Mısır'ın bu 25 yılını üç ana karakter üzerinden okumak
mümkündür:
1. Mübarek'in Son On Yılı: "Kifaya" (Yeter)
2000'lerin başı, Mübarek rejiminin kemikleştiği ama aynı
zamanda alttan alta çürümeye başladığı dönemdi. Sosyal adaletsizlik ve Cemal
Mübarek'in neoliberal politikaları, halkın sabrını taşırdı. 2005 seçimlerindeki
sınırlı serbestleşme, Müslüman Kardeşler'in başarısıyla sonuçlanınca rejim
tekrar kapandı.
2. Tahrir Ruhu ve İslamcı Deney (2011-2013)
25 Ocak 2011 devrimi, "Ekmek, Özgürlük ve Sosyal
Adalet" sloganıyla geldi. Ancak devrim sonrası yapılan seçimleri kazanan
Muhammed Mursi, devlet bürokrasisi (derin devlet) ve laik kesimlerle
uzlaşamadı. Bu kısa dönem, Mısır tarihinin en özgür ama en kaotik dönemi olarak
kayıtlara geçti.
3. Sisi Dönemi: "Yeni Cumhuriyet"
2013 askeri müdahalesinden sonra Sisi, devleti yeniden inşa
etmeye girişti.
- İdeoloji: "Terörle
mücadele" ve "istikrar" öncelendi.
- Ekonomi: Süveyş
Kanalı'nın genişletilmesi ve çölde kurulan Yeni İdari Başkent gibi
devasa inşaat projeleriyle devletin gücü sergilenmek istendi.
- Toplumsal: Sivil
toplum ve muhalefet üzerinde, Mübarek dönemini bile geride bırakan bir
baskı kuruldu.
A History of the Modern Middle East, William L. Cleveland, Martin Bunton, Seventh edition published 2025 by Routledge
Hüsnü Mübarek’in 30 yıllık iktidarı (1981-2011), "illüzyonist bir demokrasi" laboratuvarıdır. Bu dönemde yapılan seçimler, halkın iradesinden ziyade, iktidarın meşruiyet devşirmek için kullandığı birer ritüel niteliğindedir.
Mübarek dönemi seçimleri iki evreye ayrılır: 2005’e kadar süren "Tek Adaylı Referandumlar" ve 2005 sonrası geçilen "Çok Adaylı Seçimler"
Hüsnü Mübarek’in 30 yıllık döneminin sona ermesi ve hapishane hücresine uzanan süreci, Arap Baharı’nın o kavurucu rüzgarı eşliğinde üç ana perdede özetleyebiliriz:
1. Perde: Kıvılcım ve Tahrir (25 Ocak - 11 Şubat 2011)
Arap Baharı, Tunus’ta Muhammed Buazizi’nin kendini yakmasıyla başlamıştı ancak Mısır, bu ateşin gerçek "reaktörü" oldu.
Korkunun Kırılması: 25 Ocak 2011’de gençlerin dijital ağlar üzerinden başlattığı protestolar, Mübarek rejiminin en büyük silahı olan "korkuyu" etkisiz hale getirdi.
Ordunun Kararı: Mübarek protestoları bastırmak için orduyu sokağa sürdü. Ancak ordu, halka ateş açmayı reddederek "tarafsızlık" ilan etti. Bu, aslında Mübarek’in siyasi ölüm fermanıydı; çünkü ordu, "babayı" kurban ederek sistemin geri kalanını kurtarmayı seçmişti.
İstifa: 18 günlük direnişin sonunda, 11 Şubat 2011'de Mübarek yetkilerini orduya devrederek Şarm el-Şeyh’e çekildi.
2. Perde: Kafesteki Dev (Yargılama Süreci)
Mübarek’in devrilişinden sonra başlayan hukuki süreç, dünya siyaset tarihi için benzersiz bir görsel sembolizm taşıyordu: Kafes içindeki diktatör.
Suçlamalar: "Protestocuların öldürülmesi talimatını vermek" ve "yolsuzluk/kamu kaynaklarını zimmetine geçirmek."
Görsel Sembolizm: 3 Ağustos 2011'de Mübarek, bir sedye üzerinde ve demir kafes içinde mahkemeye çıkarıldı. Uzaylı gözlemci için bu, "kutsal iktidar" imajının, "savunmasız ölümlü" gerçeğine çarpmasıydı.
Kararlar: 2012 yılında "göstericilerin öldürülmesini engelleyemediği" gerekçesiyle müebbet hapse mahkûm edildi. Bu, Arap Baharı'nın halka verdiği "adalet yerini buluyor" mesajıydı.
2011-2012 Mısır Parlamento seçimleri, Mübarek rejiminin çöküşünden sonra halk iradesinin ilk kez serbestçe (ve oldukça karmaşık bir seçim sistemiyle) sandığa yansıdığı, siyasi literatürde "Mısır'ın demokratik geçiş deneyi" olarak adlandırılan dönemdir.
Seçimler, hem nispi temsil (parti listeleri) hem de çoğunluk sistemi (bağımsız adaylar) kombinasyonuyla yapıldığı için sonuçlar genellikle "ittifaklar" üzerinden okunur.
Seçim Sonuçlarının Analizi
Bu tabloyu "sağduyu" ve "iktidarın el değiştirmesi" bağlamında analiz ettiğimizde şu sonuçlar çıkar:
İslamcı Domine Etkisi: Müslüman Kardeşler ve Selefi Nur Partisi'nin toplam oyu %65'i aşmıştır. Bu durum, Mübarek döneminde bastırılan dini kimliğin, eylemsel bir siyasi güce dönüşmesidir.
Seküler/Liberal Kanadın Dağınıklığı: Tahrir Meydanı'ndaki devrimin öncüsü olan liberal ve seküler gruplar (Mısır Bloku, Vafd vb.), kurumsal bir yapı kurmakta geç kalmış ve oyları bölünmüştür. Bu, felsefi aklın eylemsel sahada örgütlenme zayıflığına tipik bir örnektir.
Selefi Sürprizi: El-Nur Partisi'nin aldığı %27'lik oy, uluslararası toplum ve seküler elitler için en büyük şok olmuştur. Bu, Mısır kırsalındaki muhafazakar sosyolojinin Mübarek sonrası dönemde ne kadar konsolide olduğunu göstermiştir.
2012 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri (Kritik Dönemeç)
Parlamento seçimlerinin hemen ardından yapılan ve Mısır'ın kaderini belirleyen Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk tur sonuçları ise şöyledir:
Muhammed Mursi (Hürriyet ve Adalet): %24.8
Ahmed Şefik (Eski Rejim/Askeri): %23.7
Hamdin Sabbahi (Nasırcı/Sol): %20.7
Abdel Moneim Aboul Fotouh (Ilımlı İslamcı): %17.5
Amr Musa (Eski Rejim/Diplomat): %11.1
İkinci turda Muhammed Mursi, Ahmed Şefik karşısında %51.7 ile kazanmış olsa da, bu sonuç toplumun tam ortadan ikiye bölündüğünün (Kutuplaşma) ve biriktirilen toplumsal öfkenin henüz dengelenemediğinin göstergesidir.
Bu tabloda görülen bileşenlerin birlikteliği uzun süreli
olmadı. Özellikle şu iki nokta, Mursi'nin düşüş sürecini anlamak için
önemlidir:
- Zayıf
Koalisyon: İkinci turda Mursi'ye oy veren "Eski Rejim
Karşıtları" ve bazı Selefiler, Mursi'nin yönetimine değil, rakibi
Ahmet Şefik'in temsil ettiği **"Eski Mısır"**a karşı
birleşmişlerdi. Mursi iktidara geldikten sonra bu kesimleri kapsayıcı bir
siyaset izleyemeyince, bu destek hızla muhalefete dönüştü.
- Selefilerin
Saf Değiştirmesi: En dikkat çekici kırılma Selefilerde yaşandı.
Seçimde Mursi'yi destekleyen El-Nur Partisi, 2013 askeri müdahalesinde
(Sisi'nin yanında) yer alarak Mursi'nin dini bloktaki tekelini kırdı.
Mursi’nin oyları "pozitif bir destek"ten ziyade, büyük oranda Mübarek döneminin simgesi olan Ahmet Şefik’e yönelik "negatif bir tepkinin" sonucuydu.
Muhammed Mursi’nin başkanlık koltuğuna oturduktan sonra
yaşadığı en büyük dram, kendisini oraya taşıyan "devrimci ve muhafazakar
koalisyonu" 12 ay içinde tamamen kaybetmesidir. Bu süreç, sadece dış
güçlerin veya ordunun baskısıyla değil, Mursi’nin attığı adımların "yol
arkadaşları" üzerinde yarattığı hayal kırıklığıyla şekillendi.
İşte Mursi’nin desteğini yitirmesine neden olan temel fikir
ayrılıkları ve kopuş noktaları:
1. Devrimci ve Liberal
Müttefiklerle Kopuş (Haziran - Kasım 2012)
Seçimin ikinci turunda Mursi, laik ve liberal
devrimcilere "Fairmont Oteli Sözü" olarak bilinen
bir taahhüt vermişti: Kapsayıcı bir hükümet kurulacak, başkan
yardımcıları farklı kesimlerden seçilecekti.
- Fikir
Ayrılığı: Mursi iktidara gelince kritik makamlara Müslüman
Kardeşler (İhvan) kökenli isimleri getirdi. Liberaller bunu devletin
"İhvanlaştırılması" (Tahvin) olarak gördü.
- Kırılma
Noktası: 22 Kasım 2012 Kararnamesi. Mursi, kendi
kararlarını yargı denetiminden muaf tutan bir yetki genişletmesine
gidince, devrim sırasında omuz omuza verdiği Muhammed El-Baradey ve Hamdin
Sabbahi gibi isimler "Kurtuluş Cephesi"ni kurarak en sert
muhalifi oldular.
2. Selefiler (El-Nur Partisi)
ile Stratejik Çatışma
Mursi'nin en şaşırtıcı ve can yakıcı kaybı Selefiler oldu.
Selefiler, ideolojik olarak İhvan’a yakın görünseler de güç paylaşımında
dışlandıklarını hissettiler.
- Fikir
Ayrılığı: El-Nur Partisi, anayasada şeriatın daha sert bir
şekilde yer almasını istiyordu. Mursi ise laik kesimi tamamen ürkütmemek
için orta yol bulmaya çalıştı. Bu durum Selefileri tatmin etmedi.
- Siyasi
Kıskançlık: İhvan’ın devlette tekelleşmesi, Selefileri "bir
sonraki hedef biz miyiz?" korkusuna itti.
- Sonuç: 3
Temmuz 2013 darbe bildirisi okunurken, Selefi El-Nur Partisi temsilcisinin
askeri komuta kademesiyle aynı karede (Sisi'nin yanında) yer alması, Mursi
için en büyük "sırtından bıçaklanma" anıydı.
Neden Uzlaşamadılar?
Mursi'nin yol arkadaşlarıyla yaşadığı bu ayrılıkların
temelinde üç ana hata yatıyordu:
- "Kazanan
Her Şeyi Alır" Mantığı: Seçim zaferini, devletin tüm
kurumlarını kendi ekibiyle doldurma yetkisi olarak gördü.
- Güven
Bunalımı: Devrimci müttefiklerine verdiği sözleri "derin
devletle mücadele ediyorum" gerekçesiyle erteledi, bu da "ikinci
bir Mübarek mi geliyor?" algısını yarattı.
- İdeolojik
Sıkışmışlık: Ne tam olarak laikleri memnun edebilecek bir
demokrat ne de Selefileri tatmin edecek bir İslamcı olabildi. Her iki
tarafın da şüphesini çekti.
Bu süreç sonunda Mursi, 2013 yazına gelindiğinde sadece
kendi çekirdek kitlesi (İhvan) ile baş başa kaldı. Bu izolasyon, ordunun
müdahale etmesi için gereken "toplumsal meşruiyet" zeminini
hazırladı.
Sisi’nin 3 Temmuz 2013’te gerçekleştirdiği askeri müdahale,
küresel ve bölgesel güçler arasında tam bir "Realpolitik"
(Gerçekçilik) sınavına dönüştü. Batı dünyası "demokrasi
değerleri" ile "stratejik istikrar" arasında sıkışırken,
bölgesel güçler ideolojik kamplara ayrıldı.
Darbeye, küresel güçlerin tutumunu üç ana grupta inceleyebiliriz:
1. Batı Dünyası: Pragmatik Sessizlik ve "Darbe"
Diyememe
Batılı ülkeler, özellikle ABD, müdahaleyi kınamak ile
tanımak arasında oldukça tartışmalı bir yol izledi.
- ABD
(Obama Yönetimi): ABD yasalarına göre bir olaya "darbe"
denilmesi durumunda askeri yardımların (yıllık 1,3 milyar $) otomatik
olarak kesilmesi gerekiyordu. Obama yönetimi, bu kelimeyi kullanmaktan
titizlikle kaçındı. Olayı bir "demokrasiye dönüş süreci" veya
"halkın talebi" olarak okumayı tercih ettiler. 2013’teki Rabaa
katliamı sonrası yardımlar geçici olarak askıya alınsa da, 2015’te
"bölgesel güvenlik" gerekçesiyle tamamen geri verildi.
- Avrupa
Birliği: AB, başlangıçta "endişeli" bir tavır sergiledi ve
Mursi’nin serbest bırakılmasını istedi. Ancak Akdeniz’deki göçmen krizi,
enerji hatları ve radikalizmle mücadele gibi konularda Sisi’nin
"istikrar" vaadi, kısa sürede diplomatik ilişkilerin
normalleşmesini sağladı. Özellikle Fransa, Mısır’a büyük silah satışları
(Rafale jetleri gibi) yaparak Sisi yönetiminin en büyük destekçilerinden
biri oldu.
2. Körfez ve İsrail: "Kurtarıcı" Olarak Sisi
Sisi müdahalesinin en net ve maddi destekçileri bu bloktan
geldi.
- Suudi
Arabistan ve BAE: Müslüman Kardeşler'i kendi monarşileri için
varoluşsal bir tehdit olarak görüyorlardı. Darbeden hemen sonra Mısır'a milyarlarca
dolarlık (yaklaşık 12 milyar $) nakit yardım ve petrol hibesi
göndererek ekonominin çökmesini engellediler. Sisi’yi "Arap dünyasını
İslamcılıktan kurtaran lider" olarak selamladılar.
- İsrail:
Resmi olarak "sessiz" kalsa da, arka planda Washington nezdinde
Sisi lehine yoğun lobi yaptı. Mursi döneminde bozulan Sina güvenliği ve
Gazze sınır kontrolü, Sisi ile birlikte İsrail’in istediği seviyeye geldi.
İsrail için Sisi, güvenilir bir güvenlik ortağıydı.
3. Revizyonist Güçler: Türkiye, Katar ve Rusya
Bu grup, darbe sonrası süreçte en sert tepkiyi veren veya
durumu kendi lehine fırsata çeviren ülkelerden oluştu.
- Türkiye
ve Katar: Müdahaleyi en sert şekilde kınayan ve "darbe"
olarak nitelendiren ülkeler oldular. Türkiye, Mursi'nin meşruiyetini
savunarak "Rabia" sembolünü dış politikasının merkezine koydu.
Bu durum, Mısır ile diplomatik ilişkilerin yaklaşık 10 yıl boyunca
kesilmesine yol açtı. Katar ise Al Jazeera üzerinden Sisi karşıtı yayınlar
yaparak medyadaki muhalefetin sesi oldu.
- Rusya
ve Çin: Batı’nın (özellikle ABD’nin) kısa süreli yardım kesintilerini
fırsat bildiler. Putin, Sisi’yi Moskova’da törenlerle ağırladı ve büyük
silah anlaşmaları imzaladı. Rusya için Mısır, Ortadoğu'da ABD nüfuzuna
karşı yeni bir kale haline geldi.
Abdelfettah es-Sisi’nin 2014’ten itibaren uygulamaya koyduğu
ekonomik model, halk arasında "Sisi-nomics" olarak da
adlandırılan, inşaat ve devlet eliyle yürütülen dev projelere dayalı bir
kalkınma hamlesidir. Bu projeler sadece ekonomik değil, aynı zamanda Sisi
rejiminin "Yeni Cumhuriyet" vizyonunun birer meşruiyet anıtı olarak
tasarlandı.
Ancak bu devasa binaların arkasında, Mısır'ı tarihinin en
ağır borç krizlerinden birine sürükleyen karmaşık bir dış finansman ve
askeri-iktisadi yapı bulunmaktadır.
Finansman Modeli ve Ordunun Rolü
Sisi’nin projeleri geleneksel bir piyasa ekonomisinden
ziyade "Askeri Devlet Kapitalizmi" ile yürütülmektedir.
- Görünmez
Müteahhit: Ordu: Projelerin neredeyse tamamı, ordunun kontrolündeki Silahlı
Kuvvetler Mühendislik İdaresi tarafından denetleniyor. Özel sektör,
ancak ordunun alt yüklenicisi olarak bu işlere girebiliyor. Bu da
sermayenin sivil alandan askeri şirketlere akmasına neden oluyor.
- Dış
Borçlanma Sarmalı: Bu projeler Mısır’ın kendi kaynaklarıyla değil,
büyük ölçüde dış borçla finanse edildi. Mısır’ın dış borcu 2013'te ~45
milyar dolar iken, 2024-2025 itibarıyla 160 milyar doların üzerine
çıktı.
- Para
Biriminin Çöküşü: Borç ödemeleri ve devasa ithalat maliyetleri
nedeniyle Mısır Poundu (EGP) defalarca devalüe edildi. Halkın alım gücü
erirken, kaynaklar "çöle gömülen betonlara" harcandı.
Dış Çıkarlar ve
"Mısır'ın Satışı" Tartışması
Borç krizi derinleştikçe, Sisi yönetimi bu projeleri ve
devlet varlıklarını dış finansman sağlamak için birer pazarlık aracına
dönüştürdü.
- Körfez
Ülkeleri (BAE ve Suudi Arabistan): Artık hibe vermek yerine Mısır'ın
stratejik varlıklarını (limanlar, bankalar, gübre fabrikaları) satın
alıyorlar. Ras el-Hekma gibi devasa bir arazinin 35 milyar dolara
BAE'ye devredilmesi, "egemenlik satışı" tartışmalarını
tetikledi.
- Çin:
Yeni Başkent'teki "Merkezi İş Bölgesi" ve dev gökdelenlerin
inşası Çin bankalarından alınan kredilerle ve Çinli şirketlerce yapılıyor.
Bu, Mısır'ı Çin'in "Kuşak ve Yol" projesine göbekten bağlıyor.
- IMF
ve Batı: IMF, yeni krediler için ordunun ekonomiden çekilmesini ve
özelleştirmeyi şart koşuyor. Ancak ordu, ekonomik gücünü bırakmaya
direndikçe fatura kemer sıkma politikalarıyla halka kesiliyor.
Bugün Mısır, dünyanın en görkemli camilerini ve
gökdelenlerini inşa ederken, nüfusun yaklaşık %30-35'i yoksulluk sınırının
altında yaşıyor. Mega projeler rejim için bir "beka ve prestij"
meselesiyken, halk için yüksek enflasyon ve borç yükü anlamına geliyor. 2024
sonu ve 2025 başı itibarıyla Mısır ekonomisi, Körfez’den gelen "sıcak
para" enjeksiyonlarıyla ayakta duran bir "likidite krizi"
içinde.
Göstergelerin Perde Arkası
1. GİNİ Katsayısı ve Sosyal Kutuplaşma
Mısır'ın GİNİ katsayısı (gelir dağılımı adaletsizliği
ölçümü) kağıt üzerinde Latin Amerika ülkeleri kadar yüksek görünmese de, bu
veri bir yanılsama barındırır. Ülkede orta sınıf hızla erirken, kaynaklar ya
çok dar bir askeri-siyasi elitin elinde toplanıyor ya da alt sınıflara yönelik
sübvansiyonlar (ekmek ve yakıt desteği) IMF baskısıyla kesiliyor. Bu durum,
"GİNİ katsayısının" yansıtamadığı bir hissedilen adaletsizlik
yaratıyor.
2. Borç ve Beka Denklemi
Mısır şu an dünyanın en borçlu ülkeleri listesinde üst
sıralarda. Ancak Mısır'ın "batamayacak kadar büyük" (Too big to fail)
görülmesi, Batılı güçlerin ve Körfez monarşilerinin Sisi'yi sürekli fonlamasına
neden oluyor. Mısır'da bir ekonomik çöküşün yaşanması, Avrupa'ya devasa bir göç
dalgasını ve Süveyş Kanalı güvenliğinin bitmesini tetikleyeceği için
"borçlandırılarak ayakta tutulan" bir model izleniyor.
3. Ras el-Hekma: Bir "Can Suyu" mu,
"Mirasın Satışı" mı?
BAE'nin 35 milyar dolarlık yatırımı 2024 başında Mısır'ı tam
bir iflastan kurtardı. Ancak bu tür satışlar, ülkenin en değerli arazilerinin
dış güçlerin kontrolüne geçmesi anlamına geliyor. Bu durum, ekonominin
üretimden ziyade "varlık satışı" üzerinden dönen kırılgan
yapısını gösteriyor.
Gazze savaşı'nın etkisi
1. Ekonomik Darbe: Süveyş Kanalı ve Turizm
Mısır ekonomisinin en büyük iki döviz kaynağı, Gazze
Savaşı'nın tetiklediği bölgesel gerilimden ağır darbe almıştır.
- Süveyş
Kanalı Gelirleri: Husilerin Kızıldeniz'deki gemilere saldırıları
nedeniyle gemi trafiği Ümit Burnu'na kaydı. Mısır'ın kanal gelirleri 2024
başından itibaren %40 ile %50 arasında azaldı. Bu, aylık yaklaşık
400-500 milyon dolarlık bir döviz kaybı demektir.
- Turizm
Kayıpları: Güney Sina (Şarm El-Şeyh ve Dahab) bölgesi, savaş bölgesine
yakınlığı nedeniyle turist kaybı yaşadı. Rezervasyon iptalleri ve artan
sigorta maliyetleri, döviz akışını yavaşlattı.
2. Refah Sınır Kapısı ve "Tehcir" Korkusu
Mısır yönetimi için en büyük kabus, İsrail’in Gazze'deki
Filistinlileri Sina Çölü’ne sürmesidir.
- Egemenlik
ve Güvenlik: Sisi yönetimi, yüz binlerce Filistinlinin Sina'ya
girmesinin burayı bir "direniş üssü" haline getireceğinden ve
İsrail'in bu gerekçeyle Sina'yı vurmasından korkuyor. Bu durum, 1979 Camp
David barış antlaşmasını tehlikeye atabilir.
- İhvan
Bağlantısı: Hamas'ın ideolojik olarak Müslüman Kardeşler'in (İhvan)
bir kolu olması, Sisi yönetiminin Gazzelilere karşı her zaman
"şüpheci" bir güvenlik perspektifiyle yaklaşmasına neden oluyor.
İçeride İhvan'ı ezmiş bir rejimin, sınırın dibinde bir Hamas varlığına
veya etkisine tahammülü düşüktür.
3. İç Siyaset: Halkın Öfkesi ve Rejimin Dengesi
Gazze, Mısır sokağını harekete geçirebilen nadir konulardan
biridir.
- Kontrollü
Protestolar: Rejim, halkın İsrail karşıtı öfkesini dindirmek için
sınırlı protestolara izin verse de, bu gösterilerin bir noktada
"Ekmek ve Özgürlük" talebiyle Sisi karşıtı bir harekete
dönüşmesinden endişe ediyor.
Arabuluculuk Rolü: Sisi, Batı nezdindeki vazgeçilmezliğini kanıtlamak için Gazze'de kilit arabulucu rolünü üstleniyor. Bu rol, Mısır'a hem diplomatik dokunulmazlık hem de IMF gibi kurumlardan finansal kolaylık sağlıyor.
.jpg)





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder