5 Ocak 2026 Pazartesi

Okuma Atlası 10.Yıl

Okuma Atlası Felsefe’nin ilk yayın tarihi 8 Aralık, Okuma Atlası  Sanat 12 Aralık 2015, Okuma Atlası 16 Ocak 2016. Neredeyse on yıllık bir zaman dilimi içinde, okuma ve düşünce yolculuğumu burada paylaşıyorum. Başlangıç niyetimi giriş metinlerinde belirtmiştim.

🔎Okuma Atlası 

🔎Okuma Atlası Sanat

🔎Okuma Atlası Felsefe

Bu coğrafyada yaşayan bir bireyin etrafında olup bitenleri anlamak ve anlamlandırmak çabasını kamuya açmasının altında yatan motivasyonu yansıtmak kolay değil. Bir varoluş iç güdüsü olarak da okunabilecek bu eylem, oldukça emek gerektiren bir arka planı da barındırıyor.

Daha önce de değindiğim gibi, anlamanın bir ağda ve çok disiplinli düşünmeler(okumalar) ile daha gerçekçi yorumlarla mümkün olabileceğine olan inancım, yolculuğumdaki rehberim oldu. Atlas sınırlarını belirlerken doğal olarak, Anadolu coğrafyasında yaşayan birinin ilgi alanı belirleyiciydi. Bu anlayışla sınırlandırılmış bir mekânda, başlangıçları temel alan bir zaman sürecinde tarih, felsefe, sanat konularının birbirleriyle etkileşimli olarak haritasını ortaya çıkarmak, anlama çabasının deyim yerindeyse yan ürünü oldu. Zamanım, birikimim, yeterliliğim olsaydı, Bilim/Teknoloji, Sosyoloji, Psikoloji, Antropoloji, Arkeoloji, Sinema atlaslarını da yapmak isterdim. Biliyorum, bu bir insan ömrü ve belleği için gerçekleştirilmesi imkânsız, ulaşılamayacak bir ideal. Bilginin bu kadar parçalandığı ve hızlandığı bir çağda, her şeyi birbiriyle bağlayan o kusursuz bütüne ulaşmak belki de sadece bir ütopya. Bilginin sınırsız dağıtıldığı bir çağda, böylesine oylumlu bir sentez, ancak bir ideal olarak kalabilir. Ama zaten asıl mesele o mükemmel bütüne varmak değil, o bütünün peşinde koşarken açılan yeni yolları keşfetmekmiş.

Aslında disiplinli olarak 1990’ların sonunda başladığım çalışmaların ilk çıktılarını 2001 yılından itibaren almaya başladım. Wikipedia’nın 2003’de Türkçe yayın hayatına girdiğini düşünürsek, o dönemde hem bugünkü kadar basılı kaynak yoktu, hem de internet çok sınırlı içeriğe sahipti. Demek ki 25 yıllık bir zaman diliminden söz ediyoruz. Bu çalışmanın bazı izlerini de burada paylaşacağım.

Çok da periyodik olmayan bir takvim içinde yayınları ve bunlara bağlı sayfaları blogger ortamında oluşturmaya başladım. Doğrusu, izlenme kaygım ön planda değildi. Ekran okuması zor olan uzun metinler ve bunlara eşlik eden tablolar gibi bir yapı oluştu. Tarihsel olan sayfalarda harita konusunu önemsedim.

Sosyal medyanın gelişmesi, yaşam ritminin hızlanması ve buna bağlı çabuk tüketim, dikkat azlığı v.s. bilinen nedenlerle, sayfalar gereken ilgiyi görmedi. Yine zaman içinde beklentim olan, interaktif bir ortam da oluşmadı. Bunda kendi özgün düşüncelerimi paylaşmaktan çekinmemin de etkisi olduğunu düşünüyorum. Bir meraklı olarak, sınırlarımın farkında olmaya hep dikkat ettim.

Özellikle Youtube’da tarih, felsefe, sanat konularında ilgi çekici videolar oluştu. Ben başladığımda akademinin az olan ilgisi zamanla arttı. Şimdi çok değerli akademisyen yorumcular, nitelikli içerik üretiyor. Ancak yine de, durup düşünmeye ihtiyacımız var. Okumak, iç düşüncemiz ile diyalektik bir iletişimi de sağlıyor. Birilerinin ne söylediği değil, kendimizin o konuda ne düşündüğü öne çıkıyor. Bu bağlamda farklı metinleri bir arada okumak, kendi özgün yorumlarımız için daha güvenilir bir ortam oluşturuyor.

Gerçeklik arayışımızın tekinsiz ortamında yeni bir olgu ile karşı karşıyayız. Yapay Zeka dediğimiz algoritmik üretim, baş döndürücü gelişim hızıyla hayatımıza girdi. Bin bir zahmetle ulaşmaya çalıştığımız bilgiler, “büyük veri”den seçilerek önümüze geliyor. Ben yolculuğa devam ediyorum. Dijital dünyanın bu gürültülü çağında "durup düşünenlere" bilgiyi bir "istatistik" olmaktan çıkarıp, onu bir "anlam haritasına" dönüştürme çabasını sürdüreceğim

Buradaki eylemin, aynı zamanda bir yaşama modeli olarak yansımasını, bağımsız düşüncenin, algı çağında kendi “düşünce özgürlük adasını” oluşturmasına örneklik etmesini umut ediyorum. B.Berksan



18 Aralık 2025 Perşembe

Burası Ortadoğu

Burası Ortadoğu

Kutsal toprakların coğrafyası
Burada bir zamanlar dünyanın en büyük şehirleri vardı.
O zamanlar "orta" burasıydı.
Uygarlık meşalesi burada da taşındı.
Şairler, sanatçılar,çevirmenler paylaşılamazdı. Kitaplar altın ile tartılırdı.
Antik dünyanın düşüncesi yeniden keşfediliyor, başka dillere çevriliyordu.

Sonra...

Kuzenlerin can düşmanı olduğu kadim yerler.
Cennetin ve cehennemin yeryüzünde yaşandığı topraklar.
Burada ölüm kutsanır.
Burada çocuklar büyümeye fırsat bulamaz, ya da birden büyür.
Burada yönetenler dünya nimetlerini sonuna kadar tüketirken, kullarını gelecek dünya için hazırlarlar.
Burada aile devletleri ve monarşik cumhuriyetler vardır.

Burada insanları sınırlar değil, zihin coğrafyaları birleştirir.
Demokrasi bir vaha gibidir. O da seraptır.
Burada bin yıllık kan davaları yaşanır.
Birilerinin şehidi, öbürlerinin kafiridir.
Birilerinin kahramanı, öbürleri için teröristir.
Zaman nehrinin bazı kolları donmuştur.
Onur çok önemlidir, verilen söz namustur, ama pusu kurmak da gelenektir.
Burada cömertlik ve misafirperverlik memlerle taşınır.
Buranın zihin topoğrafyası derin vadilerle bölünmüştür.
Burada yarın yoktur.
Burada yaşam erkekler için kurgulanmıştır, kadınların sesi ağıtlarda yükselir.
Burada iyiler ve kötüler diğer yerlerdekiler kadar iyi ve kötüdür.
Burada insanlar yaşar, aşık olurlar, şarkı söylerler, dans ederler.
Buralarda söz yazının önündedir, şiir nesirden önce gelir.
Burası, yanlış yaşamın, doğru yaşanmadığı topraklar.
Burada bazı yerlerde söz bitmiştir, susmak gerekir, ya da...

Ortadoğu, yalnızca modern çatışmaların sahnesi değil; kadim güçlerin, peygamberlerin, imparatorlukların ve mezheplerin iz bıraktığı bir tarihsel bellektir. Bu bölge, İslamiyet öncesi dönemde dahi Babil’den Mısır’a, Pers’ten Roma’ya kadar birçok uygarlığın gözünü diktiği bir geçitler coğrafyasıydı.

Neolitik çağda ilk yerleşimler, ilk yazı ve daha bir çok şeyin de mekanı bu topraklardı. Kadim nehir uygarlıklarından ikisi (Nil ve Mezopotamya)  bölgede tarih sahnesine çıkmıştır.

Coğrafi olarak üç kıtanın kavşağında yer alan Ortadoğu, ticaret yolları, su geçitleri ve verimli vadileriyle tarih boyunca stratejik bir kaldıraç oldu. Bu jeopolitik önem, yalnızca ekonomik değil; kültürel ve dini nüfuz açısından da belirleyiciydi. Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam gibi semavi dinlerin doğduğu bu topraklar, aynı zamanda çoktanrılı inançların, yerel kültlerin ve mezhepsel ayrışmaların da merkezi olmuştur.

Ortadoğu'nun diğer önemli özelliği, etnik çeşitliliğidir. Bölgenin yerleşik halklarına daha sonra yenileri katılmıştır. Antikçağ'da emperyal çıkarlar doğrultusunda bölgeye gelenleri, doğudan akan göçebe toplulular takip etmiştir. Bölgede göçler sonrası Araplar, Türkler, İranlılar ana grupları oluştururken, başta Kürtler, Ermeniler, Rumlar'ın yanısıra , Çerkes'lerin de aralarında olduğu daha bir çok etnik unsuru sayabiliriz. Bozkır göçebeleri, çöl göçebeleri, dağ göçebeleri bu coğrafyada birbirleriyle karşılaşmış ve karışmışlardır. Göçebelik-yerleşiklik etkileşimi ve gerilimi bölgenin tarihine yansımıştır. 

Ortadoğu aşuresinin kazanını kaynatan ana enerji kaynağı nedir? Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren petrol diyebiliriz. (Bu benzetmeye yapılacak eleştiri,  olan biteni anlamak için bu çokluğun aşure lezzetini taşımadığı olabilir.)  Ortadoğuyu tanımlarken,  başka bir benzetmeyle, jeolojik terimler ile ifade edilirse, bu defa birbirini kesen ve sürekli deprem üreten fay hatlarından söz edebiliriz.  Belki de dünyda dumanı tüten aktif siyasi volkanların en çok bulunduğu yer bu bölgedir.  Bölgenin kontrolu için büyük güçlerin rekabeti, birçok yerel sorunla iç içe girmiştir. 19.yüzyılda İngiltere’nin Hindistan yolunun güvenliğini sağlama çabası en belirleyici etkenlerden biridir. Etnik ve dini çeşitlilik oyun kurucular için bölgeyi bir satranç tahtası haline getirmiştir.

Balkan savaşları sonrası (1912-1913) Osmanlı devleti bir “Ortadoğu İmparatorluğu” konumundaydı. Modern Ortadoğu bu imparatorluğun çözülüşü ile ortaya çıktı. Aşağıdaki sayfalarda Osmanlı özel olarak yer almıyor. Türkiye başlığı altında ayrı bir kategorideki sayfalarda bu süreç de izlenebilir.  

Mevcut "nizam"ın yıkılışı, yeniden yapılanmanın batı değerleri çerçevesinde, ki bunun altyapısı zaten vardı, gerçekleşti. Bu süreç modernite-muhafazakarlık karşıtlığı ile karakterize edilebilir. Bu karşıtlık, günümüzde de sıcak bir konu olmaya devam ediyor.

İkinci Dünya harbi sonrası, İsrail gerçeği Ortadoğu’da belirleyici bir etken olmuştur. ABD ve Batı ülkelerinin tercihi hep İsrail’in öncelikleri doğrultusunda biçimlenmiştir.  Ancak öz çıkarlar söz konusu olduğunda bazı sapmalar da yaşanmıştır.

Kültürel Ortadoğu dendiği zaman, Pakistan'dan Fas'a, güneyde Sudan'a kadar geniş bir coğrafyadan söz ediliyor. Bu bölgenin seçilmesi, hemen görüleceği gibi İslamiyet ile ilgili. Küresel aktörler İslamiyet paydası üzerinden bölgeyi tasarlamanın tarihsel ve sosyolojik gerçeklere uygun olacağı düşüncesi ile hareket ediyorlar. Bölgenin dinamikleri çok daha farklı öğeler içeriyor. 

Genel manzara, savaş ve çatışmalar ile karakterize edilse de, söz konusu "insanlar" olduğuna göre, çok canlı kültürel bir yaşamı da gözardı etmemeliyiz. Burada insanlar, sinema yapıyor, dans ediyor, şarkı ve türkü söylüyor. Edebiyatın her çeşidini üretiyorlar. Bir giriş olarak, bu alana da yer verdik.

Ortadoğu üzerine gün yüzü görmemiş düşünce, yorum, analiz yoktur diyebiliriz. Biz burada kişisel anlama çabamızı paylaşıyoruz.  Ortak hafızanın ne kadar zayıf olduğunu biliyoruz. Dünün savaşları bir süre sonra unutulmaya yüz tutuyor. Olguların nasıl bir ağda gerçekleştiğini görebilmek ise günümüz bilgi çokluğu ve kirliliğinde olanaksız hale geliyor.

Yaptığımız seçimler ile olguların toplamı olan bir resim oluşturmaya çalışacağız. Nedenler, süreçler ve sonuçların görünmeyen gerçeğini keşfetmek, okuyucunun araştırma sabrına kalacaktır. Bu arkeolojik ve soykütüksel okuma, elde edilen bulguların nesnel gerçekliği yine de temsil etmeyeceği dikkate alınarak yapılmalıdır. Anlama çabası, anlamlandıranların yol göstericiliğiyle olanaklı hale geldiğine göre, "hakikat" ele  geçirilemeyecek bir uzaklıkta kalmaya devam edecek gibi görünüyor.

Tüm Okuma Atlası derlemelerinde olduğu gibi, kullandığımız alıntılara katılıyoruz anlamı çıkarılmamalıdır. Farklı ve birbiriyle çelişen düşünceler bir araya getirilerek ( Doğal olarak okumalar ile sınırlı olarak) çoklu düşünümlere ortam sağlamayı umuyoruz. 

Okuma Atlası genel olarak "yavaş düşünenleri" hedefliyor, sosyal medyada popüler olan komplo teorilerinden, tek yanlı ve yönlendirici arka plan akıllarından, klişelerden uzak durmaya gayret ediyor. Eleştiren, neden sonuç ilişkileri içinde çok yönlü bakan, bağımsız bireyler için içerik üretmeyi amaçlıyor.

Sayfalarda yer alan özet tabloların ve metinlerin bir bölümü, GPT5, Grok, Gemini ve Co Pilot YZ araçları ile yapılan sorulu yanıtlı konuşmalar ile oluşturulmuştur. 

B.Berksan

Not: 1.Yayın, Mağrip ülkelerini kapsamamaktadır.

Not: 2. Bu kadar geniş bir konuda, derlenen bilgilerde çıkabilecek maddi hataları düzeltmeye hazırım.


Ortadoğu: Bir kavramın çıkmazları

"[...] Ortadoğu, hem ünlü Amerikalı jeopolitik uzmanı Alfred T. Mahan'ın onu Akdeniz havzasının doğu sınırı olarak yorumlayışının hem de sömürgecilik döneminde İngiliz idaresinin karşılaştığı teknik bir sorunun ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Britanya Hindistan yönetimi önceki dönemdeki çatlaklar sayesinde tüm Hint okyanusu üzerinde yetkiye sahip olmuştu; yani Majesteleri'nin Acemistan'daki elçileri gibi Basra Körfezi'ndeki Britanya himayesi de idari açıdan Indian Office'e, Bombay'daki İngiliz hükümet bürosuna bağlıydı. Yani Osmanlı İmparatorluğu’nun bir bölümü Hindistan'dan yönetilmekteyken, İmparatorluk’un geri kalanı Londra'daki Foreign Office(Dışişleri Bakanlığı)'e bağlıydı ve bu durum bürokratik sürtüşmelere neden oluyordu. Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ertesinde durum daha da karmaşıklaştı; çünkü Yakın Doğu'daki (Irak, Filistin, Mavera-i Ürdün) İngiliz mandası 1921 yılında o dönemdeki katipleri Winston Churchill tarafından Colonial Office(Sömürge Bakanlığı)'e bağlanmıştı. 

Foreign Office, Indian Office'i Colonial Office'ten ayıran bölgeyi ele geçirmek için Middle Eastern Department'ı kurdu. 'Ortadoğu' kavramı da işte bu şekilde doğdu. Öte yandan terimin antik Levanti ifade eden ve İslam topraklarının sömürgeleştirilmemiş haldeki Akdeniz kıyılarının neredeyse tümünü kapsayan Near East, yani 'Yakın Doğu'nun yerini alması, İkinci Dünya Savaşı'nın hemen sonrasında gerçekleşir. [...] Hamit Bozarslan






Yukarıda belirtilen iç ve dış çatışmaların; yüzbinlerce insanın ölümüne, daha fazlasının yaralanmasına, milyonlarca göçmene neden olduğunu unutmamalıyız. Bu çatışmalarda yer alan dış güçlerin kayıpları medyada isim isim yer alırken, yerli kayıplar ancak sayılar ile ifade bulmaktadır. Dehşeti hiçbir zaman medyanın göstergelerine bakarak algılamak olanaklı değil. B.Berksan

Kullanılan Kaynaklar

Modern Ortadoğu Tarihi, AÜAÖF, 2017

Modern Ortadoğu Tarihi, William L. Cleveland, Agora Kitaplığı, 2008

Modern Ortadoğu, Toplumsal ve Kültürel Bir Tarih, Ilan Pappe, İletişim Yayınları, 2019

A History of the Modern Middle East, William L. Cleveland, Martin Bunton, Seventh edition published 2025 by Routledge

Ortadoğu Tarihi, Anne-Laure Dupont Catherine Mayeur-Jaouen, Chantal Verdeil, Doğu Batı Yayınları, 2022

Modern Ortadoğu’nun Kuruluşu, T.G.Fraser, Andrew Mango, Robert McNamara, Remzi Kitabevi, 2011

Ortadoğu’yu Anlamak (Modern Ortadoğu) , İlan Pappé , NTV Yayınları, 2009

Ortadoğu Tarihi, Peter Mansfield, Nicolas Pelham ,Say yayınları, 2012

Ortadoğu Tarihi, Karl E. Meyer - Shareen Blair Brysac, Akılçelen Yayınları, 2008

Ortadoğu’nun Siyasal Sosyolojisi, Hamit Bozarslan, İletişim Yayınları, 2012

Ortadoğu Bir Şiddet Tarihi, Hamit Bozarslan, İletişim yayınları, 2010

Rusların Gözüyle Ortadoğu, Yevgeni Primakov, Timaş Yayınları, 2010

Arap Halkları Tarihi, Albert Hourani, İletişim Yayınları, 1997

Araplar, Tim Machintosh Smith, Yapı Kredi Yayınları, 2019

Arap Ülkelerinin Yakın Tarihi, V. B. Lutskiy, Yordam Kitap,

Arap Baharı - Postkolonyalizmin sonu Özgün Adı: The Arab Spring - The End of Postcolonialism, Hamid Debaşi,  Sümer yayıncılık 2014

Sünniler ve Şiiler, Laurence Louer, İletişim Yayınları, 2022

Yahudilerin Tarihi, Simon Schama, Alfa Yayıncılık, 2020

Gazze Tarihi, Jean Pierre Filiu, Bilge Kültür Sanat, 2016

Kısa İsrail - Filistin Tarihi /Michael Scott-Baumann, Say yayınları, 2021

Modern Filistin Tarihi, İlan Pappe, Phoenix , 2007

https://www.un.org/unispal/history2/origins-and-evolution-of-the-palestine-problem/

Kısa Mısır Tarihi, Robert T.Lingor, Say Yayınları, 2010

S. GÜNER, "Mısır ın Son Memlük Beyleri 1801 1806," CTAD: Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi , vol.11, no.22, pp.227-266, 2015

Osmanlı Arabistan’ında Kıyam ve Tenkil, Vehabbi-Suudiler, Selda Güner, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2012

Cennetten Mahşere, Ortadoğuda Birinci Dünya Savaşı, Roger Ford, 2009, YKY

Barışa Son Veren Barış,  David Fromkin,  Epsilon Yayıncılık, 2008

İngiltere Ortadoğu’ya Nasıl Girdi, Dr. Nurcan Özkaplan Yurdakul, Kronik Kitap, 2019

A Military Atlas of First World  War , Arthur Banks, 2001

Atlas Historique du Moyen Orient, Flammarion, 2020

Atlas du Moyen-Orient, Pierre  Blanc- Jean-Paul Chagnollaud, Autrement, 2016

The Routledge Atlas of The Arab – İsrael Conflict, 10th Edition Martin Gilbert, 2012

The Routledge Historical Atlas of Jarusalem, Martin Gilbert, 2009

Atlas of Islamic History, Peter Sluglett- Andrew Currie, 2014

Strategic Atlas of The Mediterranean and Middle Est, FMES, 2022

Vikipedi


🔎Fenike







🔎Mısır   (Yayın)     Mısır 21.yy.             🔎  Müslüman Kardeşler

🔎İran  (Yayın) 🔎 İran 21.yy.

🔎Suriye  🔎 Suriye 21.yy.           🔎 Irak   🔎  Irak 21.yy.           🔎IŞİD

🔎İsrail - Filistin (Yayın)


🔎Körfez Ülkeleri                   🔎 Umman             🔎Yemen  

🔎Lübnan       🔎Hizbullah       🔎 Ürdün








5 Ağustos 2025 Salı

Teknolojik Devrimler

Teknolojik gelişmeler, belli alanlardaki teknik süreçleri aşan toplumsal değişime de neden olmaktadır. Her ardışık teknolojik devrim, döneminin ihtiyaçlarına çözüm üretirken, toplumsal düzenin de değişmesine yol açmıştır. Aslında bu döngü çok yönlü işlemektedir.  Bilim insanları, sanatçılar, düşünürler, siyasetçiler bulundukları ağda etkileşim içinde ve bazen sıçrama anlarında devrimlerin oluşmasında rol almaktadırlar. 

Okuma Atlası'nda bu süreci başlıklar halinde bir araya getirmekteki amaç, felsefe ve sanat alanındaki yansımaları dahil bu değişimin etkilerini düşünmek ve anlama çabasına başlangıç oluşturmaktır.

B.Berksan

Tüm devrimlerde ortak bir tema, teknolojik değişimin hızlanan temposudur; bu da giderek daha hızlı toplumsal adaptasyonu gerektirmektedir. Endüstri 4.0, "önceki sanayi devrimlerine kıyasla çok daha hızlı teknolojik gelişmelerle" açıkça belirtilmektedir. Enformasyon Devrimi, "toplumsal dönüşüm biçimlerine olağanüstü bir hız" kazandırmıştır. Endüstri 4.0'ın tetiklediği "eşi benzeri görülmemiş değişim hızı", insanlarda hem heyecan hem de korku uyandırmaktadır. Bu eğilim, yüzyılları kapsayan değişimlerden on yıllar içinde gerçekleşen değişimlere doğru bir geçişi işaret etmekte, toplumsal kurumlar ve bireysel uyum kapasiteleri üzerinde büyük bir baskı oluşturmaktadır.

Benzersiz özelliklerine rağmen, her devrim, yeni biçimlerde de olsa, belirli temel sosyolojik sorunları tutarlı bir şekilde üretmiş veya şiddetlendirmiştir.

  • Eşitsizlik: Askeri Devrim, "asker-yurttaşlık" aracılığıyla bazı sınıf çizgilerini bulanıklaştırırken, mevcut hiyerarşileri ortadan kaldırmamıştır. Sanayi Devrimi, toplumu yeni sınıflara (burjuvazi ve proletarya) ayırmış, servet ve güçte büyük eşitsizliklere yol açmış, yaygın işçi sömürüsü ve düşük ücretler ortaya çıkarmıştır. Enformasyon Devrimi, dijital erişim ve okuryazarlığa dayalı yeni eşitsizlik biçimleri getirmiştir (bilginin baskın bir değer olduğu tartışmasında ima edilmektedir ). Endüstri 4.0 ve Yapay Zeka Devrimi'nin, beceri yanlısı teknolojik değişim ve işverenler için azalan işgücü maliyetleri nedeniyle gelir eşitsizliğini önemli ölçüde artırması beklenmektedir.

  • Güç Dinamikleri ve Kontrol: Askeri Devrim, güçlü, merkezi ulus-devletlerin yükselişine ve askeri bürokrasilerin güçlenmesine yol açmıştır. Sanayi Devrimi, sermaye sahiplerinin (burjuvazi) üretim araçları üzerindeki gücünü artırmış ve işçilerin yaşamları üzerinde büyük bir kontrol sağlamıştır. Enformasyon Devrimi, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ve küresel ağların oluşumuyla yeni kontrol biçimlerini mümkün kılmıştır. Yapay Zeka Devrimi, veri toplama, analiz etme ve manipüle etme yetenekleri aracılığıyla güç ilişkilerini yeniden şekillendirmekte, algoritmik kontrol ve gözetim yoluyla toplumsal kontrolün derinleşmesine yol açmaktadır.

İnsan-teknoloji ilişkisi de her devrimde önemli ölçüde evrimleşmiştir. Askeri Devrim'de, teknoloji (silahlar, organizasyon) devletin ve ordunun bir uzantısı haline gelmiş, "asker-yurttaş" kavramını ortaya çıkarmıştır. Sanayi Devrimi, insanı makine sistemlerine entegre etmiş, işçileri fabrika ortamında makinelerle birlikte çalışmaya zorlamıştır. Enformasyon Devrimi, teknolojik aygıtların "beni tanıyan nesnelerden, beni temsil eden nesnelere, hatta ben olan nesnelere" dönüştüğü, kişisel teknolojik aygıtların yaygınlaştığı bir döneme girmiştir. Endüstri 4.0 ve Yapay Zeka Devrimi, insan-makine etkileşimini daha da derinleştirmekte, siber-fiziksel sistemler aracılığıyla fiziksel ve dijital dünyaları birleştirmekte ve YZ'nin insan yeteneklerini artırırken aynı zamanda sosyal izolasyon ve duygusal bağlarda azalma riskleri taşıdığı bir noktaya ulaşmaktadır. Bu, teknolojinin sadece bir araç olmaktan çıkıp, insan kimliğinin ve sosyal deneyimin ayrılmaz bir parçası haline geldiği karmaşık bir ilişkiyi göstermektedir.

Bilgi, enformasyon ve eğitimin dönüşümü de tüm devrimlerde merkezi bir rol oynamıştır. Askeri Devrim, askeri bürokrasinin güçlenmesi ve bilimsel-teknik bilginin  yükselişiyle, bilginin üretim ve yayılımında önemli bir değişime yol açmıştır. Sanayi Devrimi, bilimsel yöntemin ve rasyonel düşünmenin önemini artırmış, teknolojik gelişmeleri etkilemiştir. Enformasyon Devrimi, bilginin miktarında ve erişilebilirliğinde "bilgi patlaması"na yol açmış, ancak aynı zamanda bilginin doğruluğunu doğrulama zorluklarını da beraberinde getirmiştir. Endüstri 4.0 ve Yapay Zeka Devrimi, sürekli eğitimi ve dijital okuryazarlığı hayati hale getirerek, yüksek vasıflı işgücüne olan talebi artırmıştır. Bu devrimler, bilginin ve eğitimin toplumsal ve ekonomik değerini sürekli olarak yeniden tanımlamış, öğrenme ve adaptasyonun sürekli bir süreç haline geldiği bir topluma doğru ilerlemeyi zorunlu kılmıştır.

Yapay Zeka (YZ) Devrimi, bilgisayarların daha önce yalnızca insan zekasına özgü görevleri yerine getirmesini sağlayan gelişmiş YZ, makine öğrenimi ve otonom sistemlerin hızlı gelişimiyle yönlendirilmektedir. YZ sistemleri artık teşhis koyabilir, karmaşık kararlar alabilir ve robotik bedenleri kontrol edebilir. "Düşünen makinelerin" bu potansiyel gücü, başlangıçta askeri uygulamalar için dikkat çekmiş, ancak o zamandan beri sağlık, ekonomi, ticaret, tarım ve eğitim dahil olmak üzere neredeyse her sektöre nüfuz etmiştir. Toplumun dijital dönüşümü, "dijital toplum" veya "süper akıllı toplum" (Toplum 5.0) ile doruk noktasına ulaşarak, YZ'nin yaşamın tüm yönlerine yaygın entegrasyonuyla temelden şekillenmektedir.

(Toplum 5.0 kavramı ilk olarak Japonya’nın 5. Bilim ve Teknoloji Temel Planı’nda dile getirilmiştir. Organizasyon sırasında bu kavram, siber alan (sanal dünya) ve fiziksel alanın (gerçek dünya) tümleşik hale getirilmesiyle gelecekte şekillenmesi istenilen toplum modeline işaret ettirilmiş, ulaşılması amaçlanan bu ideal toplum modeli de ‘‘süper akıllı toplum’’ ifadesiyle tanımlanmıştır. )

Yapay zeka, iş dünyasında artan otomasyon ve verimlilik sağlamaktadır; YZ destekli robotlar ve yazılımlar, rutin görevleri insanlardan daha hızlı ve doğru bir şekilde yerine getirebilmektedir. Bu durum, işgücü piyasalarında önemli değişikliklere yol açmakta, işlerin makineler tarafından yerinden edilmesiyle potansiyel olarak işsizliği artırmakta ve yaygın yeniden eğitim ihtiyacını doğurmaktadır. YZ'nin yaygınlaşması, işgücü yapısını değiştirerek ve otomasyonu artırarak ekonomik gücü ve kaynakları daha da yoğunlaştırma riski taşımakta, potansiyel olarak toplumsal eşitsizliği ve çatışmaları şiddetlendirebilmektedir.

Yapay zeka sistemleri giderek sosyal işlevleri üstlenmekte, asistan, uzman, moderatör, arkadaş ve hatta eğitimci olarak insanları desteklemektedir. YZ botları, sosyal bağlantıları uyarlayarak insan gruplarındaki işbirliğini önemli ölçüde iyileştirebilirken, otonom güvenlik sistemleri yerleşik sosyal normları etkileyebilir. YZ, problem çözmeyi hızlandıran bir sosyal katalizör olarak hizmet edebilir ve bir danışman olarak, kaynağı bilinse bile tavsiyeleri etkili olabilir. İnsanlar ve YZ sohbet robotları arasındaki ilişkiler, başlangıçtaki merakdan derin duygusal bağlara dönüşebilir, kullanıcılar daha iyi sağlık deneyimleyebilir ve sohbetleri anlamlı ve destekleyici bulabilirler. Çocukların sosyal robotlara uyumu, savunmasız sosyal gruplarda kullanımlarına ilişkin hem fırsatlar hem de endişeler doğurmaktadır.

Yapay zeka, çift taraflı bir kılıç olarak, yetenekleri artırırken insan eylemliliğini ve bağlantısını aşındırma potansiyeli taşımaktadır. YZ'nin asistan, arkadaş ve eğitimci olarak işlev görerek insan yeteneklerini artırma, verimliliği artırma ve karmaşık sorunları çözme kapasitesi sergilenmektedir. Ancak aynı zamanda, YZ'nin "insan etkileşimlerini soğutabileceği", "duygusal bağlarda azalmaya" yol açabileceği ve "sosyal izolasyonu" artırabileceği yönünde önemli endişeler dile getirilmektedir. 

Dahası, YZ'nin karar alma süreçleri üzerindeki artan etkisi ve "teknolojik özerklik" potansiyeli , insan eylemliliğinde ince ama derin bir kaymaya işaret etmektedir; kararların giderek sadece insanlar tarafından değil, algoritmalar tarafından da alındığı bir duruma doğru ilerlenmektedir. Bu durum, YZ Devrimi'nin kritik bir paradoksunu vurgulamaktadır: insan yaşamını kolaylaştırmak ve daha bağlantılı hale getirmek için tasarlanmış teknolojiler, dikkatli yönetilmezse, temel insani becerilerin (empati ve sosyal etkileşim gibi) köreldiği, kişisel ilişkilerin zayıfladığı ve karar alma gücünün yavaş yavaş insan takdirinden algoritmik belirlemeye kaydığı paradoksal bir sonuca yol açabilir. Bir "süper akıllı toplum" vizyonu , eşi benzeri görülmemiş bir verimlilik sağlayabilir, ancak otantik insan deneyimi ve bağlantısı pahasına olabilir. Yapay Zeka Devrimi, giderek otomatize edilmiş ve akıllı bir dünyada insan olmanın ne anlama geldiğine dair temel bir yeniden değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır. Teknolojik ilerlemenin insanlığın refahına gerçekten hizmet etmesini sağlamak için YZ etiğine (önyargıyı ele almak, gizliliği korumak, hesap verebilirliği sağlamak ve insan-YZ işbirliğini teşvik etmek dahil) proaktif ve insan merkezli bir yaklaşım gerekmektedir.

Diğer bir önemli husus, YZ çağında toplumsal kontrolün derinleşmesi ve gizliliğin karşılaştığı zorluklardır. YZ'nin muazzam miktarda bilgiyi toplama, analiz etme ve manipüle etme yeteneği, güç ilişkilerini yeniden şekillendirmekte ve toplumsal düzenin sürdürülmesine veya dönüştürülmesine katkıda bulunmaktadır. Foucault'nun "disiplin ve ceza" kavramlarına açıkça atıfta bulunulması , daha yaygın ve incelikli bir kontrol biçimine işaret etmektedir. Eş zamanlı olarak, gizlilik endişeleri birçok kaynakta sürekli olarak vurgulanmaktadır. YZ'nin, özellikle veri odaklı sistemler, kişiselleştirilmiş içerik algoritmaları ve gözetim teknolojileri aracılığıyla yaygın entegrasyonu, davranışsal tahmin, sosyal profilleme ve ince sosyal mühendislik için eşi benzeri görülmemiş mekanizmalar yaratmaktadır. 

Bu, geleneksel devlet veya şirket kontrol biçimlerinin ötesine geçerek, bireysel seçimleri, kolektif normları ve hatta siyasi söylemi şekillendirebilen daha yaygın, çoğu zaman görünmez bir algoritmik etki alanına ulaşmaktadır. Veri toplama ve analizinin kolaylığı, YZ sistemlerinin bir tür "teknolojik özerklik" geliştirme potansiyeliyle birleştiğinde , güç dinamikleri için yeni bir sınır yaratmakta ve bireysel özgürlük, demokratik hesap verebilirlik ve manipülasyon potansiyeli hakkında ciddi sorular ortaya çıkarmaktadır. Yapay Zeka Devrimi, bireysel gizlilik ve özerklik için önemli tehditler oluşturmakta, güçlü düzenleyici çerçevelerin acil olarak geliştirilmesini, şeffaf ve denetlenebilir YZ sistemlerinin uygulanmasını ve kamuoyunun farkındalığının ve dijital okuryazarlığının artırılmasını talep etmektedir. En büyük zorluk, YZ'nin toplumsal faydaları için muazzam faydalarını kullanırken, istemeden bir gözetim toplumu yaratmamak veya liberal demokrasilerin temel ilkelerini ve bireysel hakları baltalamamaktır.

Metin Gemini ile oluşturulmuştur.

Kaynaklar: 

I. Sanayi Devriminde Teknolojik Gelişmenin Rolü, Nuri Erkin BAŞER, Doktora Tezi

Yapay Zekâ ile Toplumsal Dönüşüm: Sosyolojik Perspektif, Arif Akbaş

Dördüncü Sanayi Devriminin Emek Piyasaları Üzerine Etkisi, Abdullah Arslan, Yüksek Lisans Tezi

Endüstri 4.0 Teknolojilerinin ve Endüstri 4.0’ın Üretim ve Tedarik Zinciri Kapsamındaki Etkileri: Teorik Bir Çerçeve, Yasemin Gedik

Sanayi Devrimi'nin İnsanlık Tarihine Etkileri, Sayem, Yaşam Boyu Eğitim Merkezi

Enformasyon Toplumu ve Toplumsal Değişim Sürecinde Sosyal Medya,  N. Filiz İrge, Akdeniz İletişim Dergisi

Toplum 5.0: İnsan Merkezli Toplum, Dr. Nilgün Demirci Celep

🔎Askeri Devrim Yeni

🔎Sanayi Devrimleri

🔎Enformasyon Teknolojisi Devrimi

🔎Endüstri 4.0

🔎Yapay Zeka  Yeni


20 Temmuz 2025 Pazar

Filistin-İsrail

Osmanlı döneminde Büyük Suriye vilayetinin parçası olan Filistin coğrafyası, Siyonist projenin hedefi olmasıyla birlikte,  dünyanın en huzursuz bölgelerinden biri haline geldi. "Kutsal şehir" Kudüs'ün de yer aldığı bu topraklar, daha önce de tarihsel olarak hep ilgi odağındaydı.

Filistin, Doğu Akdeniz'deki konumu, Süveyş Kanalını batıdan kontrol eden Sina'ya komşuluğu, İngiltere'nin manda yönetiminde petrol hatlarının Akdeniz'e ulaşma güzergahı gibi nedenlerle stratejik açıdan da önemli bir bölgeydi.

I. ve II. Dünya savaşları sonunda meydana gelen değişimler, bölgedeki bu görece sakin ve barış içinde bir arada yaşayan değişik  dinden insanları kaosa sürükledi.

Arapça konuşan büyük çoğunluğun,  binlerce yıldır yaşadığı topraklarda, yeni bir devletin kurulması girişimi olan Siyonizm, günümüze kadar gelen ve uluslararası boyut kazanan  büyük bir soruna yol açtı. 

Bu sorun, bulunduğu coğrafyayı çok aşan bir önem kazandı. Küçük büyük birçok aktör sahnede rol kapma yarışına girdiler. En büyük güçler, bu kronik soruna bir taraftan neden olurken,  diğer yandan  çözen olmak ve büyüklüklerini kanıtlamak için gayret gösterdiler. Filistin'i kurtarmak bir dönem Arap liderleri için, kendi iç kamuoylarını tatmin etmenin bir aracı oldu. Diğer bazıları da Müslüman dünyasında liderlik hevesi için bu davayı sahiplenir göründüler. Başlangıçta komşu Arap ülkeleri Filistin'i paylaşma gayretinde bulundular. Batılı güçler direnişçilerin hedefi olmamak, ya da geniş Müslüman vatandaşlarının tepkilerini yatıştırmak için politikalar üretmeye çalıştılar. 

Samimi olarak Filistin halkının yanında olan, bu konuda gayret gösteren kimdi, yanıtlanması güç bir soru olarak kaldı. 

Diğer yandan, Siyonist taraf, çok bilinçli ve planlı bir şekilde, birçok zorluğun üstesinden gelerek başarıya ulaştı. Kapalı kapılar ardında büyük güçlerle yürütülen müzakere ve pazarlıklarda orantısız olarak avantajlıydılar. Gelecekteki İsrail devletini kurmak kararlılığındaki kitle iyi eğitilmiş, Avrupa uygarlığının bilimsel ve teknolojik birikimine sahip, ideolojik olarak kararlı bireylerden oluşuyordu. Tarihleri, sürgün, yok etme, aşağılanma, yalıtılmış bölgelerde zorunlu yaşama gibi olguları içeriyordu. Onlar için mitolojik karakterli "vadedilmiş topraklar"dan başka bir yerde yaşama şansı yoktu.

İngiliz manda idaresi döneminde artan sayıda olmak üzere, kent ve kasaba sakinleri  ile kırsalın tarım ile uğraşan Filistinlileri, yaşadıkları topraklarda bir devlet kurma kararlılığındaki Siyonist göçmenler ile karşı karşıya geldiler. Başlangıçta ne olduğunu anlamakta geciktiler. Daha sonra örgütlendiler ve direnişe geçtiler. Günümüze kadar süren çatışma başlamış oldu.

Filistinliler kimler? İsrail Devleti içinde vatandaşlığa sahip ikinci sınıf insanlar mı? Yine İsrail sınırları içinde yerinden edilerek kamplarda yaşayanlar mı? İşgal altındaki Gazze ve Batı Şeria'da yaşamını sürdürenler mi? Komşu ülkelerde sayısı milyonları bulan diasporadakiler mi? Yoksa dünyanın her yanına dağılmış, ülkelerine dönme umudunu kaybetmiş göçmenler mi? Aslında hepsini bir arada tanımlayacak en iyi kavram sanırım "sürgün olmak".


Aşağıdaki sayfalarda   İsrail'in devlet oluşumunu ve Filistin konusunu, bunun bölgeye ve ötesine yansımalarını göstermeye çalıştım.  Bir aşamada Filistin ve İsrail tarihi iç içe geçtiği için, olabildiğince iki tarafın kendi eylem planları ve yapılanmalarını ayrı ayrı ele aldım. İsrail tarafında sürekli göçler ile yeni topraklara yerleşmek, eski sakinleri yerinden etmek, kurumlar oluşturmak politikaları izlenirken, Filistin tarafının daha çok savunmada kalan ve varlıklarını korumak için çaba gösteren ve bir aşamaya kadar geleceğini biraz da çaresizlikten, dost Arap ülkelerinin yardımına dayandıran bir anlayışla hareket ettiklerini ve daha sonra öz güçlerini kullanarak direnmeye ve özgürlüklerini elde etmeye çaba gösterdiğini görüyoruz.

1970'lerden itibaren Filistin direnişinin sertleşmesi, eylemlerin sınır tanımayan bir karaktere bürünmesi, daha çok tarafın konuya müdahil olması ile sonuçlanmıştır. Odağında Filistin'in olduğu ve savaşlara yol açan krizler, bölgenin kontrolü mücadelesi ve petrol fiyatları yoluyla dünya ekonomisini tehdit eder hale gelince, bir şekilde çözüm arayışları hızlanmıştır.

Filistin coğrafyasının giderek İsrail toprağı haline geldiği süreçte zaman İsrail'in lehine işlemiştir. Kurucu babaların düşüncesinde  zaten bağımsız bir Filistin Devleti hiçbir zaman olmadı. Geldiğimiz aşama son adımların atılması gibi görünüyor.

Son yıllardaki gelişmeler, Gazze ve Batı Şeria'nın sanki ayrı yönetim birimleri haline gelmesi ile sonuçlandı. Bir aşamada bu bölgelerin tarihi giderek birbirinden uzaklaşıyor. 

Bu derleme, 21.yüzyılın ilk yıllarına kadar olan zaman dilimini kapsıyor. Bilindiği gibi 7 Ekim 2023'den sonra her şey değişti.  

B.Berksan






🔎Filistin (Manda idaresi sona erene kadar)

🔎İsrail (Göçler ve devletin kurulması)

🔎İsrail

🔎Filistin (Varoluş Mücadelesi)

🔎Kudüs

Haritalarla Gazze Savaşı BBC (Yeni)

Kullanılan kaynaklar.

Modern Ortadoğu Tarihi, AÜAÖF, 2017

Modern Ortadoğu Tarihi, William L. Cleveland, Agora Kitaplığı, 2008

Modern Ortadoğu, Toplumsal ve Kültürel Bir Tarih, Ilan Pappe, İletişim Yayınları, 2019

A History of the Modern Middle East, William L. Cleveland, Martin Bunton, Seventh edition published 2025 by Routledge

Ortadoğu Tarihi, Anne-Laure Dupont Catherine Mayeur-Jaouen, Chantal Verdeil, Doğu Batı Yayınları, 2022

Kısa İsrail - Filistin Tarihi /Michael Scott-Baumann, Say yayınları, 2021

Modern Filistin Tarihi, İlan Pappe, Phoenix , 2007

Gazze Tarihi, Jean Pierre Filiu, Bilge Kültür Sanat, 2016

Kudüs, Bir Şehrin Biyografisi, Simon Sebah Montefiore, Çeviren Cem Demirkan, Pegasus Yayınları, 2016

https://www.un.org/unispal/history2/origins-and-evolution-of-the-palestine-problem/

https://www.unrwa.org/

https://www.palquest.org/

https://www.ochaopt.org/

https://visualizingpalestine.org/

Atlas Historique du Moyen Orient, Flammarion, 2020

The Routledge Atlas of The Arab – İsrael Conflict, 10th Edition Martin Gilbert, 2012

The Routledge Historical Atlas of Jarusalem, Martin Gilbert, 2009

Gemini (Bazı alt başlıkların hazırlanmasında kullanılmıştır)




28 Mayıs 2025 Çarşamba

Mısır

Firavunların coğrafyası tarihin her döneminde önemli oldu. Bu coğrafya, nehir uygarlıklarının en eskilerinden birine ev sahipliği yaptı. Antik Mısır’ın zenginliği birçok yabancı gücü kendine çekti. Ancak gelenler, burada oluşmuş geleneklere kendi kültürlerini uyarladılar. İskender’in ardılları etnik olarak farklı kökenden gelmelerine rağmen, yeni firavunlar olarak iz bıraktılar.

Firavunlar güçlerini yerel yöneticiler ile paylaştılar. Bu denge sürekli değişti. Merkezi bürokrasi ve rahipler sınıfı da bu dengede önemli rol oynadı. Tanrılar yönetim aygıtının meşruiyetini sağlayan en önemli etkenlerin başında geliyordu. Hanedanların değişmesine paralel olarak tanrıların etkisi de değişkenlik gösterdi.

Mısır uzun yıllar yabancı hanedanlar tarafından yönetildi. Nil Nehri’nin suladığı bereketli topraklar tahıl ambarı olarak istilacıların hedefindeydi. Ayrıca değerli madenler de iştah kabartıyordu. Süveyş Kanalı’nın açılması, modern dönemde Mısır’ın önemini daha da arttırdı. Ticaret rotalarının yolu kısalmış ve Hindistan’a giden yol buradan geçer olmuştu.

Kültürel kırılma dönemleri olarak, Antik Mısır’ın Helenistik ve Roma dönemini takiben Hristiyanlaşması ve daha sonra, Müslüman Arap istilası sonucu bugünkü kimliğini elde ettiğini görmekteyiz.  Türkçe konuşan değişik yönetici hanedanların da Mısır tarihinde önemli rolü olmuştur.

Antik dönemden sonra, Mısır’ın yerli yöneticiler tarafından yönetilmeye başlaması 1950’li yılların başından itibaren oldu. Bu tarihten sonra Mısır Ortadoğu Arap dünyasının lider ülkesi rolünü oynamaya başladı. İsrail’in bölgedeki varlığının güçlenmesi ve komşu olması, Mısır dış politikasının en önemli olgusu haline geldi.

Modern Mısır, bizdekine benzer doğu batı tartışmalarının da yoğun olarak yaşandığı bir tarihe sahiptir. Antropolojik kültürü ile batı esinli modernleşmeci akımların çatışmalı diyalektiği, günümüze kadar etkisini göstermiştir.

Aşağıdaki sayfalarda, paylaştığım metinler ile, antik dönemden 20.yüzyıla bölgedeki gelişmelerin özetini vermeye çalıştım. 

B.Berksan





Mısır'ın jeolojik tarihi dört büyük fiziksel bölge ortaya çıkarmıştır :

Nil Vadisi ve Nil Deltası

Batı Çölü (Nil'den batıya, Libya sınırına kadar)

Doğu Çölü (Nil Vadisi'nden Kızıldeniz kıyısına kadar uzanır )

Sina Yarımadası

Mısır, dünyada en fazla su sıkıntısı çeken sekizinci ülke.

Mısır'ın toplam alanının yalnızca yaklaşık %5'ini kaplamasına rağmen; Nil Vadisi ve Nil Deltası ülkenin tek ekilebilir bölgeleri olarak en önemli bölgelerdir ve nüfusun yaklaşık %99'unu destekler. Nil vadisi, Asvan'dan Kahire'nin dış mahallelerine kadar yaklaşık 800 km uzanır. Nil Vadisi Yukarı Mısır olarak bilinirken, Nil Deltası bölgesi Aşağı Mısır olarak bilinir. Bazı kısımlarda dik kayalık uçurumlar Nil kıyıları boyunca yükselirken, Nil boyunca diğer alanlar düz olup tarımsal üretim için alan sunar. Geçmişte, yaz aylarında Nil'in taşması, aksi takdirde çok kuru olan topraklarda tarımı mümkün kılmak için silt ve su sağlamıştır. Asvan Barajı'nın inşasından bu yana, Nil vadisindeki tarım sulamaya bağlıdır. Nil deltası düz, alçak alanlardan oluşur. Deltanın bazı kısımları bataklık ve su basmış olduğundan tarıma uygun değildir. Deltanın diğer alanları tarım için kullanılmaktadır.

Rosalie, David (1997). "Coğrafya ve Tarihsel Arka Plan". Antik Mısır'ın Piramit Yapıcıları: Firavun'un İş Gücünün Modern Bir Araştırması . Routledge. s. 14.



Nil'in özellikle merkez ve ekvatoral Afrika'sındaki uzak yerleşimlerinde sayısız kolları olmasına rağmen, işin çoğunu yapan nehrin üç koludur. Birincisi, Etiyopya'nın dağlık bölgelerinden aşağı inen Atbara, nehrin toplam yıllık hacminin yedide birini taşır. Sel mevsiminde şiddetli bir taşkın Etiyopya'nın dağlık arazisindeki muson yağmurları ve eriyen karlar kanalını doldurduğunda, sel olmayan mevsimde kuru bir yatak haline gelir. 

Etiyopya'nın dağlık bölgelerinde de Yükselen Mavi Nil, yirminci yüzyıla kadar Mısır'ın tarımsal refahının kritik kaynağıydı. Taşkın mevsimi boyunca Etiyopya yaylalarından çok miktarda alüvyon yüklü su taşırdı ve bu zengin toprağı Nil Vadisi havzasında biriktirirdi. Çoğu sel mevsiminde olmak üzere, nehrin toplam kapasitesinin yedide dördünü taşır. 

Sonunda Victoria Gölü'nden aşağı çöken ve sudd olarak  bilinen Güney Sudan'ın bataklık arazilerinden geçerek kuzeye doğru kıvrılarak ilerleyen ve Hartum' da Mavi Nil ile birleşen Beyaz Nil gelir. Nil sularının kalan yedide ikisini taşır. Mısır'ın yıllık taşkınında o da kritik öneme sahiptir, çünkü yıl boyunca sabit bir su kaynağı sağlar. Böylece, ana Nil Nehri'ni yumuşatır ve sel sularının dünyanın diğer büyük nehirlerin de sıklıkla olduğu gibi şiddetli ve öngörülemez olmasını engeller. Nil, Sudan'ın başkenti Hartum'dan Akdeniz'e kadar, yalnızca tek bir kol olan Atbara'nın yardımıyla ve önemli yağış olmaksızın 1.600 mil daha akar. Yine de Asvan'dan Akdeniz'e kadar uzanan "uzatılmış bir vaha" yaratmak için yeterli su ve zengin toprak bırakır. Mısırlılar öncü antik kültürlerini bu uzun vahada yaratmışlardır.

..

Değişim, Mısır'ın uzun tarihinin de önemli bir özelliği olmuştur. Tarihsel dönem aralıkları somut biçimde hissedilmektedir. Yaklaşık üç bin yıl süren eski Mısır kültürü, nihayetinde Yunan ve Roma fetihlerine yol açmıştır. Mısırlıların kadim dili kullanım dışı kalmış ve antik çağların büyük anıtlarının çoğu ya kumlar altında kalmış ya da malzemeleri başka yerlerde kullanılabilecek şekilde yıkılmıştır. Daha sonra Yunanların ve Romalıların çoktanrılı kültürü yerini Hristiyanlığa, ardından yeni bir dünya dini ve yeni bir dil başlatan İslam' a bıraktı. İslam müstakil bir varlık değildi çünkü bir grup Müslüman fatih diğerini sırayla tahtından etti. Parlak bir Şii hanedanı olan Fatimiler, yerini Eyyubilere, sonra Memluklere ve nihayet Osmanlılara bıraktı. Ardından yeni bir yabancı fatihler grubu geldi: Fransızları, çarpıcı bir Türk-Çerkez  hükümdarlar ara döneminden sonra İngilizler takip etti. Çağdaşlar, Mısır'ın bugünkü rejimini firavunlar ve Memluklerle karşılaştırsalar da, 1950'lerden beri Mısır'ı yöneten erkekler  Mısırlı olmalarıyla övünüyorlar ve firavunlardan bu yana ülkeyi yöneten firavunların ilk doğma büyüme oğulları olduklarını iddia ediyorlar.

Üç kıtanın (Avrupa, Asya ve Afrika) bir köşesinde yer alan Mısır'ın muhakkak coğrafi ve stratejik önemi nedeniyle, bu topraklar çoğu zaman işgalci olarak çok sayıda yabancıyı kendine çekmiştir. Hiksoslar, Yunanlar, Romalılar, Araplar, Memlukler, Osmanlılar, Fransızlar ve İngilizler (bazıları şimdi Amerikalıları da ekliyor) ülkeye egemen olmuşlar, dillerini, nüfuslarını ve yaşam biçimlerini aktarmışlardır.

Kısa Mısır Tarihi, Robert T.Lingor, Say Yayınları, 2010

Eğer Eski Mısır yazısının MS 4. yüzyılda ortadan kalkması bu uygarlığın sonu anlamına geliyorsa, yaklaşık 3000'deki icadı da onun başlangıcı olduğu anlamına mı gelmekteydi? Tek bir olay yeni bir çağın başladığına işaret etmez, ancak yaklaşık 3400-3000 arasında Mısır'da köklü ve birbiriyle ilintili değişiklikler meydana gelmiş ve yeni bir toplum ortaya çıkmıştır. Bu yenilikler arasında en erken yazı denemelerinin yapıldığı 3250'den, ilk tam cümlenin yazıldığı 2750'ye kadar yüzyıllarca süren bir sürecin sonunda gerçekleşmiş yazının icadı da bulunmaktadır. Dördüncü binyılın sonunda birliğini sağlamış bir Mısır devleti ortaya çıkmıştır ve bu dönem -her ne kadar sınırları belirsiz olsa da- Mısır tarihinin başlangıcı kabul edilebilir. Doğal olarak birliğin sağlanmasından önceki dönem -Mısır prehistoryası önemsiz değildi; ülkenin birçok tarihsel unsuruna ait tohumlar içermekteydi. 

...

Eski Mısır'ın sınırları neredeydi? Bugün modern Mısır ülkesinin Arapça adı, Yakındoğu halklarının milattan önceki binyıllarda verdiği adın aynısıydı: Mısr. Başka halklar ise Memfis'te bulunan bir tapınak ve tapınağın adını verdiği semt Hikuptah'tan türetilmiş olması muhtemel Yunanca bir terim olan Aegyptos'un bir biçimini kullanmaktadır. 

Antik ve modern ülkeleri eşitlemek kolaydır, ancak günümüzün sömürgeci güçler tarafından çizilmiş şaşırtıcı derecede düz sınırları Eski Mısır'ın sınırlarını oluşturmaz. Bu sınırları ancak ülkenin her daim hayat damarı olmuş Nil Nehri'ni başlangıç noktası alarak akılda daha iyi canlandırabiliriz. Modern Kahire'nin güneyi boyunca uzanan dar bir vadide akarak şehrin kuzeyinde geniş bir alüvyon araziye yayılan nehir, insanların tarım yapmasına, köylerle şehirlerde yaşamasına ve ülkenin tarihini yazmak için kullandığımız anıtlar ve diğer yapıları inşa etmelerine imkan sağlamaktadır. 

Asvan'daki Birinci Çavlan'dan Akdeniz'e kadar olan kısım, geçmişte olduğu gibi bugün de Mısır'ın çekirdeğini oluşturmaktadır. Bu çekirdek bölgede yaşayan insanlar, onun ötesindeki Doğu ve Batı çöllerine ve Birinci Çavlan'ın güneyine uzandılar. Zaman zaman çok geniş alanlara ulaşmayı başardılar. Bu sayede batıdaki uzak diyarları, kuzey ve doğuda Akdeniz kıyılarındaki çeşitli yerleri ve modern Sudan'ın içlerine kadar giden Nil Vadisi'nin belirli kesimleri üzerinde etkili oldular.

Eski Mısır Tarihi, Marc Van De Mieroop, Homer Kitabevi ve Yayıncılık Ltd. Şti.,2019

Kaynaklar:

Kısa Mısır Tarihi, Robert T.Lingor, Say Yayınları, 2010

Axis 2000-Milliyet Hachette

Eski Mısır Tarihi, Marc Van De Mieroop, Homer Kitabevi ve Yayıncılık Ltd. Şti,2019

Rosalie, David (1997). "Coğrafya ve Tarihsel Arka Plan". Antik Mısır'ın Piramit Yapıcıları: Firavun'un İş Gücünün Modern Bir Araştırması . Routledge.

Hellenistik Dünya Tarihi, Malcolm Errington, Homer Kitabevi ve Yayıncılık Ltd. Şti,2017

Tarih Öncesi Çağlardan Günümüze: Mısır, Ersal Yavi, Necla Yazıcıoğlu Yavi, Yazıcı Yayınevi, 1996

Modern Ortadoğu Tarihi, William L. Cleveland, Agora Kitaplığı, 2008

A History of the Modern Middle East, William L. Cleveland, Martin Bunton, Seventh edition published 2025 by Routledge

The Roudlage Atlas Arab İsraeli Conflict. Martin Gilbert

Atlas Historique du Moyen Orient, Florian Louis

Atlas of İslamic History, PETER SLUGLETT with ANDREW CURRIE Routledge

World History  Encyclopedia


🔎 Antik Mısır

🔎Mısır'da Helenistik Dönem ve Roma Hakimiyeti

🔎İslamiyet Dönemi Mısır

🔎Memlukler

🔎Mısır'da Osmanlı Dönemi

🔎Mısır 19.Yüzyıl

🔎Mısır 20.Yüzyıl


12 Temmuz 2024 Cuma

İran

Yakın uzak komşumuz İran.

İran’a ilgi son yıllarda giderek artıyor. Şah dönemini de yaşamış bizim kuşaklar için İran aslında yakın ama ilgi açısından uzak bir coğrafyaydı. Özellikle Rıza Pehlevi döneminde İran, petrol gelirlerinin sağladığı maddi olanaklar ve ABD’nin bölge politikalarının da etkisi ile, Orta Doğu’nun en önemli güçlerinden biri, belki de birincisi olma hevesi ile hareket ediyordu. Ayrıca Şah, ulusal kimliği güçlendirme adına antik döneme kadar giden tarihsel mirası ve sembolleri kullanmayı (Daha önceki birçok tarihsel devlette olduğu gibi) bir devlet politikası olarak öne çıkarmıştı.

Bilindiği gibi İslami Devrim, süreci bambaşka bir yöne çevirdi. İran kültürel olarak kendine özgü bir İslam inşa etmek için zaten yeterli kodlara sahipti. Mollalar tarihten gelen konumlarını da kullanarak, önceki monarşinin ve Pehlevi yönetiminin hataları üstüne yeni bir rejim kurdular.

İran kültürel belleği, bulunduğu coğrafyada yerleşik kültürün devamlılığını sağlayacak yeterli veriyi barındırmaktadır. Eskinin kadim hanedanları, farklı toplulukları yönetme becerisini kendinden önceki  hanedanlar ile bağlantılı oldukları iddiası ile göstermişlerdi. Mollalar ile ortak bir yön de vardı. Her zaman “din” olgusu, yönetici elite geniş bir coğrafyada yönetme yetkisini kullanmadaki en önemli faktörlerden biri oldu.

“Ön-İran dilini konuşan kabileler, şimdiki yerleşkelerine yaklaşık üç bin yıl önce geldiler. Bölgeye yeni gelenler, geniş bir dil ve kültür yelpazesine sahip mevcut sakinlere göre sayıca üstündüler. Bunlardan bazısı örneğin Elamlılar, Babilliler ve belki de Ciruftlular kendi başlarına büyük ve eski uygarlıkların mirasçılarıydılar. Bu halklar öylece ortadan kaybolmadılar. İlerleyen zaman diliminde İran dilini benimsemiş olsalar da kendi kültürleriyle İran medeniyetine katkıda bulunmuşlardır. Aslında, çoğu büyük uygarlık gibi, İran da birçok farklı mirasın birleşmesiyle ortaya çıkan karma bir kültür olarak anlaşılmalıdır. Antik çağlardan günümüze, İran toplumu çok ırklı, çok dilli ve çok dinlidir.” (1)

Burada bir konuya daha değinmeliyiz. “İran platosunun Zağros sıradağlarıyla ayrılmış batı kıyılarının diğer tarafı, Dicle ve Fırat nehirlerinin suladığı verimli Mezopotamya, bugün modern Irak ulusu ile ilişkilendirilse de 2500 yıl öncesinden erken modern zamanlara kadar siyasi olarak İran'ın bir parçasıydı. Nitekim, nüfusu ve ekonomisi İran platosununkinden önemli ölçüde daha büyük olduğu için, Mezopotamya, sakinlerinin çoğu ne etnik ne de dilsel olarak İranlı olmasına rağmen, tarih boyunca İran dünyasının politik ve ekonomik merkeziydi.” (2)

Başkenti Şiraz olan Fars eyaleti, antik dönemin ünlü iki kentinin de bulunduğu bölgedir. Persepolis ve Pasargad buraya antik dönemde yerleşen ve Pers adı verilen halkın kurduğu kentlerdir. Yunanlılar daha sonra tüm bölgeyi kontrol eden halka verdikleri isimden dolayı, kurulan imparatorluğu Persia olarak adlandırmıştır.  “İslam fethinden yüzyıllar önceki Sasani Persia'sı (Sasaniler), on altıncı ve on yedinci yüzyıllardaki Safevi Persia' sı (Safeviler) ve on dokuzuncu yüzyıldaki Kaçar Persia'sı (Kaçarlar). Ancak bu imparatorlukların halkları kendilerine İranlılar ve topraklarına ise İran demişlerdir.  Bu isim "soylu" anlamına gelen bir kelimeden türemiştir. Sanskritçedeki benzer bir isimle ve on dokuzuncu yüzyılın sonlarında ve yirminci yüzyılın başlarında ırkçı ideolojiler tarafından kullanılan ve tahrif edilen "Aryan" terimiyle aynı kökene sahiptir.” (3)

“İran” nitelemesinin Sasanice “Eranşahr” (Aryenler Ülkesi) tasarımından geliştiği, tarihsel olarak saptanmalıdır. Eski Sasaniler, bu politik kavramı M.S. 3. yüzyılda yarattılar; çünkü iktidarlarının meşrulaştırılması amacıyla, kendilerini batmış olan eski İran büyük imparatorluğu (Ahamenitler) ile İranlı mitsel eski kralların mirasçıları ve İran’da kök salmış Zerdüşt inancının yandaşları olarak göstermeyi düşünüyorlardı." (4) İran isminin resmi olarak kullanımı Rıza Şah’ın 1935 yılında aldığı bir kararla olmuştur.

İran hiçbir zaman batı benzeri toplumsal süreçleri yaşamadı. Merkezi yönetimler bölgesel olarak el değiştirirken, İran coğrafyasının geleneksel bölgesel yerel güçleri iktidar bileşeni olarak rol oynadılar. Tarihi bölgelere egemen olan aşiret/büyük aileler yönetim aygıtına güçleri oranda ya katıldılar ya da hasım olarak çatışmacı bir tutum izlediler.

İran’ı yöneten güçlerin 4.yüzyıl ortalarından itibaren kendilerine sorun yaratan Akhunlar’ı Göktürkler’in yardımı ile 6.yy. ortalarında ortadan kaldırdıklarını biliyoruz. Turani güçlerin giderek batıya hareketi sonucu İran ile temaslarının arttığını, Arap fethi sonrasında bölge ordularında Türk unsurunun temel güç olması paralelinde, siyasal denklemde önemli bir aktör haline geldikleri görülüyordu. 11.yy’dan 20.yy. ilk çeyreğine kadar, Moğol İlhanlılar dönemi dışında bölgeyi Türk asıllı ya da Türkçe konuşan hükümdarlar yönetti.

İran’ın coğrafyasına dönersek, kadim kültürler ile komşuluk ilişkileri bağlamında zengin bir birikimden söz edebiliriz. Her şeyden önce Fars bölgesi Mezopotamya ile iç içeydi. Elam döneminde Mezopotamya yönetim gelenekleri bu coğrafyanın yabancısı değildi. Antik dönemde Pers (Ahamenid) Yunan ilişkileri, daha sonra Helenistik dönemde İskender ve ardıllarının mirası, Part döneminde Roma ve daha sonra Bizans komşuluğu, İslam fetihleri sonrasında Arapça’nın etkisi, doğuda ipek yoluyla Çin ile ilişkiler, Hindistan ile ticaret ve kültür alışverişi öne çıkanlarıdır. Modern dönemde kuzeyde komşusu olduğu Rusya’yı ve her dönem Kafkas kültürlerini de saymalıyız.

Farsça (Persçe) Hint-Avrupa dillerinin önemli bir damarını oluşturuyor. Etkisi bugünkü İran ulusal sınırlarını çok aşan geniş bir coğrafyada konuşulan bir dil olarak günümüzde de görülmektedir.  Avrupalıların köken arayışında dilsel akrabalığın da etkisiyle üretilen teoriler, İran’a olan ilgiyi arttırmıştır. Özellikle antik dönem ve öncesine romantik bir bakış ile yaklaşan batılı araştırmacılar, İran tarihinin ortaya çıkarılmasında gayret göstermişlerdir. Petrolün bulunması ve İran’ın stratejik konumu nedeniyle bu ilgi İngiltere ve Rusya’nın ana aktörler olduğu yayılmacı bir nitelik kazanmıştır. İkinci Dünya savaşı sonrası, birçok yerde olduğu gibi İngiltere’nin yerini ABD’leri almış, 1979 devrimiyle İran’da İslam Cumhuriyeti kurulmuştur.

Bugünkü İran’ı tanımlamak kolay değildir. Kendine özgü rejimiyle İslam kültürünün egemen olduğu bir toplumsal yapıdan söz edebiliriz. Aşağıda bağlantılarda paylaştığım alıntı, harita ve tablolar, giriş niteliğinde olup, meraklı okuyucu kendi yolculuğuna devam edebilir.

Buraya yolu düşenlerin ilgili sayfalara yapacağı eleştiri ve yorumlar hepimizin anlama çabasına katkı verecektir.

B.Berksan

(1) İran Tarihi, Richard Foltz, İnkılap Yayınevi, 2021

(2) R.Foltz

(3) R.Foltz

(4) Antik Pers Tarihi, Josef Wiesehöfer, Telos yayıncılık, 2002



Bugünkü İran’ın devlet sınırları, coğrafi olarak, kenar sıradağlarla çevrelenmiş, çukurlardan ve kısmi havzalardan oluşmuş bir iç dağlık ülke olarak betimlenebilir. Kuzeyde, Hazar Denizine bitişik (eski volkanik Demavend, 5604 m., ile birlikte) Elburz dağları ve 7000 metreden yüksek Hindukuş üzerinden Pamir’e devam eden Kuzey İran kenar dağları bu çerçeveyi oluştururlar; güneyde, Luristan, Huzistan ve Fars topraklarında, birçok paralel sıradağlar halinde güneydoğuya doğru uzanan (zaman zaman 3000 metreyi aşan yükseklikleriyle) Zagros sıradağları, İran’ı Mezopotamya ve Iran Körfezine karşı korumaktadır. İç Iran, Kuhrud ya da diklemesine giden doğu İran sınır dağları gibi sıradağlarla, akıntısız çukurlara ve havzalara bölünmektedir; bunların için de, ırmaklar tarafından tuz içerikli kille doldurulmuş ve yağış dönemlerinde tuz bataklıklarına dönüşen geniş çöller bulunmaktadır. Kuzeydeki Dest-i Kavir, dünyanın en büyük tuz çölüdür. Tuzlu kalıntı göller de, İran’ın kuzeyindeki dağlık bölgenin sembolüdür. Doğu’da, Belucistan’dan kuzeye doğru uzanan ve Hindukuşla birleşen sıradağlar sınırı oluşturmaktadır.

Antik Pers Tarihi, Josef Wiesehöfer





Yukarıdaki tabloda da görüldüğü gibi, günümüzde üç ülke İran dilleri konuşmaktadır; İran, Afganistan ve Tacikistan. Ayrıca bir çok bölgede de dil akrabalığı görülmektedir. Aşağıda bağlantılarda yer alan metinlerde de görüleceği gibi, İran kültürel etkisi bugünkü İran sınırlarını çok aşan bir genişliktedir. B.Berksan

Haritadaki oranları Vikipedi'den güncelledim. Modern dönemde bölgedeki İran ilgisinin mezhep bağlantısı açık olarak görülmektedir. Özellikle İslam devrimi sonrası İran'ın iç ve dış siyasetindeki gelişmeleri ve genel İran kültürünü anlamlandırmakta yine bu harita dikkate alınmalıdır. 


Kullanılan Kaynaklar:

İran Tarihi, Richard Foltz, İnkılap Yayınevi, 2021

İran tarihi, Pers İmparatorluğundan Günümüze, Gene R. Garthwaite, İnkılap Yayınevi, 2011

İran: Aklın İmparatorluğu / Michael Axworthy, Say yayınları, 2017

100 Soruda İran, Mohammed Reza Dijalili, Thiery Kellner, Bilge Kültür Sanat, 2017

Antik Pers Tarihi, Josef Wiesehöfer, Telos yayıncılık, 2002

Antik Yakın Doğu. Ed: Umberto Eco, Massimo Maiocchi, Alfa Yayınları

Sasanian Persia,  Touraj Daryaee,  I.B.Tauris & Co. Ltd in association with the Iran Heritage Foundation, 2009

THE POLITICAL HISTORY OF IRAN UNDER THE SASANIANS by R. N. FRYE, Professor of Iranian, Harvard University  (The Cambirdge History of İran içinde)

Sasanian Empire, Matt Clayton

İslamiyet, Gustave Edmund Von Grunebaum, Bilgi Yayınevi

https://iranicaonline.org/articles/elam-i

İran Moğolları, Siyaset, İdare ve Kültür, İlhanlılar Devri, Bertold Spuler, Türk Tarih Kurumu, 2011 (3. Basım)

Moğollar ve İslam Coğrafyası, Peter Jackson, Selenge Yayınları, 2022

Samaniler, Yüksek Lisans Tezi, Tülay Yürekli , 2002

İlk Müslüman Türk Devletleri, A.Ü.A.Ö.F., 2011

Ortaçağ ve Yeniçağ Türk Devletleri Tarihi, , A.Ü.A.Ö.F.,

Modern İran Tarihi, Ervand Abrahamian, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2008

İran Meşrutiyet Devrimi, Bijan Cezani, Kaynak yayınları, 2014

lran: Bir Devrimin Tükenişi, Farhad Khosrokhavar,  OlivierRoy, Metis Yayıncılık, 2000

Yaralı Bilinç, Daryush Shayegan, Metis Yayınları, 1991

Ketlenmiş Halk İran, Hamid Dabashi, Metis Yayınları,

Hatemi’nin İran’ı, Sami Oğuz, Ruşen Çakır, İletişim Yayınları, 2000

Modern Ortadoğu Tarihi, William L. Cleveland, Agora Kitaplığı, 2008

Ortadoğu Tarihi, Anne-Laure Dupont Catherine Mayeur-Jaouen Chantal Verdeil, Doğu Batı Yayınları, 2022

İran Kültürü, Prof.Dr.Nimet Yıldırım, Pinhan Yayıncılık 2016

Atlas of Islamic History, Peter Sluglet Andrew Currie

Atlas of Classical History, Routledge, 2023

Konular
🔎 Baktria