Yunanistan

Günümüz  Yunanistan sınırlarını belirleyen coğrafyanın tarihini çok kabaca, Antik dönem, Bizans Dönemi, Osmanlı Dönemi, Bağımsız Yunanistan olarak ayırabiliriz. Bu süreci aşağıdaki sayfalarda genel hatları ile görebiliriz.

🔎Minos - Miken  

🔎Yunan Coğrafyası

🔎İskender ve Helenistik Dönem

🔎Bizans

🔎Osmanlılar I

On sekizinci yüzyılda ve on dokuzuncu yüzyılın başlarında Fe­nerlilerin denetim altında bulundurdukları en önemli mevki voyvo­dalık (hospodar), yani prenslerin elindeki Tuna’nın Eflak (Valahya) ve Boğdan (Moldavya) eyalet yöneticiliğiydi.

Bu aydın voyvodaların bazıları Yunan kültürünün koruyucularıydılar ve maiyetleri Osmanlı boyunduruğu altında soyut­lanmış Ortodoks dünyasına Batı düşüncesinin aktarılmasında etkili oldu.

Ulusal hareketin gelişiminde büyük önem taşıyan bir diğer un­sur da on sekizinci yüzyılda ortaya çıkan Osmanlı toprakları içinde ve dışında faaliyet gösteren, varlıklı, girişimci tüccar sınıfının oluşu­muydu. Yunan tüccarlar Batıya hammadde satıp Batının işlenmiş mallarıyla sömürgelerde üretilen malları almakla İmparatorluk tica­retini ellerine geçirmiş oldular. Yunanca, Balkan ticaretinin yürü­tüldüğü dil, lingua franca oldu. Akdeniz, Balkanlar, orta Avrupa ve güney Rusya’dan Hindistan’a dek uzanan Yunan ticaret paroiki'leri, yani kolonileri kuruldu. Aynı sıralarda Yunan kaptanlar Hidra, Spetsai ve Psara adlı başlıca üç ‘gemici’ adada, yirminci yüzyılda dünya­nın en büyük ticaret filosu olacak donanmanın temellerini atmak­taydı.

Büyük bir mal varlığını ellerinde tutan daha zengin tüccarlar Osmanlı İmparatorluğu’nda mal güvenliğini ve sermaye birikimini olumsuz yönde etkileyen başına buyrukluktan ve belirsizlikten rahat­sızdılar. Hükümetlerin ticari girişimleri teşvik ettiği Batı Avrupa’da gördükleri düzenli ticaret deneyimi kimilerini yeni doğacak ulusal harekete kaynak sağlamaya yöneltti

..

On sekizinci yüzyılın son otuz ve on dokuzuncu yüzyılın ilk yir­mi yılında görülen aydınlar uyanışını somut temellere oturtma so­rumluluğunu üstlenenler tüccarlardı. Ulusal bilincin gelişiminde bu, artık Ortodoks Hıristiyan olmanın değil de özellikle Yunan olmanın ayrımına varmada hayati bir öneme sahipti. Vakıf okulları ve kü­tüphaneler kurdular; asıl itibariyle imparatorluk sınırları dışında büyüyen ve giderek sekülerleşen Yunan okuyucusuna yönelik yayın­lara ulaşmalarında parasal destek sağladılar. On sekizinci yüzyılın son çeyreğinde basılan kitaplar ilk yirmi beş yıldakilerin yedi katı kadardı. 1821’den önceki yirmi yılda 1.300 kadar değişik konuda ki­tap basıldı. Belki de hepsinden önemlisi, tüccarların yardımlarıyla genç Yunanların Batı Avrupa’daki üniversitelerde, özellikle de Alman devletlerinde okuyabilmeleriydi. Buralarda yalnızca Aydınlanma’nın, Fransız Devrimi’nin, romantik milliyetçiliğin başlıca görüşleriyle ta­nışmakla kalmayıp antik Yunanistan’ın dili ve uygarlığının eğitim görmüş Avrupalı çağdaşlarının düşüncelerinde ne denli olağanüstü bir yer tuttuğunu gördüler.

Türkokrasinin egemen olduğu yüzyıllarda antik Yunan’a ilişkin yok denecek kadar az şey biliniyordu; fakat yeni yetme aydın kesim klasik Batı kültürünün de etkisiyle, uygar dünyanın saygı duyduğu bir mirasın varisleri olduklarım anlamaya başladılar. Bağımsızlık sa­vaşının hemen öncesinde bu progonopleksi (Grek atalarına duyulan aşırı bağlılık) ile arkhaiolatreia (antikçağa tapınma) ve Yunan terim­lerinin kullanılması sapkınlık ölçülerine vardı

..

Yurttaşlarına bir ‘geçmiş anlayışı’ aşılamada kilit görev üstlenen Ada­mantios Korais dilbilimsel açıdan bir orta yol bulma yanlısıydı. 1748 yılında İzmir’de doğmuş, ancak yaşamının büyük bölümünü 1833’te öldüğü Paris’te geçirmişti. Orada klasik yapıtları inceleyen bir bilim adamı olarak sağlam bir yer edindi ve antik Yunan yazarlarının ki­taplarını özellikle Yunan okuyucularına yönelik olarak yayına hazır­ladı. Kitaplarına yazdığı önsözlerde, yurttaşlarının varisleri oldukları eşsiz bilgi mirasına ilgilerini çekmeye çalıştı ve onları içine tıkıldıkları Bizans cahilliğinden sıyrılmaya çağırdı.

..

 Eşgüdümlü bir ayaklanma tasarılarını ilk geliştirenlerden biri Teselya’dan Helenleşmiş bir Ulah olan Rigas Velestinlis’ti. Tuna eyaletlerindeki Fenerli voyvodoların hizmetinde ilk siyasal deneyi­mini elde ettikten sonra, 1790’larda Viyana’da bulunması Fransız Devrimi’nden etkilenmesine yol açtı. Siyasal bildirileri, özellikle de Viyana’da baskısını hazırladığı ve Balkanlar’ı bütünüyle ayağa kaldı­rabileceğini düşündüğü İnsan Haklan Bildirgesi Fransa’dan esinlenmişti. En önemli eseri Rumeli, Küçük Asya, Ege Adaları ve Eflak-Boğdan Eyaletlerinde Yaşayan Halkların Yeni Siyasal Oluşumu’ydu. Bu eserde, yeniden dirilmiş bir Bizans İmparatorluğu’nun kurulmasını, ancak Bizans otokrasisinin yerine Fransız modelindeki cumhuri­yetçi kurumların geçirilmesini öngörmekteydi.

...

‘Anavatanı’ silahlı ve düzenli bir ayaklanmayla Osmanlı boyunduruğundan kurtarmak amacıyla 1814’te  Filiki Eteriya, yani Dostluk Derneği kuruldu. 

Sultan II. Mahmud, 1820/1821 kışında Yunanistan anakarasının çoğunda geniş etkisi görülen Müs­lüman savaş zengini Tepedelenli Ali Paşayı yok etmeye kalkışınca, Filiki Eteriya bu fırsattan yararlanmayı bildi. Doğal olarak böyle bir harekâtta imparatorluk ordularının önemli bir bölümü bir araya ge­lecekti. Bunun kaçınılmaz bir fırsat olduğu apaçıktı. Sonuçta İpsilandis, Mart 1821’de topladığı küçük bir orduyla Rus topraklarındaki Bessarabya ile Boğdan arasındaki sınırı çizen Prut ırmağının karşı kıyısına sürdü.

 Haziran 1821’de Dragatsani savaşında toplama ordu Os­manlı birliklerinin eline düşüp yenilince İpsilandis, Habsburg top­raklarına kaçmaya zorlandı ve böylece saldırı sonuçsuz kaldı.

İpsilandis’in Prut ırmağının karşı yakasına yaptığı ilk saldırıdan kısa bir süre sonra, Mart ayı sonlarına doğru Mora yarımadasında baş gösteren dağınık şiddet olayları büsbütün bir ayaklanmaya dö­nüştü; nitekim iki başkaldırının birbiriyle ne ölçüde ilişkili olduğu açık değildi.


Krallığın sınırları içindeki nüfusun Osmanlı İmparatorluğu topraklarındaki Yunan nüfusunun üçte birinden daha az olmasından doğan gerginlik, bağımsızlığın kabul edilmesinden ancak doksan yıl kadar sonra, yitirilen toprakları geri alma yanlısı Megali İdea (Büyük Ülkü) projesi 1922’de İzmir’in kendi küllerine gömülmesiyle çözüle­cekti. Bu Büyük Ülkü’nün yandaşları Yakındoğu’daki bütün Yunan yerleşim bölgelerini, başkenti Konstantinopolis olan tek bir devletin sınırları içinde birleştirmeyi hedefliyordu. Büyük Ülkü ifadesini ilk kez dile getiren, Helenleşmiş bir Ulah olan, Tepedelenli Ali Paşa’nın oğluna doktorluk ederken bağımsız krallığın ilk yirmi yılındaki en etkili siyasal kişiliklerden biri olmaya yükselmiş İoannis Kolettis'ti. 1844’te ilk anayasanın oluşumuyla sonuçlanan görüşmelerde Kolettis, heterokton’ların, yani krallığın ilk sınırları dışındaki bölgelerde yaşayan Yunanlar'ın davasını, otokton’ların, yani bağımsızlık mücadelesinin içinde yer alan ‘yerlilerin’ hegemonyacı isteklerine karşı savundu.
...

Antik geçmiş saplantısı­nın okullara ve Atina Üniversitesi’ne yansıması antik Yunan kültürü­ne ve kathareuusa, yani ‘arı’ dile büyük önem verilmesi şeklinde oldu; son derece zor ve çetrefilli bir yapıya sahip bu dil kuşaklar boyunca nice çocuğun öğrenim hayatını karartmıştı.

1837’de kurulan üniver­site, Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Yunan halkını yeniden Helenleştirme’ girişiminin güç kaynağı olarak görüldü. Yalnızca krallıktakilerin değil, Helenizmin katıksız öğretisini yaymak üzere sonra­dan yurtlarına bütün öğrencilerin gözbebeğiydi. Osmanlı yetkilileri ancak yüzyıl sona ererken ‘kurtarılmamış’ Yunanlar arasında eğitim propagandasına sınırlama getirdiler.

1835'te kralın naipler kuruluna resmen son verilmesinden son­ra bile Bavyeralılar güçlü ve daha çok öfke uyandıran faaliyetlerini sürdürdüler. Gerginliğin bir diğer kaynağı da, Otto’nun bağımsız Yunanistan’a giden yolu açan düzenlemenin gerektirdiği anayasayı kabul etmeye yanaşmamasıydı. Yine de, kökleri bağımsızlık savaşı döneminde atılan, gelişimini tamamlamamış partiler yoğun siyasal yaşamın odak noktasını teşkil etmekteydi, öncelikle bunlar İngiliz’, Fransız’ ve Rus’ partileri olarak biliniyorlardı ve parti başkanları Ati­na’daki üç Koruyucu Devletin elçileriyle yakın ilişkiler içindeydiler.

..
3 Eylül 1843 tarihinde doruğuna ulaşan, ordu tarafın­dan siyasal işleyişe el konmasıyla sonuçlanan, ilk fakat son olmayan askeri darbeyi getirdi. Kansız yapılan darbe bu kez halkın desteğini aldı. Otto darbenin arkasındaki politikacıların ve subayların başlı­ca isteğini çarçabuk kabul etti ve anayasa taslağını oluşturacak bir kurul göreve getirildi. Bu anayasa Mart 1844’te yürürlüğe kondu.
...
Kırım savaşı sırasında Otto’nun Büyük Ülkü’yü yücelterek savunması, ona halk arasında kısa süreli bir saygınlık kazandırdı. 1854’te patlak veren ve Rusya ile Türki­ye arasındaki sonu gelmez savaşlar dizisinden biri olan bu savaş, Yunanistan’a Osmanlı İmparatorluğu’nun içine düştüğü sıkıntıdan yararlanma fırsatı vermiş görünüyordu. Aralarında haydutlar ve üni­versite öğrencilerinin de önemli görev üstlendiği çeteler Türkiye sını­rından Teselya'ya, Epir’e ve Makedonya'ya sızıyordu. Ancak Avrupalı güçler Osmanlı İmparatorluğu’nun bütünlüğünü savunma yarışına girdiler; İngiltere ve Fransa sınırdaki kargaşayı sona erdirmesi için Yunanistan’a baskı yapmak amacıyla Mayıs 1854’te Atina limanı Pire’yi kuşatıp Şubat 1857’ye dek orada kaldı.
...
Kraliçe Amalia’ya karşı yapılan suikast girişiminin ardından eşiyle birlikte Mora yarımadasına yaptıkları bir gezi sırasında Atina garnizonu tarafından yönlendirilen bir darbe 1862’de Otto’nun halle­dilmesine yol açtı.
..

Büyük Devletler’in seçtiği kişi Danimarkalı Glücksburg ha­nedanından Prens Christian William Ferdinand Adolphus George’du, bu hanedanlığın Yunan kolu 1864 ile 1974 yıllan arasında aralıklarla yönetime gelecekti. Tahta çıkınca Helenlerin Kralı I. Yeorgios adını aldı. Yeorgios’un uzun krallığı, 1913’te bir akıl hastası tarafından öl­dürülene dek yaklaşık elli yıl sürdü. Yitirilen toprakları geri almayı hedefleyen, yayılmacı tutkuları hafifletmek için, İngiltere bir bakıma çeyiz olarak İon adalarını Yunanistan’a bıraktı.

Bağımsızlıktan son­raki bu ilk toprak kazanımı ülke nüfusunun çeyrek milyon artması ve Yunan dünyasının diğer bölümlerine nazaran Batı etkisine daha açık olan bu bölgenin krallık topraklarına katılması demekti. Aynı yıl içinde toplanan bir anayasa kurulu yeni bir anayasayı benimsedi. Böylece 1844’te kabul edilen demokratik özgürlükler genişledi, ancak kralın önemli ayrıcalıklarına ve dış politika konularında, tam olarak açıklık getirilmemiş görece geniş yetkilerine dokunulmadı.

...

Ağalık özünde Osmanlı idaresinin katı hiyerarşisine, özellikle de başına buyrukluğuna karşı bir tür savunma mekanizması olarak ge­lişmişti. Osmanlı yetkilileriyle arabuluculuk yapacak ve yargı düzeni­nin başıbozukluğunu hafifletecek koruyuculara gerek duyuluyordu. Yunan halkının çoğu yeni devletin yaptırımlarını Osmanlılarınkinden bir nebze daha az ezici olduğunu düşünüyor, öte yandan Osmanlı’dan kalan değerler ve davranış biçimleri bağımsızlık döneminde de sür­mekteydi.

..

On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru siyasal yaşamın daha çağdaş olması yönünde belki kararsız, fakat olumlu bir atılımda bu­lunuldu. Kral Yeorgios tahta geçtikten sonraki ilk yıllarda kişiselleş­miş ‘verimsiz’ politikadan duyulan hoşnutsuzluk giderek artıyordu. 1875 yılı ve hükümet oluşturmak üzere kralın, meclis üyelerinin çoğunluğunun desteğini alan parti başkanını sürekli olarak göreve çağırması bir dönüm noktasıydı. Diğer yandan, siyasal ortamda par­layan bir yıldız, yüzyılın ikinci yansındaki çağdaşlaşmanın önderi ve bu yeniliklerin başlıca savunucusu olan Harilaos Trikupis’in kurmuş olduğu Yeni Parti için çoğunluğun desteğini güvence altına alabilme çabaları 1881 yılına dek sürdü. Yüzyılın geri kalan yirmi yılında iki partili düzene geçildi; Trikupis ile baş rakibi Diliyiannis dönüşümlü olarak hükümet kurdular.

Temel olarak Trikupis siyasal yaşamda batılılaşmayı; Diliyiannis de gelenekselliği temsil etmekteydi. Trikupis devletin yayılmacı serü­venlere atılmadan önce siyasal ve ekonomik açıdan güçlendirilmesi gerektiğine inanıyordu. Böylece uluslararası platformda ülkenin gü­venirliğini kanıtlamayı, sanayii teşvik etmeyi, demiryollarının ve Korint kanalının yapılmasıyla ulaşım ağlarını iyileştirmeyi ve donanmay­la orduyu yenileştirmeyi hedefliyordu. Ne var ki böylesi bir programı gerçekleştirmek için para, para için de vergi oranlarını yükseltmek ge­rekti. Bu, Trikupis’in desteklediği her şeyin karşısında olduğu gerçe­ğini gizlemeyen, demagog fakat halkın gözdesi olan Diliyiannis’in işini kolaylaştırdı. Diliyiannis’in göz boyayıcı halkçı söylemiyle sıkı sıkıya sarıldığı Büyük Yunanistan’ düşü hiç kuşkusuz sokaktaki adamın coşkularını ve önyargılarını Trikupis’in sert yenilik programlarından daha iyi dile getirmekteydi. Ancak iktidara geldiğinde Diliyiannis’in maceracı politikası ekonomiyi, tıpkı 1885*teki Bulgar krizi esnasında Büyük Devletlerin müdahalesine sebep olan ani seferberlik kararın­da olduğu gibi, büyük sıkıntıya sokacaktı. Dahası kavgacı tutumu, 1897’de patlak veren Türkiye ile otuz gün süreli korkunç savaşın Yunanistan’ın yenilgisiyle sonuçlanmasının nedeniydi.



Yunan halkı için II. Dünya Savaşı sonrası yıllar önceki bir tecrübenin  tekrarı gibiydi. 1918 yılında Avrupa'nın birçok bölgesi için savaş sona erdiğinde Yunan ordusu neredeyse 1922 yılına kadar savaşmıştı. Yine 1945 yılı Mayıs ayında Avrupa kıtası barış imzaladığında, Yunanlılar 1949 yılına kadar sürecek olan acı bir iç savaş tecrübesi yaşadı. 1920'li yıllarda Anadolu felaketinin ve nüfus mübadelesinin bir sonucu olarak yaklaşık 1.3 milyon Yunanlı kendilerine yeni evler buldu. 1946 yılından sonra iç savaş nedeniyle 700 bin civarında bir mülteci grubu oluştu. Bunlar ya köylerine geri gönderildi ya da kendilerine yeni işler verildi. Kendi çiftliklerine ya da işlerine geri dönebilenler diğerlerine nazaran daha normal bir şekilde hayatlarını sürdürme şansına sahip oldu. Büyük bir kısmı sefalet içerisindeki yoksul evlerine bile dönememişti: Birazı göç etmiş, birazı da şehirlere taşınmıştı.
..
İç savaşın sonucu tabii ki geleceği belirleyebilecek nitelikteydi; Yunanistan Batı Avrupa siyasal ve ekonomik sistemini sürdürecekti. Bununla birlikte ülke şimdilerde yeni ve oldukça tartışmalı bir etkinin -Amerika Birleşik Devletleri etkisinin- altındaydı.

Amerikan müdahalesinin en açık göstergesi, sağlanan büyük miktardaki paraydı. Bu para olmadan Yunanistan'ın toparlanması mümkün değildi. 1947 ve 1966 yılları arasında 1.895 milyon dolarlık ekonomik yardım ve 1.854 milyon dolarlık da askeri yardım ile toplam 3.749 milyon dolarlık yardım, yaklaşık 8 milyonluk bu ulusa verildi. 1966-1967 yıllarında ise, 65 milyon dolar gibi daha sonra da benzer miktarlarda devam eden askeri yardımlar yapıldı.

...
Beklenildiği gibi savaşlar sona erdikten sonra isyan liderlerinin ve destekleyicilerinin cezalandırılmaları için gereken önlemler alındı. 1946 yılı Haziran ayı ile 1949 yılı Ekim ayı arasında 3150 idam hükmü vardı; bunlardan infaz edilenlerin sayısı ise 1223 idi. Binlerce insan ise hapse mahkum edildi.2 Siyasi suçlulara verilen bu cezalar ve devam eden hapisler gelecek yılların en önemli politik olayları arasında yer aldı. İç savaşın sona ermesinden sonra, Yunan politikası normale döndü. Ancak bu sefer de güçlü bireyler etrafında kümelenen önemli sayıda hizipler iktidara gelmek için birbiriyle mücadele etmeye başladı.
..
Amerika'nın istikrarlı bir hükümet isteği sonuçlanmamıştı; merkez partiler bir arada bulunarak akıcı bir şekilde işleyen bir idare kurmakta başarı gösterememişti. Kore Savaşı'nın patlak vermesinden sonra, Amerikan politikasında bir değişiklik oldu. Yunan askerlerinin de yer aldığı bu savaş sonrasında Amerika liberal koalisyonları desteklemek yerine daha tutucu hükümetleri destekledi.
...
 Tutucu bir liderliğin kontrolünde olması ve Papagos'un başbakanlığı sayesinde, Yunanistan 1952-1963 yılları arasındaki on bir yıl boyunca tam anlamıyla istikrara kavuştu. Bu dönemde temel ilgi, hizipsel tartışmalardan iç problemlerin çözümüne kaydı.

...
1955 yılı Ekim ayında Papagos öldü. Papagos'un yerine bir başbakan atama gerekliliği içerisinde Kral Pavlos beklenmedik bir karar vererek Konstantinos Karamanlis'i aday olarak gösterdi. Karamanlis bu tarihten sonra Yunan siyasetinde büyük bir role sahip oldu.
..

Karamanlis kendi partisini oluşturdu. Ulusal Radikal Birlik ya da ERE ismindeki parti Karamanlis tarafından belirlendi. Bu tarihten 1963 yılına kadar ve ardından 1974 yılından sonra Karamanlis siyasi arenada son derece önemli bir figür oldu. Seçim sisteminde yeni düzenlemeler yaparak 1956, 1958 ve 1961 yıllarındaki seçimleri kazandı. 1963 yılında küçük bir farkla kaybetmiş olduğu seçimlerin ardından 1974 yılında tekrar iktidara geldi. Böylece kendisinden önceki başbakanların hepsinden daha uzun süre görevde kalmış oldu.
..
1950'li yılların ortalarında Kıbrıs'ta meydana gelen olaylar bu bölgeyi Yunanlılar için ulusal bir arzu merkezi haline getirdi. Ayrıca burası savaşın hüsranının ve savaş sonrası karışıklığın çıkış yeri idi. Göreve gelen her Yunan bakanı dış politika ile ilgili yönelim ne olursa olsun, bu büyük mesele ile ilgilenmek zorundaydı.
..
Adanın bölünmesi ve enosis ihtimaller arasından çıktığında geriye sadece bir çözüm kalmıştı; bağımsızlık. İngiltere adadaki hakimiyetinden vazgeçmeye razı oldu; ancak bunun için bazı şartları vardı. 1959 yılı Şubat ayında Karamanlis Türkiye Başbakanı Adnan Menderes ile Zürih'te görüştü. Burada bir antlaşmaya varılmak istendi. Kendi hükümetleri tarafından desteklenen teklifleri ve İngiltere'ninkiler onay için sunuldu; ancak tekliflerde Makarios'un ya da Türk Kıbrıs'ının lideri Dr. Fazıl Küçük'ün tashih yapma seçeneği yoktu. Yapılan görüşmelerden adanın ne Türkiye'ye ne de Yunanistan'a bağlı olmayan bağımsız bir cumhuriyet olması kararı çıktı.
...
1960 yılı itibarıyla, hükümet uzun zamandır iktidarda olan bir rejimin biriktirebileceği birçok sorun ile yüzleşti. Ekonomik politikalar ve Kıbrıs meselesi çok büyük anlaşmazlıklara neden olmuştu. Bunun yanında, önemli sayıdaki muhalefet partisi sonunda farklılıklarının üstesinden gelerek tek amaç uğruna bir araya gelmeyi başarabildi. Bütün bu partilerin ortak amacı Karamanlis'i yerinden etmekti. 1960'lı yıllar, 1950'li yılların tersine siyasal değişim yıllarıydı.
..
1963 yılı Kasım ayında yapılan seçimlerin yasalara uygun gerçekleşmesi için büyük bir çaba harcandı. Merkez Birliği 138 sandalye kazandı; en yakın ikinci olan ERE ise 132 sandalyeye sahip oldu. EDA 28 ve Markezinis'in Terakki Partisi 2 sandalye ele geçirdi. Papandreou bir hükümet kurdu; ancak sol kanattan destek alma konusunda gönülsüzdü. Böylece yeni seçimlerin yapılması için istifa etti. 1964 yılı Şubat ayında yapılan oylamada Merkez Birliği apaçık bir galibiyet kazandı. Oyların yüzde 53 'ünü alırken 171 tane temsilci çıkardı. ERE ve Markezinis birlikte 107 sandalye ve EDA ise 22 sandalye kazandı. Merkez Birliği'nin galibiyet elde etmesinde EDA'nın yarı yarıya aday göstermemesinin payı vardır. Bu 55 eyalettin 24'ünde ERE'ye muhalif oyların bölünmemesi anlamına geliyordu.

...


....
Askeri yönetimin bazı üyeleri, ‘Hıristiyan-Helen’ uygarlığının geleneksel değerlerini, savaş sonrası dönemde hızla gelişen sosyal ve ekonomik değişim sürecinin yarattığı Batılı ve seküler etkilenmelerden koruma görevini önemsiyorlardı kuşkusuz. Cuntanın yaptığı ideolojik propaganda, açıkça kabul edilmese bile Metaksas yönetiminin zorba ve vesayetçi yapısının izlerini taşımaktaydı.
..
Aralık 1967’de kralın ön ayak olduğu amatör bir karşı darbe girişiminin başarısızlığa uğramasının ardından iktidardaki Albay üçlüsü siviller arasındaki kukla adamları aracılığıyla yönetimi ele geçirmeye yönelik tüm oyunlardan sıyrılmayı başardı. Sürgüne kaçan kralın yerine geçmek üzere bir naipler kurulu oluşturuldu. Başbakan olan Albay Papadopulos artık rejimin en güçlü şahsiyeti haline gelmişti.

Kurnaz bir politikacı oluşu giderek daha da çok güçlenmesini sağladı; başbakanlığına ek olarak dışişleri, savunma, eğitim ve hükümet politikası bakanlıklarının sorumluluklarını da üstüne alarak en sonunda bu görevlerin tümünü naipler kuruluna bağladı. 1968’de askeriyenin iktidardaki gücünü yasallaştırmak, orduyu ülke yönetiminde sürekli söz sahibi kılmak amacıyla oldukça otoriter bir anayasa oluşturuldu ve bu anayasa hileli bir halk oylamasının ardından yürürlüğe kondu.
...
Cunta kendi hesabına, hamisi ABD'yi kızdırmamak ve özellikle de iktidarı ele geçirmesinin hemen ardından, 1967 sonbaharında Kıbrıs konusunda Türkiye ile yapılan ve iyi sonlanmayan mücadeleden sonra NATO ile ilgili yükümlülükleri harfiyen yerine getirmek için özen gösteriyordu. Askeri yönetim ile Cumhurbaşkanı Makaryos arasında ilişkilerin bozulmasının başlangıcı olan bu kriz Temmuz 1974’te Türkiye'nin Kıbrıs çıkarmasında içinden çıkılmaz boyuta varacaktı.
...
Mayısta deniz subaylarının sonuçsuz kalan başkaldırısı subaylar arasında sık sık yinelenen tasfiyelere karşın silahlı güçler içinde düzen karşıtı küçük grupların varlığına işaret ediyordu. Papadopulos hiç zaman kaybetmeksizin, Roma'da sürgünde yaşayan Kral Konstantinos’un donanmadaki başkaldırıda parmağı olduğu suçlamasıyla onun tahttan indirildiğini ve “başkanlık sistemine dayalı parlamenter cumhuriyetin’ kurulduğunu ilan etti. Bunun ardından tek başına aday olduğu gülünç referandumda, Papadopulos sekiz yıllık dönem için cumhurbaşkanı seçildi.
..
Makaryos, Temmuz 1974 başlarında Yunanistan’dan gelen hemen bütün subayların Kıbrıs Ulusal Muhafızlarından ayrılması talebiyle Kıbns devletini yıkmaya çalıştığı için cuntayı ağır sözlerle kınayınca, Tuğgeneral Yuannides’in hiç düşünmeden verdiği karşılık cumhurbaşkanına karşı darbe girişimi başlatarak onu adadan kaçmak zorunda bırakmak oldu.
...
Askeri önderler ve eski siyasi kuruluşların üst düzey yetkilileri bir toplantı düzenleyerek diktatörlüğün dağıtılmasına ve demokratik hükümetin geri dönüşüne nezaret etmesi için Konstantinos Karamanlis’i göreve çağırdılar. Karamanlis sürgünde bulunduğu Fransa’dan on bir yıl sonra ilk kez Yunanistan’a adeta oyuna sokulan bir tanrı gibi döndü ve coşkulu kutlamalar arasında 24 Temmuz 1974 günü sabaha karşı dörtte başbakanlık andını içti.

Demokrasiye dönüş
Seçimler Kasım 1974 ortasında, dikta yönetiminin düşüşünden tam dört ay sonra yapıldı. Aşın sağcılardan tutun da komünistlere kadar siyasal yelpazenin tamamındaki partiler savaş sonrası dönemde ilk kez yanşıyorlardı. Karamanlis’in (özünde darbe öncesi Ulusal Radikal Birlik Partisi’nin yeniden yapılanmış hali olan) Yeni Demokrasi Partisi'nin oyları silip süpüreceğinden kimsenin kuşkusu yoktu, öyle de oldu, hatta beklenmedik biçimde oyların yüzde 54'ünü aldı. 300 sandalyeli mecliste bunun anlamı 219la yeterli çoğunluğu ele geçirmekti. 
...
Karamanlis, altı yıllık başbakanlık dönemi boyunca ilgisi dış politika konularında yoğunlaşacaktı. Onun öncelik verdiği başlıca konu Yunanistan’ın Avrupa Topluluğu’na kabul edilme sürecini hızlandırmaktı. 1961’deki üyelik anlaşması tam üyeliğin 1984 yılında yürürlüğe girmesi olasılığını doğurmuştu. Fakat topluluğa üyeliğin Yunanistan’ın geleneksel destekçisi ABD ile bozulan ilişkilerin yerini doldurabileceğini, yeni kurulan demokratik kurumlan güvence altına alacağını, ayrıca Türkiye’nin tehditlerine karşı koruyucu olacağını düşünen Karamanlis bu süreci çabuklaştırmaya kararlıydı.
..
Mayıs 1979’da topluluğa tam üyeliğin 1 Ocak 1981 tarihinde yürürlüğe girmesini öngören anlaşmanın Atina’daki Zappeion binasında imzalanmasıyla Karamanlis inatçılığının semeresini almış oluyordu, 
..

Başlıca hedefi olan AT"ye üyelik konusunu kesinleştiren Karamanlis pek çoklarının beklediği gibi Konstantinos Çatsos'un beş yıllık döneminin sona ermesinin ardından Mayıs 1980’de meclisten anayasanın belirlediği asgari sayısal desteğin (180 oy) yalnızca üç fazlasını alarak cumhurbaşkanlığı görevine yükseldi.
...
Ekim 1981’de seçimler yapıldığında, PASOK yanlısı bir başka gazetenin deyimiyle, ‘Kutsal Gün’ gelip çattığında, PASOK oylarını bir kez daha ikiye katlayarak (1974’te yüzde 14 iken) 1977’de yüzde 25 olan oy oranını yüzde 48’e çıkardığı şaşırtıcı bir başarı elde etmişti; bu da meclisteki 300 sandalyeden 172’sine sahip olması demekti. Buna karşılık Yeni Demokrasi’nin oylan yüzde 42’den 36ya gerilemiş, komünistlerin yüzde 11 oranı hemen hemen aynı kalmıştı.
..
İktidarın sağdan merkez sola pürüzsüz geçişi siyasal sistemin giderek olgunlaştığının ve darbe sonrasında sağ kesimin kendisini çoğulcu demokrasiye adadığının göstergesiydi ya da öyle görünüyordu. Denilebilir ki siyasal sistem, 1960'ların ortalarında tayin edilen ve 1967 askeri darbesiyle kösteklenen yola 1981’de geri döndü.
...
PASOK’un yaşama geçirdiği değişikliklerin somut olmak yerine yüzeysel düzeyde kalması dış politika için de geçerliydi. Geleneksel dış politikada hiçbir değişiklik yapılmadı. PASOK’un muhalefetteyken dilinden düşürmediği NATO ittifakından ve AT’den çekilme, Amerikan üslerinin kapatılması söylemleri yapılanlarla çelişiyordu.
...
1981 yılında seçimlere giderken dış politikadaki birçok soruna yaklaşımını ılımlılaştıran PASOKün, Türkiye konusunda uzlaşmaz tutumunu sürdürmesi dikkate değerdi. Bu daha önceden. Papandreu’nun 1976’da Türk araştırma gemisi Sismik. Tin batırılması çağrısında bulunmasıyla kendini göstermişti. 1982 yılında adaya ilk kez ayak basan işbaşındaki Yunan başbakanı sıfatıyla Kıbns’a giderek Türkiye ile karşı karşıya gelmeye öncelik verdiğini belli etmiş oldu. Kasım 1983’te Kıbrıs Türk toplumu tek yanlı olarak bağımsız Kıbrıs Türk Federe Cumhuriyetini ilan edince, Türk ile Yunan devletleri arasındaki olumsuz ilişkiler iyice altüst oldu. Yeni kurulan bu devleti resmen tanıyan tek ülke Türkiye’ydi.
...
Aralık 1986’da Meriç (Evros) ırmağındaki Yunan ve Türk sınır muhafizlan arasında çıkan çatışma ikisi Türk, biri Yunan üç erin ölümüyle sonuçlandı. Üç ay sonra Mart 1987’de iki ülke arasındaki ilişkiler 1976 Sismik I sorunundan bu yana ilk kez yeniden en gergin dönemine girecekti. Kısa bir süre de olsa savaş çanları çaldı. 1976 yılında olduğu gibi 1987'de de ansızın alevlenen öfke Türklerin Ege’deki tartışmalı sularda petrol arama çabalarından kaynaklanıyordu.
..
Haziran 1985’te aldığı yüzde 46 oy oranıyla PASOK 1981 yılında elde ettiğinden yalnızca küçük bir oran (yüzde 2) yitirmiş oluyordu; iktidarda olmanın verdiği kaçınılmaz yıpranma göz önünde bulundurulduğunda azımsanacak bir başarı değildi. Yeni Demokrasi oylarını yüzde 5 oranında artırarak yüzde 41 ’e ulaşabildi. Ekonominin sağlıksız olması kampanyada pek göz önüne alınmamıştı; fakat seçimlerin ardından PASOK kemer sıkma politikasını devreye sokmak zorunda kaldı.
...

Bir yıl içinde üçüncüsü yapılan seçimler, yine aynı seçim yasasına göre Nisan 1990’da gerçekleştirildi. Yeni Demokrasi az bir artışla yüzde 47,6 çıkan oy oranıyla 150 sandalye kazandı; meclisteki toplam sandalye sayısının tam yarısıydı bu. PASOK’un payı biraz düştüyse de yüzde 39luk oy oranı (123 sandalye) hiç fena sayılmazdı. Sekiz yılı aşkın bir süredir PASOK’un iltimas yollarını ustaca kullanması, kendisine seçmenlerin yüzde 40’ını oluşturan önemli ve sadık yandaş güruhu kazandırdı. Sol Ittifak’ın oylan bir miktar azalarak yüzde 10’a gerilemişti
...

1995’te Karamanlis’in cumhurbaşkanlığının sona ermesi (1998’de doksan bir yaşında öldü) ve 1996’da Papandreu’nun istifasıyla birlikte Yunanların geleneksel olarak ihtiyar iktidar sınıfından pek hoşlanmadıklarından eskiden beri dinozorlar’ çağı diye adlandırdıkları dönemin sonuna gelinmişti. Tıpkı on dokuzuncu yüzyılın üçüncü çeyreğinde siyasete damgasını vuran çetin ceviz Harilaos Trikupis ile Theodoros Diliyiannis 'n yapağı gibi Karamanlis ve Papandreu kendi aralarında yirminci yüzyılın ikinci yarısında siyaset üzerinde egemenliklerini kurmuşlardı.

Yunanistan Kısa Tarihi, Richard Clogg, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 2015

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder