğun lobi yaptı. Mursi döneminde bozulan Sina güvenliği ve Gazze sınır kontrolü, Sisi ile birlikte İsrail’in istediği seviyeye geldi. İsrail için Sisi, güvenilir bir güvenlik ortağıydı.

3. Revizyonist Güçler: Türkiye, Katar ve Rusya

Bu grup, darbe sonrası süreçte en sert tepkiyi veren veya durumu kendi lehine fırsata çeviren ülkelerden oluştu.

  • Türkiye ve Katar: Müdahaleyi en sert şekilde kınayan ve "darbe" olarak nitelendiren ülkeler oldular. Türkiye, Mursi'nin meşruiyetini savunarak "Rabia" sembolünü dış politikasının merkezine koydu. Bu durum, Mısır ile diplomatik ilişkilerin yaklaşık 10 yıl boyunca kesilmesine yol açtı. Katar ise Al Jazeera üzerinden Sisi karşıtı yayınlar yaparak medyadaki muhalefetin sesi oldu.
  • Rusya ve Çin: Batı’nın (özellikle ABD’nin) kısa süreli yardım kesintilerini fırsat bildiler. Putin, Sisi’yi Moskova’da törenlerle ağırladı ve büyük silah anlaşmaları imzaladı. Rusya için Mısır, Ortadoğu'da ABD nüfuzuna karşı yeni bir kale haline geldi.

Abdelfettah es-Sisi’nin 2014’ten itibaren uygulamaya koyduğu ekonomik model, halk arasında "Sisi-nomics" olarak da adlandırılan, inşaat ve devlet eliyle yürütülen dev projelere dayalı bir kalkınma hamlesidir. Bu projeler sadece ekonomik değil, aynı zamanda Sisi rejiminin "Yeni Cumhuriyet" vizyonunun birer meşruiyet anıtı olarak tasarlandı.

Ancak bu devasa binaların arkasında, Mısır'ı tarihinin en ağır borç krizlerinden birine sürükleyen karmaşık bir dış finansman ve askeri-iktisadi yapı bulunmaktadır.

Finansman Modeli ve Ordunun Rolü

Sisi’nin projeleri geleneksel bir piyasa ekonomisinden ziyade "Askeri Devlet Kapitalizmi" ile yürütülmektedir.

  1. Görünmez Müteahhit: Ordu: Projelerin neredeyse tamamı, ordunun kontrolündeki Silahlı Kuvvetler Mühendislik İdaresi tarafından denetleniyor. Özel sektör, ancak ordunun alt yüklenicisi olarak bu işlere girebiliyor. Bu da sermayenin sivil alandan askeri şirketlere akmasına neden oluyor.
  2. Dış Borçlanma Sarmalı: Bu projeler Mısır’ın kendi kaynaklarıyla değil, büyük ölçüde dış borçla finanse edildi. Mısır’ın dış borcu 2013'te ~45 milyar dolar iken, 2024-2025 itibarıyla 160 milyar doların üzerine çıktı.
  3. Para Biriminin Çöküşü: Borç ödemeleri ve devasa ithalat maliyetleri nedeniyle Mısır Poundu (EGP) defalarca devalüe edildi. Halkın alım gücü erirken, kaynaklar "çöle gömülen betonlara" harcandı.

Dış Çıkarlar ve "Mısır'ın Satışı" Tartışması

Borç krizi derinleştikçe, Sisi yönetimi bu projeleri ve devlet varlıklarını dış finansman sağlamak için birer pazarlık aracına dönüştürdü.

  • Körfez Ülkeleri (BAE ve Suudi Arabistan): Artık hibe vermek yerine Mısır'ın stratejik varlıklarını (limanlar, bankalar, gübre fabrikaları) satın alıyorlar. Ras el-Hekma gibi devasa bir arazinin 35 milyar dolara BAE'ye devredilmesi, "egemenlik satışı" tartışmalarını tetikledi.
  • Çin: Yeni Başkent'teki "Merkezi İş Bölgesi" ve dev gökdelenlerin inşası Çin bankalarından alınan kredilerle ve Çinli şirketlerce yapılıyor. Bu, Mısır'ı Çin'in "Kuşak ve Yol" projesine göbekten bağlıyor.
  • IMF ve Batı: IMF, yeni krediler için ordunun ekonomiden çekilmesini ve özelleştirmeyi şart koşuyor. Ancak ordu, ekonomik gücünü bırakmaya direndikçe fatura kemer sıkma politikalarıyla halka kesiliyor.


Bugün Mısır, dünyanın en görkemli camilerini ve gökdelenlerini inşa ederken, nüfusun yaklaşık %30-35'i yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Mega projeler rejim için bir "beka ve prestij" meselesiyken, halk için yüksek enflasyon ve borç yükü anlamına geliyor. 2024 sonu ve 2025 başı itibarıyla Mısır ekonomisi, Körfez’den gelen "sıcak para" enjeksiyonlarıyla ayakta duran bir "likidite krizi" içinde.


Göstergelerin Perde Arkası

1. GİNİ Katsayısı ve Sosyal Kutuplaşma

Mısır'ın GİNİ katsayısı (gelir dağılımı adaletsizliği ölçümü) kağıt üzerinde Latin Amerika ülkeleri kadar yüksek görünmese de, bu veri bir yanılsama barındırır. Ülkede orta sınıf hızla erirken, kaynaklar ya çok dar bir askeri-siyasi elitin elinde toplanıyor ya da alt sınıflara yönelik sübvansiyonlar (ekmek ve yakıt desteği) IMF baskısıyla kesiliyor. Bu durum, "GİNİ katsayısının" yansıtamadığı bir hissedilen adaletsizlik yaratıyor.

2. Borç ve Beka Denklemi

Mısır şu an dünyanın en borçlu ülkeleri listesinde üst sıralarda. Ancak Mısır'ın "batamayacak kadar büyük" (Too big to fail) görülmesi, Batılı güçlerin ve Körfez monarşilerinin Sisi'yi sürekli fonlamasına neden oluyor. Mısır'da bir ekonomik çöküşün yaşanması, Avrupa'ya devasa bir göç dalgasını ve Süveyş Kanalı güvenliğinin bitmesini tetikleyeceği için "borçlandırılarak ayakta tutulan" bir model izleniyor.

3. Ras el-Hekma: Bir "Can Suyu" mu, "Mirasın Satışı" mı?

BAE'nin 35 milyar dolarlık yatırımı 2024 başında Mısır'ı tam bir iflastan kurtardı. Ancak bu tür satışlar, ülkenin en değerli arazilerinin dış güçlerin kontrolüne geçmesi anlamına geliyor. Bu durum, ekonominin üretimden ziyade "varlık satışı" üzerinden dönen kırılgan yapısını gösteriyor.

Gazze savaşı'nın etkisi

1. Ekonomik Darbe: Süveyş Kanalı ve Turizm

Mısır ekonomisinin en büyük iki döviz kaynağı, Gazze Savaşı'nın tetiklediği bölgesel gerilimden ağır darbe almıştır.

  • Süveyş Kanalı Gelirleri: Husilerin Kızıldeniz'deki gemilere saldırıları nedeniyle gemi trafiği Ümit Burnu'na kaydı. Mısır'ın kanal gelirleri 2024 başından itibaren %40 ile %50 arasında azaldı. Bu, aylık yaklaşık 400-500 milyon dolarlık bir döviz kaybı demektir.
  • Turizm Kayıpları: Güney Sina (Şarm El-Şeyh ve Dahab) bölgesi, savaş bölgesine yakınlığı nedeniyle turist kaybı yaşadı. Rezervasyon iptalleri ve artan sigorta maliyetleri, döviz akışını yavaşlattı.

2. Refah Sınır Kapısı ve "Tehcir" Korkusu

Mısır yönetimi için en büyük kabus, İsrail’in Gazze'deki Filistinlileri Sina Çölü’ne sürmesidir.

  • Egemenlik ve Güvenlik: Sisi yönetimi, yüz binlerce Filistinlinin Sina'ya girmesinin burayı bir "direniş üssü" haline getireceğinden ve İsrail'in bu gerekçeyle Sina'yı vurmasından korkuyor. Bu durum, 1979 Camp David barış antlaşmasını tehlikeye atabilir.
  • İhvan Bağlantısı: Hamas'ın ideolojik olarak Müslüman Kardeşler'in (İhvan) bir kolu olması, Sisi yönetiminin Gazzelilere karşı her zaman "şüpheci" bir güvenlik perspektifiyle yaklaşmasına neden oluyor. İçeride İhvan'ı ezmiş bir rejimin, sınırın dibinde bir Hamas varlığına veya etkisine tahammülü düşüktür.

3. İç Siyaset: Halkın Öfkesi ve Rejimin Dengesi

Gazze, Mısır sokağını harekete geçirebilen nadir konulardan biridir.

  • Kontrollü Protestolar: Rejim, halkın İsrail karşıtı öfkesini dindirmek için sınırlı protestolara izin verse de, bu gösterilerin bir noktada "Ekmek ve Özgürlük" talebiyle Sisi karşıtı bir harekete dönüşmesinden endişe ediyor.

Arabuluculuk Rolü: Sisi, Batı nezdindeki vazgeçilmezliğini kanıtlamak için Gazze'de kilit arabulucu rolünü üstleniyor. Bu rol, Mısır'a hem diplomatik dokunulmazlık hem de IMF gibi kurumlardan finansal kolaylık sağlıyor.

🔎Mısır 20.yy.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder